Bu seferki röportajımızda INTERNET ortamlarında yıldızı parlayan, 'ailenizin yazarı ve şairi' olarak bilinen Mehmet Emin ARI ile görüştük
G.A. Merhaba Sayın ARI. Sizin kibar bir adam olduğunuzu söylemişlerdi ama Editör özellikle talimat verdi, dobra konuşacakmışım. Kusura bakmazsınız umarım.
MEA. Ne demek! Er meydanı burası. Diğer türlü zaten şaibe çıkar. Kalemini korkak alıştırma. Bizim verilemeyecek hesabımız yok.
G.A. Ne zamandan beri yazıyorsunuz?
Kafamdaki yazar kendini bildim bileli hep yazıyordu ama kağıda dökmek işi altı yıl önce başladı. Okurlara iletme işi ise son dört yıldır. Bu kısım bence daha önemli. Aşağı yukarı herkes yazar ama yazdıklarını sunmak farklı bir şey. Bir tür teşhircilik. Bence her yazar biraz teşhircidir. Bu açıdan her yazara sorulması gereken soru ne zamandan beri yazıyorsunuz değil de, "ne zamandan beri soyunuyorsunuz?" olmalı.
Kendini ortaya koymak, deşifre etmek, günah çıkarmak vs. ne derseniz deyin, bakan gözlere başkaldırı şeklinde başlar yazarlık. Bu da aslında bir tür cesaret ve aynı zamanda edepsizlik. Nerden baktığınıza bağlı.
G.A. Bana gelen bilgilere göre, okurlarınızla interaktif bir ilişki içindeymişsiniz. Okurdan gelen taleplere göre yazdığınızı söyleyebilir miyiz? Nasıl oluyor yani
interaktif?
MEA. Çekirdek okur kitlem dediğim ve benim bir yazar olduğuma benden önce inanan çok değerli bir grup okurum var. Onlarla uzun zamandır e-mail, telefon vs. ile görüşüyorum. Hatta onlardan kazak, yeşil can eriği, kışın tarhana ve canlı tavuk gibi garip hediyeler alıyorum. Buna bir tür bartering diyebiliriz. Bu açıdan interaktif bir ilişki içindeyim.
Müstehzi gülümsemenizin ardındaki satır arasını okumak zor değil. Sizin soramadığınızı ben sorayım. Bayan okurlarla daha mı interaktif oluyorum? Cevap, evet. Her hafta on tane kahve içme teklifi alırsan, sen de benim gibi kafein bağımlısı olursun ama ölçüyü kaçırdığımı kimse söyleyemez.
Ayrıca bakıyorum gazoz ağacı da televole kültüründen etkilenmiş. Ben edebiyat konuşacağımızı sanıyordum, siz kaç tost yediniz diyorsunuz? Teessüf ederim. Ayrıca ben kimsenin VCD koleksiyonunu sormuyorum netekim. .
G.A. - Okurlarınızdan bazılarıyla da tanıştığınızı biliyoruz. Bunu imza günü olmadan yapmak nasıl bir his? INTERNET ortamı mı sağlıyor bunu?
MEA: İnsan Internet üzerinden okurlarına ulaşınca ister istemez bir yabancılaşma yaşıyor, yani yazıyı yazıyorsunuz ve "click"leyip gönderiyorsunuz. Bu noktada bombardıman uçağı pilotu ile aynı psikolojiye sahipsiniz. Bir şekilde yaptığınız etkiyi görmek istiyorsunuz. Bunu görmenin en doğrudan yolu, okurla buluşmak. Kim ne derse desin her yazar "etkilemek" ve "etkisini" görmek ister. Sanat, sanat için yapılır, bu tartışma götürmez ama halkın alkışını da duymak isteriz.
Bayan okurlarla tamamıyla saf edebi amaçlarla buluştuğumu söylemek safdillik olur ama şimdiye kadar da kimsenin kolasına uyku hapı atmadım. Bunun kayıtlara geçirilmesini özellikle istiyorum.
G.A. Sizce INTERNET ortamı, genel anlamda edebiyatı dönüştürecek mi? INTERNET kullanıcısı, yeni bir tür 'okur profili' mi oluşturuyor?
M.E.A.Internet sadece edebiyatı değil, tüm bir yaşam biçimini değiştirecek ve değiştiriyor. Her ne kadar klasik okul "kağıt kokusu" ve "dolmakalem" diye tuttursa da Internet edebiyata farklı bir şey getiriyor. Okur ile yazar arasındaki aşılmaz yabancılaşma bir şekilde azalıyor. Bir diğer nokta ise, su başlarını tutmuş yayıncı, eleştirmen ve edebiyat dergisi şeytan üçgeninden bağımsız bir yayıncılığı Internette yapmak mümkün. İyi bir yazarsanız okura ulaşmak için kimseye eyvallahınız yok artık. Açın bir web sitesi, yayınlayın. Yani artık rol kapmak için yönetmenin yatak odasından geçmeye gerek yok.
Klasik okul bundan hoşnut değil çünkü edebiyat üstündeki tekelleri biraz olsun azalıyor çünkü hala online değiller. Dinazor demeye dilim varmıyor ama...
Bir diğer nokta ise etkileşim. Okur-yazar ilişkisinde eskiden okur pasif taraftı. Artık öyle değil. Bir çok e-zine dergide okur doğrudan eleştiri ve forumla olaya katılıyor. İmza günlerinin sabırlı hayranı yerine yazma işine dolaylı olsa da katkısı olan okur formatı çıkıyor. Bu da, kim ne derse desin edebiyat üstünde bir katalizördür.
G.A. Şimdi biraz ukalaca bir soru sorayım: Yazma amacınız nedir? Yazı yazarken neyi amaçlıyorsunuz? Didaktik olmak veya etik mesajlar vermek gibi düşünceleriniz olduğunu söyleyebilir miyiz?
MEA. Yazılarımda didaktik kısımlar var. Bazen etik mesajlar da veriyorum ama asla bunları amaç edinmedim. Doğrunun bulunan değil üretilen bir şey olduğunu gördüğümden beri bunu hiç yapmadım. Yaşam kısmi olarak kağıda dökülebilir ama geneli bir kitaba sığmaz. "Bak ben yaşamı anladım, işte yazıyorum, beni oku, sen de anla" demek entelektüel küstahlıktır. Zaten bunu yapan yazar, ilkokul hayat bilgisi kitabından öte bir şey yazamaz. Üstün zeka yoktur, üstün kavrayış vardır.
Yazarken amaçladığım tek şey var; keyif almak. Bir tür kaçış çünkü yaşam gerçekten sıkıcı. Hele insanlar inanılmaz sıkıcı. Hayal etmek, kendi yol haritamı ortaya çıkarmak ve deniz kenarında kumla oynayan bir çocuğun sorumsuzluğu ile mutlu olmak.
Gerisi yan ürün.
G.A.. Gazoz Ağacı'nı düzenli olarak takip ettiğinizi biliyorum. İçerik ve şekil yönünden Gazoz Ağacı'na nasıl eleştiriler getirebilirsiniz mesela? (Bunu sormamı Editör özellikle rica etti. Peşin söylüyorum burada söyleyecekleriniz kayıtlara geçecek ve ileride aleyhinize delil olarak kullanılabilecektir. Neden bahsettiğimi anladığınıza eminim)
M.E.A. İçerik bomba gibi ama şekil berbat. İnsan en azından bir ağaç resmi görmek istiyor ama nerde! Yazarlardan özellikle İffet Aymaz'ı beğeniyorum. Münevver bir ablamız, saygımız sonsuz. Alper Eğmir'in yazılarını yakından takip ediyorum ama bazen Fransızcam yetmiyor. Aklı kafasına dar gelen münevver bir zat ama kendisinde bir kara delik mevhumu sezinliyorum. Tuba Çiçek hanımın çıtır mevzundaki marjinal yaklaşımlarını çok hoş buluyorum fakat yine de bu elma şekeriyle ana okullarının önünde görülmesini tasvip ettiğim anlamına gelmez. Çağatay bey iyi yazar ama maalesef kozmolojiyi geriden takip ediyor. Dünya dört milyar yıldır global be annem! Hala niye itiraz ediyorsun? Maksat çıkıntılık. Levent Bayındırlı ise saldım çayıra mevlam kayıra hesabı harala gürele yazıyor. Senden büyük RTÜK var be koçum! Allahın zopası yok netekim.
G.A. İnternette forward zinciri ile dolaşan şehir efsaneleriniz var. "Bir megamarketi çıldırtmak" ve "Kuzey Anadolu fay hattı". Paranoyak ve manyak mısınız? Bunlar niye bu kadar ilgi gördü? Yaşananlar gerçek mi?
MEA: Komplo teorilerine asla inanmam ama onları yazmayı çok seviyorum. "Bir megamarketi çıldırtmak" adlı öyküm bilgi işlemciler arasında hit oğlu hit oldu. Tartışma listelerinde tartıştılar, beni tebrik ettiler vs. yani bir deli öykü yazmış kırk akıllı konuşmuş gibi oldu. Açıkçası bu kadar bir ilgiyi beklemiyordum.
Ezici bir çoğunluk bu öykünün doğru olduğuna inanıyor, hatta Ankara'da Real hipermarketi aramışlar. Real de beni aradı, "aleme ayar olduk" diye. Bu kadar popüler olmasının nedeni içinde barındırdığı fikrin basit ama çok etkileyici olması. Bir diğer neden ise büyük sistemlere karşı duyduğumuz nefret.
"Kuzey Anadolu fay hattı" ise deprem paranoyasını, komplo teorisi ile birleştiren bir öyküm. Bir çok mail aldım, bu gerçek mi diye? Maalesef kurgu. Teknik detaylara girmeyeceğim ama pratikte mümkün değil bu.
Ama Türk insanı komplo teorilerini çok seviyor ve inanıyor çünkü komplo teorisi aslında hayatın neredeyse dini bir yorumudur. Doğu düşünce tarzına çok uyar.
İlk başlarda çok eğlendim ama sonra insanların bu kadar inanmaya hazır olmaları beni tedirgin etti.
G.A. Şiir yazmak makale yazmaktan daha mı kolay?
Şiir çok farklı bir şey. Kendine has bir akışkanlığı var ama bu kolaylık anlamında değil. "İlham" dedikleri şey aslında bir tür mistik deneyim gibi. Gerçekten nitelikli bir şiiri yazarken ruhunuz bir denizin kıyıdan çekilmesi gibi her şeyden elini eteğini çeker ve başka bir özne ya da irade sizin ağzınızdan konuşuyormuş gibi hissedersiniz. Bir tür vahiy hissi yaşarsınız. Bu konuma gelmek çok zor, aşka benziyor, kendiliğinden oluyor ama bu aşamadan sonra her şey dökülür, çok kolaydır. Sonuç olarak hem kolay hem zor.
Bu noktada gerçekten nitelikli bir şiiri tanımlamak şart. Bir şiir size saplanıyorsa, o iyi bir şiirdir.
G.A. Şiir yazmak için belli bir duygu yüklenmesi gerektiğini öne sürer bazıları. Peki düz yazı yazmak için de belli bir yüklenme, ne bileyim 'bilgi yüklenmesi' vs. gibi bir önkoşul olduğunu düşünüyor musunuz?
Tabi ki entelektüel birikim şart ama tek başına yeterli değil. Kitaplardan kitap çıkarmak her zaman mümkün olmuyor. Birikim malzemedir, ressamın boyaları ve fırçası gibi. Çok fazla boya ve fırça sizi Van Gogh yapmaz. Benzer şekilde çok okumak, çok kitabı olmak vs. tek başına insanı yazar yapmaz. Kim ne derse desin yazarlık bir yetenek işidir. Çalışma, eğitim, birikim vs. bu yeteneği keskinleştirip tıraş edilmiş bir elmasa dönüştürür. Ama kömür için yapabileceğiniz bir şey yok.
G.A. Yazarı okurdan ayıran bir mahiyet farkından söz edebilir miyiz? Yoksa yazar dediğimiz şahsiyetin okurlardan tek farkı 'Bu konuda benim söyleyecek bir sözüm var' diye ortaya çıkması mı? Nedir yani?
"Başlangıçta söz vardı" ve "Allahın adı ile oku" diye başlar kutsal kitaplar. Eskiden yazar, bilge arketipini yaşatan kişiydi. Günümüzde ise bence yazar çığlığını yüksek sesle atan kişidir. Diğerleri sessiz çığlıklar atıyor. Tek üstünlüğü bu bence.
Birikim, duyarlılık ve entellektüellik açısından okurdan çok üstün değil bence. Farkı cesareti. Ha! Çığlığını yüksek sesle atıyor da ne oluyor? Tartışılır.
G.A. Yazılarınızda mizah unsurunu pek gözetmediğiniz ama yazılarınızın genel anlamda bir tür mizah gibi algılanabileceğini söyleyen bazı okurlarınız var... Siz mizah yazıyor musunuz? Yazmıyorsanız
niye?
M.E.A. Yazdıklarımı okuyanlar bilir, belli bir sabit tarzım yok. Şiir de yazarım, bilim kurgu da. Web sitemi takip edenler bilir, bir hafta hüzünlü bir veda öyküsü, bir sonraki hafta paranoyak bir deprem senaryosu. Sonra bir şiir vs. Mizah da bu kapsamda.
Tarzımın olmaması bana gurur veriyor ve bununla övünüyorum.
Bir yazar olarak şu anda iki eksiğim var: "yada" kelimelerini bitişik yazmak ve yeterince tanınmamış olmak. İkisi de kısa zaman içinde çözümlenecek.
G.A. Amatör yazarlara önerileriniz var mı?
M.E.A. Hiçbir şey. Çünkü yazarlığın yada aşkın ve şiirin hep satır aralarında olduğuna inanırım. Bu da doğrudan öğütlerle aktarılamaz. Ortada bir meslek sırrı yok çünkü bu meslek değil. O yüzden başarıya götürecek bir yolu işaret edemem yapsam bile, göz kararı pirinç, el kararı tuz gibi garip bir tarif olur.
G.A. Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim..
M.E.A. Ben teşekkür ederim. İlk röportajımdı. Biliyorsunuz ilklerin yeri ayrıdır, ilkyardım hariç.
Okurları www.eminari.com sitesine bekliyorum. Çaylar şirketten. Bu arada sen ne zaman geliyorsun Ankara'ya?