|
Diyelim ki herhangi biri ile tanistiniz ve size kendisini tanitirken yukaridakine benzer bir cümle söyledi. Doğal olarak bu cümle size çok saçma gelecektir. SONY vatandasi ne demek? Herkesin bildiği gibi SONY bir sirkettir, Almanya ise bir ülke; SONY 'nin elemani, Almanya'nin ise vatandasi olur. Böyle bir cümleyi söyleyen kisinin saçmaladığını düsünürsünüz. Peki... Diyelim ki zamani oldukca ileri alsak ve böyle bir cümlenin saçma kabul edilmeyecegi hatta günlük yaşamda, normal ve hatta sıradan sayilacagi bir zaman dilimine gelsek? Hemen itiraz edeceksiniz; "Böyle bir zaman dilimi ne simdi nede gelecekte yer alamaz". Aceleci davranmayalim. Böyle bir zaman dilimi var mi? Böyle bir sey olabilir mi? sorularını simdilik bir kenara bırakalım.
Bu satırlarin sahibi insanlığın belki sirket-vatandaşlığı kadar radikal olmasa da, bu tür bir yeni kimlik tanımının var olduğu bir geleceğe doğru evrimlestigine inanmaktadir. Peki neden?
Geleceğin anahtarı geçmiste gizlidir. Bu yüzden bize yaşadığımız çağı anlamak için yardımcı olabilecek, bir tür analoji kurmamızı sağlayacak bir tarihi bulalım. Her ne kadar bire bir örtüşmesede endüstri devrimi bize bu konuda yardımcı olacaktır. Hemen hemen bütün ders kitapları endüstri devriminin buhar gücünün bulunması ile başladığını yazarlar. Buhar gücü tek başına oldukca teknik bir konu idi fakat buhar gücünün özellikle üretimde kullanılması sonucunda o zaman hiç kimsenin hayal bile edemiyeceği sosyal yansımalara yol açmış olduğunu ve basit bir teknik konunun çok ötesine geçip sanayi devrimi, kapitalizmin gelişmesi vs. vs. meydana getiren süreçleri başlattığını hepimiz bilmekteyiz.
Şimdi karşımızda duran ve içinden farkında olmadan geçtiğimiz yeni devrim ise
"küresellesme" yada moda deyimi ile "globallesmedir". Farkında olmadan diyorum çünkü şu an için küreselleşmenin getireceği yansımalar hayal gücümüzün sınırlarının ilerisinde olacağına bu satırların yazarı inanmaktadır. Analojimizde buhar gücü yerine ise ulaşım ve iletişimde yer alan büyük gelişmeleri koyacağız. Bu noktada kendimce küresellesmenin anlamını açıklamak istiyorum çünkü çok kullanilan diger "in" kelimeler gibi herkesde degisik anlamlara bürünebiliyor;
Küresellesme;
- Dünyanın çapının zihinsel olarak küçülmesi ( örn. Ankara'da iken Tokyo borsasından hisse senedi alma imkani)
- Sadece insanlarin kafasinda yer alan sınırların, duvarların yok olmasi yada gitgide azalmasi (Sermaye ve bilginin sinir tanimamazligi ve Avrupa Birligi gibi formasyonlarda insanlar içinde sinirlarin kalkmasi ve Berlin duvarının yıkılmasında yaşanan coşkunun simgesel anlamını bir düşünün)
- Iletisim ve ulasim olanaklarinin artmasi ile insanlar, mallar ve fikirlerin ayni anda her yerde olabilme imkani ve her türlü mal ve emek için pazarın dünya çapında genişlemesi.
Her sey buraya kadar güzel. Insanligin büyük gelişim hayalinin parlak evrelerinden birini yasiyoruz. Fakat karsilasacagimiz bir problem var, oda kimlik problemi ve buna bağlı olarak sosyal yapıda meydana gelecek değişikler. Soyut anlamda alırsanız internet, cep telefonu, globallesme, vs. tek başlarına teknik bir konu gibi dursalarda tıpkı buhar gücü sosyal etkileri olacaktır. Bizi şu an için ilgilendiren sosyal etki ise sınırların bu kadar belirsiz oldugu bir dünyada bireyin kimlik tanimi ve bunun iş yaşamına etkisi.
Şu şekilde itiraz edebilirsiniz; internet ve cep telefonu cinsinden şeyler iş yaşamını kolaylaştırmanın dışında ne gibi bir etkisi olabilir?
Olacaktır. Sınırların belirsizleştiği bir dünyada eski kimlik tanimlari ve sosyal yapılar tehdit altına girecek ve uzun vadede de yok olabilir. Eski kimlik tanımları (ben bir almanım, ben bir avrupalıyın vs.) yerini yeni kimlik tanımlarına bırakacaktır.
Kanada 'da bulunan bir SONY fabrikasinda çalisan bir Alman mühendisin kendi kimlik tanimi ne olacaktir? Diyelim ki siz siz SONY 'de çalisiyorsunuz, yani üzerinde günes batmayan bir sirkette. Hala bir Alman vatandasisiniz. Sorun yok diyebilirsiniz fakat bu aşamada size "Doğduğum değil doyduğum yer" sözünü hatırlatmak istiyorum. Yeni kimlik boşluğunu doldurmaya en ideal aday işyeri daha doğrusu üretimin kendisidir.
Bu asamada insan kaynaklari departmanlarini yeni bir sorun beklemektedir; bireyin kimlik tanimi ile sirketin amaçlarini çakistirmak ve paralel hale getirmek. Hatta yeni kimlik tanımları vermek. Bu tanimlardan biride süphesiz "ben = Şirketim" seklinde bir kimlik tanımı olacaktir. Bu yeni kimlik tanimi Japonlarin şirket kültüründe yer alan aidiyet duygusuna benzer fakat ondan daha köklü ve yogun olacak.
Temelde motivasyonu arttirmak için olucturulan ve kökleri eski Japon feodal sistemine dayanan bu aidiyet duygusu ve kimlik tanimi, Japonya 'da oldukça iyi islemis ve meshur japon mucizesinin temel ögelerinden biri olmustur. Tam olarak karsilik gelmese de benzer bir kurumun izleri bizdeki Ahilik geleneginde görülebilir.
Eski kimlik tanımları yerlerini hemen bir gecede yeni kimlik tanımlarına bırakmayacaktır. Arada muhakkakki bir geçiş süreci yaşanacaktır. Bunu kafanızda canlandırmak için "çifte pasaport" durumu ile benzerlik kurabilirsiniz. "BEN " bir Almanim ama ayni zamanda SONY firmasinin bir parçasıyım. Dikkat edin, sihirli kelime
"parçasiyim", elemani degil. Yani SONY firmasını oluşturan bütünün parçalarından biriyim.
Bireyi tanımlarken kullandığımız tanımlar (bir kartvizitte yer alan bilgilerden değilde onun kimliğini oluşturan öğelerden ve onların önem sırasından bahsediyorum, "BEN" bir almanım ve "BEN" Mercedes firmasında calışan bir mühendisim") zaman içinde değişecek ve eskiler yerini yeni tanımlara bırakacak. Bu tür bir aidiyet duygusundan yola çıkan kimlik tanımları sonucunda şirketlerin kimlik tanımlarıda değişecektir. Örneğin, artık SONY firması bir Japon firması olmaktan çıkıp, Japon kökenli SONY'lilerin çoğunlukta olduğu bir şirket olacak.
Bu tür bir öngörü size çok abartili gelmis olabilir. Hatta Nostradamus türü bir kahinlik gibi gelebilir. Ortaçağda milliyetçiliğin yükseleceğini söyleseydik sanırım o fikirde çok abartılı gelecekti. Fakat yolun gittiği yere bakarsaniz menzili görebilirsiniz. Çalışanların işe katılımın arttırılması, yeni İnsan Kaynakları stratejisi vs. bu yoldaki adımların ilkidir. Fakat yine de ingilizlerin dedigi gibi "bekle ve gör" demek de pek anlamlı değil çünkü bu gelisme maalesef bizim görebilecegimiz yakin bir zamana ait gibi durmuyor.
Yine de....
Mehmet Emin Arı
|
|
|
|
|
|