"Hiç
bir şey ummuyorum, hic bir şeyden korkmuyorum, özgürüm..."
Nikos
Kazancakis
Ucuz
reklamlardan tutun da piyasa işi kendini geliştirme kitaplarına
kadar her yerde kutsal bir emir gibi karşıma bu iki kelime çıkıyor:
"Anı Yaşa". Gaipten gelen bir ses mutluluğun ve
bilgeliğin kısa ama etkili formülünü veriyor; yapmanız
gereken tek şey "Anı Yaşamak". Reklamcıların dediğine
bakılırsa anı yaşamak için yapmamız gereken tek şey sattıkları
malı alıp, tüketmek. Ah! keşke anı yaşamak bu kadar bu
kadar basit olsaydı, sattıkları her neyse ondan bir tane
alıp tüketirdik, olur biterdi.
Aslında
anı yaşa demek kulağa bir garip geliyor. Zaten şu
"An" 'da yaşamıyor muyuz? İstesek de istemesek de bu
anın dışında yaşayamayız. Zaman bilincimizin
bir yanılsamasıdır. Karanlıkta hareket eden bir kıvılcımın
çizdiği hayali çizgiye benzer zaman. Aslında
elbette bir çizgi yoktur, çizgiyi yaratan gözümüzün yanılsamasıdır, sadece
kıvılcım vardır. Geçmiş sadece bizim anılarımız,
gelecek ise kurgularımızdan ibaret değil mi?
İmdi,
şu andaki an' dan başka zaman yoksa, sadece şu an içindeysek,
anı yaşa demek gereksiz hatta saçma olmuyor mu? Aslında anı
yaşa ile demek istenen "anı duyumsa", "anın
farkında ol", "şu anda ol" 'dur. Oldukça garip
ama sürekli olarak şu an 'da yaşıyor olsak da zihnimiz nadiren
şu an 'dadır. Zihnimiz çoğu zaman ya geçmişin anılarında
ya da geleceğin kurgularındadır, nadiren şimdiki zamandadır.
Okul yıllarında öğretmenlerin dersi dinlemeyen öğrencileri için
dediği gibi "biz (yani zihnimiz) bir başka yerde iken"
anı yaşayamayız.
"Hadi
canım, bu dediğin saçma. Tamam, ara sıra gündüz rüyaları görüyor
olabilirim ama şimdiki anı yaşamak konusunda bir sorunum
yok" dediğinizi duyar gibiyim. Eğer dediğiniz doğru ise şu
basit testi kolaylıkla geçebilirsiniz. Yaptığınız ve aklınızdan
geçen her şeyi içinizden sessizce tarif edin ama cümleleriniz
hep şimdi, şu anda, burada kelimeleriyle başlasın. Örneğin,
"şimdi yolda yürüyorum, şu anda trafik ışıklarına bakıyorum,
burada dikiliyorum vs.". Bu şekilde ne kadar devam ettiğinize
bir bakın. Bir çocuk bıkmadan bunu saatlerce yapabilir ama
sizin gibi bir yetişkin çok değil 5 ya da 10 dakika içinde pes
edecektir. Denemesi bedava!
Başarsız
bir kaç deneyden sonra haklı olduğumu göreceksiniz. Peki zihni
şimdiki zamana, an'a nasıl getirebiliriz? Aslında bu hem kolay
hem de bir o kadar zordur. Her ne kadar daha önce zaman yoktur
dediysek de, zaman üç ana kısımdan oluşur: geçmiş, gelecek
ve şimdiki zaman (yani an). Eğer geçmişi ve geleceği ortadan
kaldırırsanız geriye yaşanacak sadece şimdiki an kalır.
Öncelikle
yapmanız gereken geçmişinizi silmek değil- ki başınıza bir
tuğla düşüp hafıza kaybına uğramadığınız sürece bu
imkansız bir şey, geçmişte yaşamayı bırakmaktır, tıpkı aşağıdaki
küçük hikayede anlatıldığı gibi.
İki
Zen keşişi kırda yürürlerken bir dere ile karşılaşırlar.
Derenin hemen kenarında duran genç bir kadın, elbisesinin ıslanmasından
korktuğu için karşıya geçememektedir. Keşişlerden biri hiç
duraksamadan kadını kucakladığı gibi derenin diğer tarafına
taşır. Kadın minnetle teşekkür eder ve iki keşiş onu geride
bırakarak yollarına devam ederler. Arkadaşının genç kadını
kucaklayıp derenin karşı kıyısına taşımasının bekaret
yeminlerini bozduğunu düşünen diğer keşiş (çünkü bir kadını
değil kucaklamak, ona dokunmak bile ettikleri yemine göre yasaktır)
en sonunda dayanamayıp arkadaşına yemine rağmen neden kadını
kucaklayıp taşıdığını sorar. Diğer keşiş hayretle arkadaşına
bakar ve "ben o kadını dere kenarında bıraktım, sen onu
hala taşıyor musun?" der.
Geçmişi
taşımayı bıraktıktan sonraki adım, geleceğe bağlanmaktan
vaz geçmektir. Bunun için yapmanız gereken korkularınızı ve
umutlarınızı bir kenara bırakmaktır. Korkuları bir kenara bırakmak
oldukça iyi bir fikir ama ya umutlarınızdan vaz geçmek, yani
tamamı ile umutsuz olmak? Bu mantıksız değil mi? Bize şimdiye
kadar öğretilen insanın her zaman bir umudunun olması gerektiğidir.
Eskilerin dediği gibi "insan umut ettiği müddetçe yaşar", yani
insan her daim gelecekte bir şeylerin olacağı ya da daha
iyi olacağına dair bir beklenti içinde olmalıdır. Ama umut
ettiğiniz sürece gelecek de hep olacaktır. Daha önce
dediğimiz gibi geriye sadece şu anın kalması için geçmişin
ve geleceğin kaybolması gerekir. O halde umut etmekten, yani
arzulamaktan da vazgeçmeniz gerekli. Şu anın eksiksiz olduğunu
kabul edip her türlü gelecek beklentisinden vaz geçmek çok ama
çok zor bir iştir, neredeyse imkansızdır. Okulumuzun
bitmesini, boyumuzun uzamasını, bir araba almayı vs. bekleriz. Gelecek
kovaladığınız ufuk gibidir, onu ne kadar hızlı kovalarsanız
kovalayın, asla yetişemezsiniz.
Bu
kadar şeyden sonra insan ister istemez soruyor, tamam reklamlarda
kulağa çok hoş geliyordu ama anı yaşamak bu kadar zahmete değecek
bir şey midir? Bir an için çocukluğunuzu hatırlayın.
Mutluluğun adını bilmeden mutlu olduğunuz zamanları anımsamaya
çalışın. Kirlenmemiş haliyle eski dünyayı hatırlıyor
musunuz? Sadece anın olduğu zamanları... Tekrar o dünyaya,
yeryüzü cennetine dönmek istemez misiniz? Ya da şu
hikayede anlatıldığı gibi bir yaşam:
Bir
zen keşişi ormanda yürürken aç bir ayı ile karşılaşır.
Ayağına kadar gelmiş yemeği kaçırmak istemeyen ayı, keşişi
kovalamaya başlar. Ayıya yem olmamak için can havli ile kaçan
zavallı keşiş bir uçuruma yuvarlanır. Düşerken bir
dala tutunur ama dalı kemiren arsız bir fare vardır. Uçurumun
dibinde ise aç bir aslan ona doğru kükremektedir. Tam bu ümitsiz
durumda iken keşiş tutunduğu dalın ucundaki elmayı görür.
Uzanıp elmayı kopartır ve yer. Elmanın tadı o kadar güzeldir
ki keşiş sevinçle bağırır, "harika, harika...".
Mehmet Emin ARI