Bu
günlerde yapılan hararetli tartışmalarda ana konu: Avrupa
Birliği. Avrupa Birliği’ne girebilir miyiz? Bizi alırlar mı?
Alırlarsa ne zaman alırlar ve hangi şartlarda v.s.
Bütün
bu gürültü patırtı ve mesaj trafiği içinde basit ve yalın
gerçekler göz ardı ediliyor. Avrupa Topluluğu ve Türkiye arasındaki
ilişki diğer temel yalın ilişkiler gibi menfaate dayanıyor.
Biz, girmemizin bizim menfaatimize olduğunu düşünüyoruz.
Avrupa Topluluğu ise pek öyle düşünüyor gibi görünmüyor.
Avrupa Topluluğuna girmemizin neden menfaatimize olduğu gün
gibi ortada; airbus uçakları yapan teknoloji onlarda, adam başı
on bin dolar gelir olacak para onlarda, son beş yüz yıldır
biriktirdikleri insan odaklı değerler ve akılcılık onlarda.
Listeyi uzatmak mümkün de biz kısa keselim.
Peki
Avrupa Topluluğu bizi niye alacak? Onların menfaati ne? Çeşitli
tezler ileri sürülüyor. Yaşlanmış Avrupa kıtasının ihtiyaç
duyduğu genç ve dinamik nüfus bizde var deniliyor. Yani biz
girersek yeni bir kan yeni bir can getiririz deniliyor. Bu özde
doğru ama biçimde yanlış bir düşünce. Gerçekten, yaşlı
Avrupa Topluluğunun yeni bir kana yeni ivmeye ihtiyacı var.
Fakat bu yeni insan gücünün, bu yeni kanın Avrupa Topluluğuna
entegre edilmesi için Türkiye’nin Avrupa topluluğuna
girmesine gerek yok ki.... AB kapıyı biraz aralar, geçmişte
gurbetçi göçüne benzer bir göçe bir süre izin verir, al
sana bir sürü insan kaynağı. Konsoloslukların önündeki
kuyruklara bakmak yeterli. Türkiye büyük bir Pazar potansiyeli
taşıyor deniyor. Evet potansiyel var. Her bir Türk’ün geliri
10.000 dolar olursa gerçekten büyük bir potansiyel ama şu aşamada
sadece bir potansiyel, deniz diplerindeki altın gibi, kullanılabilir
bir şey değil. Avrupa topluluğunun bu potansiyeli kullanması için
Türkiye’yi AB’ye alması gerekmiyor ki... Uygun ticari anlaşmalarla
ve koşullarla bu işi götürebilir, eskiden olduğu gibi al gülüm
ver gülüm şeklinde yürütebilir. Bütün bunların ötesinde
nasıl bizim AB’ye girmemiz için ödememiz gereken bir bedel
varsa, aynı şekilde AB’nin bizi alması, kendi bünyesine
entegre etmesi ve işlevsel bir üye haline getirebilmesi için ödemesi
gereken bir bedel var, ağır bir bedel... Bu bedel hem maddi hem
de manevi anlamda Türkiye’nin ödeyeceği bedelden daha az değil.
Müslüman ve az gelişmiş bir ülke. Tarih boyunca nahoş anılarınız
olmuş. Daha iki yüz yıl evvel işgalci olarak görünmüşüz,
vs. vs. Olaya bir de AB açısından baktığınızda durum bu
minvalde. Bunları alt alta koyduğunuzda, AB yanlılarının
ortaya koyduğunun tersine durum hiç de iç açıcı değil. Ben
de AB yanlısıyım ama propaganda yapanların dediği gibi Türkiye
gerekli şartları tam olarak sağlamayabilir. İdam, insan hakları
falan vitrinde halledilecek şeyler. İdam tartışmaları bir kaşık
suda koparılan komik kavgalar. Aslında bunlar konu bile edilmez
de, işte iç siyasette prim ediyor yoksa kimse artık Apo’nun
ne ölüsüyle ne de dirisiyle ilgileniyor. Hele hele onu asıp
bir kahraman yapmak salaklığını kimse yapmaz. Dizleri üstünde
yaşaması, ayakta ölmesinden yeğdir. Bunu herkes biliyor da işte
aklı sıra vatanseverlik yapılıyor. Bu kadar tartışmanın
sebebi asalım mı asmayalım ya da idam cezası kalksın mı
kalkmasın mı değil. Ona zaten karar verildi. Kalkacak da...
İşte kamuoyu yani halk buna ısındırılıyor, geçmişte yaşanan
acı olaylar nedeniyle bunu usuletle yapmak lazım. Bunlar zarf.
Yani kulübe girmek istiyorsan git bir takım elbise al, kravat
tak türünden basit şeyler. Ki şimdiye kadar bunlar Türkiye
tarafından meclis deli gibi çalıştırılarak tıkır tıkır
yapıldı. İdam da halledilecek. Asıl önemli olan kişi başına
düşen gelirin bilmem kaç bin dolar olması ya da enflasyonun yüzde
üçe indirilmesi. ??????Performans öyle kolay ve kısa zamanda
olacak şeyler değil. Ekonomik performans. Takım elbise giy,
kravat tak. Bunlar çok kolay. İyi güzel, şimdi de 100 metreyi
13 saniyede koş. İşin orası zor işte. Avrupa topluluğu ile Türkiye
arasındaki müzakerelerde masadaki ana konu bu. İki tarafta bu işin
çok zor olduğunu bildiği için ağırdan alıyorlar. Yine
tekrar ediyorum. Bütün bunları alt alta koyduğunuzda iş çok
zor. Türkiye’nin şansı hala var. Yine de bazı çıkış
noktaları olabilir yani iki yüz yıldır yaptığımız gibi
siyasete başvuracağız.
Kimse
dille???dirmek istemese de benim kanaatime göre orta vadede çeşitli
senaryolar var. Amca oğlu Amerika ve hala oğlu Rusya bir olup,
Avrupa topluluğunu sıkıştıracaklar. Hatta iki kutup böyle
oluşacak ve belki de bu yüzden kapışacaklar. Ya da Çin rüştünü
ispat edip süper güç olursa, Amerika zayıflarsa AB ile Çin
kapışacak, veya Rusya ve AB arasında bir kapışma... Her halükarda
tek kutuplu dünya sittin sene gitmez, gidemez.
Avrupa
Topluluğu da bir aktör olarak çıkınca mecburen birileriyle öyle
ya da böyle kapışmak zorunda. Fakat Avrupa Topluluğu özellikle
askeri açıdan şu aşamada böyle bir kapışmaya hazır değil,
zaten kapışamaz da. Kapışacak mecali yok, tarih yorgun ben
yorgun ama mecbur. Sonuçta olası bir kapışmada (illa savaş çıkması
olarak algılamayın) ekonomik ve askeri olarak Türkiye’nin yanında
olması AB’nin tam anlamıyla menfaatine olursa, AB Türkiye’yi
almak için ödemesi gereken bedeli paşa paşa öder. Biz de
oraya gireriz. Kim ne derse desin AB, “Şu an için bir şeye
yaramazsın ama konumun, genç nüfusun, askeri gücün vs.
nedeniyle ilerde işe yarayabilirsin. O yüzden seni almıyorum
ama kapımdan gitmeni de istemiyorum” havasındadır. Almamak için
sürüyle bahane ileri sürebilir ama Türkiye’nin bunlar yüzünden
hevesini kırıp kapısından gitmesini engelleyecek şekilde havuçlar
ve vaatler de vermesi şart. İşte böyle bir ince siyasette AB işi
götürüyor. Bence akıllıca...
Türkiye
ise politika olarak “kanar gibi” yapıyor. Kanmamak, durumu açıkça
görmek, kör milliyetçi söylevlerle itiraz etmek de yanlıştır,
aptalca batılı bir anlayışın sonucu muasır medeniyet şarkılarıyla
AB’ye gireceğimizi inanıp tamamen kanmak da çok yanlıştır.
Benim gibi, kanar gibi yapın. Zaten dış işleri de öyle yapıyor.
Ne AB dolduruşuna geliyor ne de yerel muhalefetin. Bu politikanın
mimarı olan İsmail Cem’i takdir ediyorum. Peki ne yapacağız?
Ya da ne yapmalıyız? Bana göre şunu demek lazım. Dur bakalım
global siyaset nereye gidiyor. Kimse tam önünü göremiyor. Hala
tek kutuplu yapıdayız. Olay bir nebze olsun netleşirse AB kendi
durumunu netleştirir, neye soyunacağına ve kiminle kapışacağına
karar verir ve ona göre de Türkiye konumunu belirler. Tabi ki
kapıda bekle politikası hep devam edemez. AB bu politikayı
sonsuza kadar devam ettirebilir ama Türkiye yapamaz çünkü dışarıda,
soğukta donan biziz. Onlar değil...Sonuç olarak bekle ve gör...
Mehmet
Emin ARI