Ünlü fizikçi Richard Feynman’ın “Şaka yapıyor olmalısınız
bay Feynman” adlı kitabını okurken, bir yerde onun kilit açmaya
olan merakını anlatan bölüm çok ilgimi çekmişti. Feynman
Los Alamosta ilk atom bombası yapılırken kamptaki tüm
kilitleri (şifreli olanlar dahil) nasıl açtığını anlatıyordu.
Yaptığı numaraların sırrını da veriyordu.
Nereden
bakarsanız bakın kilitleri açmak akıl ve beceri isteyen bir iş.
Aslında çilingirliği bir tür hackerlık olarak görebilirsiniz.
Sanılanın aksine, hırsızlar kapıları maymuncukla açan usta
çilingirler değil. Bir hırsızlık yaparken hırsızın mümkün
olduğunca hızlı bir şekilde eve yada dükkana girip çıkması
gerekiyor. Kapı açma işini bir levye ile kaba kuvvet kullanarak
yapıyorlar çünkü ne maymuncuk kullanacak kadar vakitleri ne de
beceri ve akılları var. Zaten böyle incelikler ile kaybedecek
vakitleri de yok.
Daha
önceleri de kilit açmak hep ilgimi çekmişti. Tabi ki Feyman’ın
kitabını okuduktan sonra bendeki çilingirlik hevesi tekrar
depreşti. Ben de bir kilidi açmak istiyordum ama nasıl yapılacağını
bilmiyordum.
Ev
için gerekli olan bir malzemeyi almak için uğradığım, aynı
zamanda bir anahtarcı olan hırdavatçıya çilingirliği sordum.
Hay sormaz olaydım.
Sanki,
“Maymuncukla kilit nasıl açılır?” diye sormamışım da,
onun yerine “Hocam, sağ ön beyin lobunun 3 cm altında
metastaz yapmış 1 santim çapındaki bir tümörü etrafındaki
dokuya minimum zarar vererek ve konuşma merkezini fazla
zedelemeden lokal kafatası kesimi ile nasıl çıkartabiliriz?”
diye sormuşum gibi adam pis pis gülümsedi.
Sizden
sosyo-ekonomik ve eğitim açısından daha alt konumda olan
insanların bazıları, sizi, kendi uzmanlık alanlarında böylesi
aciz durumda görmenin tüm zevkini alabildiğince çıkartırlar.
Yok
efendim “maymuncuk almak için çilingirler odasından özel
izin almak gerekiyormuş”, “her çilingirin kaydı poliste
varmış”, “gece yarısı polis kapı açtırmak için uykudan
uyandırmak için götürebilirmiş”, “bir maymuncuk benim
elimde oyuncak olurmuş, asla kilit açamazmışım” vs. vs.
gibi UZMAN yorumlarını yılışık bir yüz ifadesi ile ardı
ardına sıraladı. Aman Allahım, dünyayı sadece kraliçenin
sadık hizmetkarı James Bond ve bu çilingir kurtarabilir. Yaşasın
Kraliçe ve çilingirler odası!
Yani
çilingirliğin belli bir beceri ve bilgi gerektirdiğini kabul
ediyorum ama sonuçta Ay’a bayrak dikmeyeceğiz ki be güzel
kardeşim. Maymuncuk her neyse (o zamanlar bilmiyordum), onu
kullanarak kilit açacağız. Atla deve değil herhalde.
Ayrıca
bir hırsızlık kariyerine başlamak gibi marjinal amaçlarım da
yok. Tüm dürüstlüğüm ile söylüyorum.
Neyse,
kraliçenin sadık çilingirini yüzünde hala o yılışık yüz
ifadesi ile baş başa bıraktıktan sonra bir iki çilingirciye
daha aynı soruyu sordum. Hepsinden de aşağı yukarı benzer
tepkiler aldım. Meslek sırlarını değil öğretmek, bu sırların
ne olabileceğine dair en ufak bilgi kırıntısı bile vermeye
niyetleri yoktu. Hatta bir tanesi “öğretmemiz yassah
beyefendi” diye beni bir güzel payladı.
Görünen
o ki, çilingirlerin bana kilit açmayı öğretmeyecekleri
kesindi. Bilgiyi paylaşmama gibi yurdum insanına özgü alışkanlıklar
ve meslek bilgisini saklama iç güdüsü bunda etkili olmuştu.
Çilingirlerin psikolojileri beni ilgilendirmiyordu, ben kilit açmak
istiyordum. Filmlerdeki gibi, çıt sesiyle kapı ellerimde
kendini bana teslim etmeliydi.
Aklıma
hemen dayım geldi. Uzun yıllar Almanya’da Ford fabrikasında
teknisyen olarak çalıştıktan sonra yurda dönen dayım (önünde
kocaman Ford yazan tulumuyla onu hemen tanıyabilirsiniz, hala gönül
bağı ile bağlıdır) oldukça beceriklidir. Sadece buzdolabı
tamir etmekle kalmaz bazen kafasına esince kendince ilginç
aletler yapar. Bir mutfak tüpü ve eski bir kompresörü birleştirerek
görünüşte tuhaf ama gayetle de fonksiyonel hava pompası gibi
şeyler yapar. Dayım hakkında anlatılan efsanelerden birinde,
Ankara Sular İdaresine kızarak, sular akmadığında musluktan
hava basarak, su saatini geriye doğru çevirdiği ve eski okunan
değerden daha az değer karşısında alacaklı çıkması anlatılır.
Bunun ne kadar doğru olduğunu bilemiyorum ama Almanya’dan hiç
uyumadan üç günde geldiğine yengem şahit. Dayım tüm Avrupa
ülkelerini bilir fakat Bulgaristan hakkında hiçbir şey bilmez
çünkü Bulgaristan’ı geçerken hep uyumaktadır. Gördüğünüz
gibi “oğlan dayıya kız halaya”.
Her
neyse, dayımı telefonla arayıp “Dayı sen bilirsin, kapı
kilitleri maymuncukla nasıl açılır? Maymuncuk nedir ve nereden
bulunur? Neye benzer?” diye doğrudan konuya girdim. Makine yüksek
mühendisi olarak bir teknisyene bunları sormak benim için biraz
ayıp bir şey ama biz her şeyin teoriğini gördük okulda, bir
kilit göstermediler ki. Dayımdan açıklayıcı bir cevap
beklerken, sıkı bir fırça geldi. “vay efendim eşek kadar
adam olmuşum nelerle uğraşıyormuşum, hala neden evlenmiyormuşum,
tohuma kaçmışım vs. vs.”
“eeee,
haklısın dayıcığım, ben sadece merak etmiştim, bilse, bilse
Ömer dayım bilir diye aramıştım seni” diye alttan aldım.
Buna
rağmen dayım son şeker bayramında neden onları ziyarete
gitmediğimin hesabını sorarak bir cila fırçası attı. İşlem
tamam.
Eh
dayım da yardım etmiyorsa kimsenin yardım edeceği yok gibiydi.
Tam bir yenilgi psikolojisi içindeydim. “Ben sana Nobel ödüllü
yazar olamazsın demedim, çilingir olamazsın dedim!, Nobeli kaptın
ama daha bir kapıyı açamadın”.
Yenilgiyi
kabullenecek değildim ama bir çıkış yolu da görünmüyordu.
Birden aklıma İnternet geldi. İnternet bir umman. daha önce
piyasadan alınabilecek malzemelerle nasıl bomba yapılabileceğini
anlatan dokümanları, atom bombası resimlerini ve teknik ayrıntılarını,
uranyumun kritik kütle miktarlarını ve güzel kadınları bir
saç teli ile klonlayacak harika makinenin çizimleri dahil olmak
üzere bir çok garip şey bulmuştum. Açıkçası pek ümidim
yoktu ama her şeyi bilen Google arama motoruna bir iki anahtar
kelime girip (yada türkoenglish ile kiyvorddd) ya bismillah deyip
ara düğmesine tıkladım. Eee, düşmez kalkmaz bir internet
tabi ki, karşıma bir sürü sonuç çıktı.
Kilitlerin
nasıl açılacağını anlatan bir sürü web sitesi karşımdaydı.
Kraliçenin sadık hizmetkarı ukala çilingirin büyük bir sır
diye benden sakladığı tüm bilgiler, hem de ayrıntılı
resimlerle anlatılıyordu. Gözünü seveyim seni internet.
Sayfaların
arasında en ilginci, MIT üniversitesinde okuyan bir öğrencinin
hazırladığıydı. Bir kilidin çalışma ilkesini anlatarak başlıyordu.
Kilidin ortasında bir metal silindir var. kilidi açmak için
anahtarı bu silindire sokarak çeviriyorsunuz. Kilidi açmak için
bu silindiri çeviriyorsunuz.
Normal durumda yani anahtar kilidin içinde olmadığında,
göbeğin içindeki pinler (daha ufak ve uzun silindirler) yuva
ile göbek arasında durarak göbeğin dönmesini engelliyorlar. Böylece
kapınız kapalı kalıyor. Anahtarı kilide soktuğunuzda anahtarın
üzerindeki girinti ve çıkıntılar pinleri yukarı doğru
itiyor ve aynı hizada olmalarını sağlıyor. Bu durumda pinler
göbeğin dönmesine engel olmuyor. Anahtarı çevirdiğinizde dönen
göbek, basit bir mekanizma ile kendisiyle birlikte kapının açılmasını
engelleyen dil adı verilen bir metal parçayı geri çekiyor ve
kapı açılıyor.
Tabi
anlattığım bu mekanizma anahtar olduğu zaman çalışıyor. Çilingirlik
ise anahtarın olmadığı durumda devreye giriyor. Web sayfasında
bu noktadan sonra kilidin anahtarsız nasıl açılacağı gösteriliyor.
Çok
cafcaflı bir adı olsa da maymuncuk denilen şey aslında pinleri
anahtarsız yukarı itmek için kullanılan metal çubuklar.
Maymuncukların ön kısmında, pinleri daha iyi kavramak ve
ittirmek için kilitlere benzer girinti ve çıkıntılar var.
duruma göre üçgen benzeri bir yada iki çıkıntı oluyor.
Bazen de yılan sırtı adı verilen dalgalı bir biçim de iş görebiliyor.
Web
sitesinde maymuncuğun nasıl yapılacağı da detaylı olarak
anlatılıyordu. Tabi ayrıca hazır maymuncuk satan internet
siteleri de vardı. Manikür setlerine benzeyen maymuncuklar, ufak
şirin çantaları içinde 30 dolara internet üzerinden
alabiliyorsunuz. Hem de yanında maymuncuklarını nasıl ve
nerede kullanılacağını detaylı olarak anlatan bir ufak kitapçıkla
birlikte. Bilgi toplumu bu olsa gerek.
Bir
maymuncuk seti almak cazip gibi görünüyordu ama yurt dışından
kargo masraflarıyla birlikte bu ufacık şeye 50 dolar vermek pek
akıllıca görünmüyordu. Parasından geçtim, gümrükte takılma
ihtimali de yüksekti. Yenimahalle’deki posta gümrüğündeki
memurlara durumu izah etmek bir yazar olarak beni bile aşan bir
şey. “kardeşim nerede kullanacaksın bu aletleri? Ne işe yarıyor
bunlar? Senin memleket neresi?” gibi ahret sorularını şimdiden
duyar gibi oldum.
Bu
durumda en iyisi maymuncuğu kendim yapmaktı. Evdeki elektronik
aletler için kullanılan bir cımbızı ortadan ikiye bölerek işe
başladım. Eğe ile ucunu düzeltip web sitesinde verilen şekle
benzetmeye çalıştım. Sonuçta neredeyse iki saatimi almış
olsa da ortaya işe yarar bir maymuncuk çıktı. Yani ben öyle
sanıyordum.
Web
sitesinde anlatılan kapı açma tekniği için göbeğe kuvvet
uygulamak için ufak bir tornavida yoktu, onun yerine bir alyan
anahtarını (L şeklinde bir demir parçası) başlığını
kullandım. Ekipmanı tamamladıktan sonra kapı açma tekniğini
anlatan sayfayı tekrar dikkatlice okudum. Her şeyiyle kendimi
hazır hissediyordum.
Kapının
önüne bir sandalye çekip (tabi evin içindeydim) yakın gözlüğümü
takıp oturdum. Alyan anahtarını kilidin üst kısmına sokup
teknikte anlatıldığı gibi göbeğe kuvvet uyguladım. Sonra
maymuncuğu yavaşça kilidin içine sokup pinlerle oynamaya başladım.
Tabi
bir şey olmadı. Yine de o gün epey bir uğraştım ama sonunda
pes ettim.
Daha
sonra bir ay boyunca neredeyse her gün vaktim oldukça sandalyeyi
çekip kapının önüne oturup çalıştım. Ama yine sonuç yok.
Neden
başaramadığımı bir türlü anlayamıyordum. Acaba yaptığım
maymuncuk mu kötüydü yoksa tekniği uygulamakta mı aciz kalıyordum?
İyi de filmlerde falan adam bir atacı büküp şıp diye açıveriyordu.
Yoksa ortada gün gibi duran bariz bir gerçeği kabullenmekte mi
zorlanıyordum? Yani beceriksiz miydim yoksa? Kraliçenin sadık
çilingiri haklı gibi duruyordu, maymuncuk elimde maymun olmuştu.
Eh!
Benim göbek adlarımdan birisi Mehmet ise diğeri de inattır. Üşenmedim
iki tane daha maymuncuk yaptım. Hem de sert bir bisiklet telini
kullanarak. Yok canım, tabi ki biricik bisikletime dokunmam, başka
yerden buldum.
Sonuçta
“azimle defakasyon, mermerde perferasyon” ilkesi çalıştı
ve ben bir akşam saat 11:05’de ilk kilidimi açtım. Duyduğum
en güzel ses, klik! Tanrım ne büyük bir zafer duygusu, hani
Nobel’i aldığımda bu kadar sevinmemiştim desem yeridir. Hoş,
sonuçta kimse elime 10 milyon İsveç kronu saymadı ama başarının
verdiği haz apayrı.
Tabi
bu arada kapının kilidi neredeyse kullanılamaz hale gelmişti
ama olsun, ne gam. Gidip yeni bir kilit aldım.
Bu
arada musluk contası alma bahanesiyle Kraliçenin sadık çilingirini
tekrar ziyaret ettim. Konuyu çilingirliğe getirdim. “hatırladınız
mı? size çilingirlikle ilgili sorular sormuştum” dedim. Hemen
hatırladı ve yüzüne yine o yılışık ifade geldi. Gayet
ciddi bir şekilde internetten nasıl bilgileri bulduğumu,
maymuncukları nasıl yaptığımı ve nasıl başardığımı
abartarak anlattım. Ben anlattıkça yüzündeki o yılışık gülümseme
yavaşça silindi. En sonunda “American Society of Pickers”a
üye olduğumu belirttim. Yani Amerikanya çilingirler odasının
tek Türk üyesi olduğumu gururla belirttim.
İyice
şaşıran kraliçenin sadık çilingirine, “şu aralar daha çok
kasa kilitleri üzerinde çalıştığımı” söyleyerek onu şaşkınlığı
ile baş başa bırakarak musluk contamı alıp çıktım.
Neyse
bu işi de hallettik, şimdi sıra geldi Nobel edebiyat ödülünü
almaya.
Mehmet Emin Arı