Evrim teorisi

                    
               

En büyük mucize mucizelerin olmayışıdır
Henri Poincarre 


Bundan yaklaşık bir yıl önce, Carl Sagan'ın yazdığı Cosmos kitabının belgesel olarak çekilmiş halini televizyondan izliyordum. Belgeseli sunan Sagan (belgeselin yayın tarihinden çok daha önce ölmüştü) ilginç bir örnek verdi. Japonya'da bir gölde yaşayan yengeçler inanılmaz derecede samuraylara benziyordu. Bir yengeci alıp gösterdi ve hemen arkasından eski bir samuray resmi ekranda belirdi. Benzerlik şaşkınlık vericiydi. Yörenin efsanelerine göre, yüzyıllar önce bir grup samuray kendilerinden kat, kat güçlü bir orduya karşı kahramanca savaşmışlar fakat sonuçta yenilip ölmüşler ve gölde kaybolmuşlar. Şimdi tam hatırlamıyorum ama gölün bulunduğu yörenin inançlarına göre bu yengeçler aslında o samurayların ta kendisiydi ya da onların ruhunu taşıyordu. 

Sagan bunları söyledikten sonra elinde tuttuğu yengeci göle bıraktı. Bu benzerlik ve kahramanlık hikayesi beni çok etkilemişti. Yengeçlerin kahramanca duruşu, eski samurayların gösterişi ve yiğitliği, anlatılan efsanenin gerçek gibi durması ve diğer ayrıntılar yan, yana gelince neredeyse şiirsel bir şey çıkıyordu ortaya. Epey etkilenmiştim. 

Fakat Sagan kendinden emin bir gülüşle bu büyüyü bir anda bozuverdi. Samurayların ruhu aslında yengeçlere falan geçmemişti. Yörenin insanları geçimlerini balıkçılıktan kazanıyorlardı ve tabi ki yengeçte tutuyorlardı. Çocukluktan beri duydukları efsanenin etkisiyle, samuraylara benzeyen yengeçleri tuttukları zaman duydukları saygı ve belki de korkudan dolayı tekrar göle atıyorlardı. Tabi diğer sıradan yengeçler bu tür bir ayrıcalığa sahip değildi. Sonuç olarak balıkçılar bilincinde olmadan doğal bir seleksiyonu yapay olarak gerçekleştiriyorlardı. Samuraylara benzeyen yengeçler sürekli olarak göle atıldıkları için popülasyonları artmış ve zaman içinde efsane onları, aynı zamanda onlar da efsaneyi çoğaltmıştı. 

İçinde masalı, efsanesi ve tabi ki şiiri de olmayan basit, yalın, bilimsel ve tabi ki doğru bir açıklama. Bu açıklamadan sonra ben de hayal kırıklığına uğramıştım ama Sagan'ın basit, doğru ve tabi ki bilimsel açıklamasını gönülsüzce kabul etmek zorunda kalmıştım çünkü doğruydu. 

Bu ilginç olay beni düşündürtmüştü. Nedense yengeçlerle ortak noktamız varmış gibi hissettim.

İnsanoğlu olarak kendi varoluşumuzu açıklamak için bilinen tarih boyunca sayısız açıklama, din, efsane ve teori ürettik. Darvin 'in temelini attığı Evrim teorisi bunlardan sadece biridir. Her ne kadar bir çok eksiği olsa da evrim teorisi kendi içinde tutarlılığı olan bilimsel bir teoridir.

Bilimin ortaya koyduğu diğer teoriler bu kadar şiddetli tepki almazken, karşı çıkanlar tarafından evrim teorisi neredeyse şeytanın bir icadı, büyük bir komplonun ta kendisi ya da parçası olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. Diğer taraftan ise, evrim teorisine inananlar, her ne kadar bir teori olmasına rağmen, bilimsel bir yaklaşımı bir kenara bırakıp yeni bir inanç sistemi gibi benimsemişlerdir. Özellikle bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan insanlarla dolu ülkemizde, insanlar bulundukları sosyo-ekonomik duruma ve politik görüşe bağlı olarak, takım tutar gibi ya evrimci olmakta ya da yaratılışçı. 

Evrim teorisine gösterilen bu aşırı tepkinin nedeni, nesnel değil tamamıyla psikolojiktir. Evrim teorisine inanmak yada onun önermelerinden bazılarını kabul etmek, dinsizlikle ve hatta küfür içinde olmakla bir tutulmaktadır. 

Anlayacağınız iş evrim teorisine gelince cepheler çok sert ve keskindir çünkü teori doğrudan zülfiyara dokunmaktadır. 

Evrim teorisine karşı gösterilen bu şiddetli tepkiyi anlamak kolaydır. Psikolojik olarak insanoğlu evrim teorisine henüz hazır değildir. Nedenleri ve amaçları sadece kendi tarafından bilinen yüce bir yaratıcının en çok değer verdiği ve evreni onun için yarattığı seçkin bir varlık olarak bir anda değil de, bir amino asit çorbasının rastlantısal oluşumlarından biri olduğumuzu söyler evrim teorisi. Yaratılışa göre tüm bir evren, dünya üzerindeki tüm bitkiler ve hayvanlar bize hizmet etmek için yaratılmıştır. Dünyanın efendisi ve büyü evren filminin esas oğlanıyızdır. Evrim teorisine göre ise bu hiç de öyle değildir. İnsan sadece evrim koşusunda başarılı olmuş bir türdür, o kadar. Hamamböcekleri de aynı başarıyı göstermiş ve günümüze kadar gelmişlerdir. 

İşin tuhaf tarafı, evrim yok diyen insanlar günlük yaşamdaki karşılarına çıkan mikro evrimsel süreçleri çok doğal kabul etmekte ve en ufak bir itirazda bulunmamaktadırlar. Bir elmanın, elma olması için belirli gelişim süreçlerinden geçmesi gerektiğini kabul ederler. Önce tomurcuk, ardından çiçek ve daha sonra meyve olma basamaklarını hiç itirazları olmaz. Bebeklerin leylekler tarafından getirilmediğini ve elmaların dallarda bir gecede ortaya çıkmayacağını biliriz. Fakat iş insanın oluşumuna gelince bu sıradan kabullenişi bir kenara atar ve insanın bir anda ışınlanmış gibi ortaya çıktığına inanırız. 

Hemen sesinizi yükseltip itirazda bulunmayın. Önce sakin ve sağduyulu bir şekilde teoriye bir göz atalım. Teoriye karşı var olan önyargıları inceleyelim. 

Bilinen önyargılar içinde en yaygın olanın aksine, evrim teorisi tanrı tanımaz ve küfür içinde olan bir görüş değildir. Eldeki verileri kullanarak oluşturulmuş bir insan oluşumu modelidir. Biyolojik bir varlık olarak insanın oluşuna dair bir resim ortaya koyar. Bu resmi de elindeki verilerden yola çıkarak oluşturmuştur. Veriler eksiktir ve yetersizdir, teorinin kendisinin de bir çok büyük eksiği vardır. Adı üstünde, teori. İnsanın oluşumuna dair kesin bir resim sunmaz ama yine de tarihte görülen en tutarlı ve gerçekçi modelidir. 

Evrim teorisi sadece insanın oluşumuna dair bir model öneri sürer. Teori hiçbir zaman Tanrı'nın varlığı ve yokluğuna dair bir şey söylememiştir. Evrim teorisinin ateist bir düşünce olduğu fikri, sadece onun öne sürdüğü model ile dinlerin öne sürdüğü model arasındaki çatışmadan kaynaklanmaktadır. Bilim hiçbir zaman Tanrının varlığını ya da yokluğunu tartışmaz çünkü bu bilimsel açıdan tartışılabilecek, ispat edilebilecek yada çürütülebilecek bir şey değildir. Bu aklı aşan bir kavrayışın işidir. 

Tarih boyunca bilim, sadece din adına söylenen gerçek olmayan önermeleri çürütmüştür. Örneğin dünyanın olmadığını, evrenin merkezinde yer almadığını ve kilisenin eskiden söylediği gibi evrenin yaşının 4 bin yıl olmadığını artık biliyoruz. Olimpus dağında Zeus'un oturmadığını bütün dağcılar bilir. Tufandan kurtulmak için tüm türleri bir gemiye koymak isterseniz ve bu güne kadar sayılabilmiş hayvan türü sayısının bir milyonu aştığı gerçeğini dikkate alırsanız, yapacağınız geminin büyüklüğünü varın siz hesaplayın (ortalama 5 kg dan 75 bin kişiyi taşıyabilecek bir gemi) vs. 

Dinlerin söylediğinden farklı bir model önermesi evrim teorisini ateist yapmayacağı gibi, hem bir Tanrının varlığını hem de evrim teorisini birlikte kabul etmek gayet de mümkündür. En azından benim için bu böyle. Dedikleri gibi, "Tanrının kendine özgü ve bize açık olmayan yolları vardır".

Bir diğer önyargı ise, evrim teorisinin aslında dini yıkmak için ortaya atılmış büyük bir komplonun parçası olduğudur. Bu tartışılmaya değmeyecek kadar saçma bir önermedir. Başta Darvin olmak üzere, teoriyi oluşturanların hepsi bilim insanlarıydı. Sanıldığının aksine, evrim teorisinin en büyük düşmanı ona bilimsel olmayan karalamalarla karşı çıkanlar değil, bilakis onu bilimsel yoldan kıyasıya eleştiren diğer bilim adamlarıdır. 

Bilim eldeki verilerler, evrim teorisinin yanlış olduğunu görürse hep yaptığı gibi çöpe atacaktır ve yeni bir teori bulunacaktır. Bilim tarihi çöpe atılmış teorilerle doludur ama evrim teorisi henüz çöpe atılmamıştır, bilakis eksik parçaların yerine gelmesiyle daha da güçlenmektedir. 

Tekrar evrim teorisine karşı gösterilen psikolojik direnç mekanizmalarına dönelim. Bana göre basit mekanizma şudur;

birey olarak insanın gelişimi ile insanoğlunun gelişimi büyük benzerlikler gösterir. Bebek, kendini ve çevresini tüm bir bütün içinde birleştirir. Tıpkı insanoğlunun ilk bilinçlenme aşamalarında olduğu gibi. Daha sonra benlik bilinci geliştikçe kendini ve "dışarıyı" ayırt eder. Benlik bilinciyle birlikte narsizmi de gelişir. Çok özel ve değerli olduğunu sanır. Sonra olgunlaşır ve kendi nesnel değerinin farkına varır. Birey gibi, insan türü de gelişimini ve büyümesini sürdüren bir türdür ama hala başlangıç aşamasındadır. Bir yeni yetmenin kendini beğenmişliği ve aynı zamanda güvensizliği içindedir. Evrim teorisi ne derse desin, ortaya ne kanıt koyarsa koysun, İnsan egosu, doğal olarak sonsuz denilebilecek evrende bir toz zerresi olmak yerine, filmin esas oğlanı olmayı tercih edecektir. 

Bu durumda insan türüne sorabileceğimiz soru şudur; içinde 1000000000000000000000 (10 üzeri 21) adet yıldız bulunan evrenin (kişi başına 2500 milyar yıldız) sadece insan için yaratıldığı önermesini nasıl açıklarsınız? Yada bize çok benzeyen insanımsılar neden yok oldu ve günümüze gelemedi? Dinozorlardan neden kimse bahsetmiyor? vs. 

Ama kendi kişisel inancıma göre Tanrı vardır fakat dinlerde anlatıldığı gibi ne Zeus, ne yaşarken dişi apse yapan Ramses, ne de yarattıklarını imtihana tutan bir yargıç değildir. 

O, şu an için biz insanların hayal edemeyeceğimi ve kavrayamayacağımız bir yerde ve şekilde... belki de hiç bilemeyeceğiz, kim bilir...


Not: ileri okuma ve bilgi için;

· Carl Sagan, "Karanlık bir dünyada bilimin mum ışığı" Tubitak Popüler Bilim Kitapları
· Dinazorların Sessiz Gecesi, Heimar Von Ditruf
· Tubitak yayıları, http://www.kitap.tubitak.gov.tr/

 

yorumda bulunmak için tıklayın

öyküyü arkadaşınıza tavsiye etmek için tıklayın

Mehmet Emin Arı