Nasıl falcı oldum?

 
               

Geçenlerde kız kardeşim beni telefonla arayıp, hararetle "abi kahve falı bakan bir yer var, muhakkak git, bilmem ne hanıma baktır" deyip, bir telefon ve adres verdi. Uyanık girişimcilerden biri müşteri çekmek için "kahve sizden, falı bizden" sloganıyla yeni bir uygulama başlatmışlar. "Dur bakalım" dedim, kendi kendime, bundan bir yazı çıkar, gidip görelim". 

Ertesi gün telefonla arayıp bir randevu istedim. Telefonu açan meşgul zat, saat altıdan önce randevu veremeyeceğini söyledi. Ben daha erken bir saat için ısrar edince, "beyefendi bilmem ne hanım çok meşgul, daha erken bir zaman olsa vermez miydim?" deyip ufak bir fırça attı. "İyi peki ne yapalım" dedim, Mehmet Emin Arı, saat altı randevusuna gönülsüzce razı oldum. Aslında bir falcıdan randevu almak ne saçma bir şey. Madem geleceği gerçekten biliyorsa, ne zaman geleceğimi de bilmeli di mi? Bu durumda randevu almak gereksiz bir şey ama alıyorsunuz işte. 

İş çıkışı Kızılay'daki sıradan kafelerden birine saat tam altıda gittim. Masama bakan garson kıza bir Türk kahvesi istediğimi ve bilmem ne hanımın kahve falı bakması için randevu aldığımı söyledim. Kızcağız, meşhur bir kalp damar cerrahının meşgul sekreteri gibi "uygun olunca ben sizi çağırırım" dedi. İki dakika sonra da uyduruk bir kahve getirdi, önüme koydu. 

Kahvemi sigara eşliğinde içerken, randevular ve zar zor erişebilen bilmen ne hanımı merak etmeye başladım. Bu kadar meşgul olduğuna göre iyi fal bakıyordu herhalde. Uzun kızıl saçları, üstünden dökülen kıpkırmızı ipek bir elbisesi ve gizemli bakışları olmalıydı. Muhtemelen sık sık trans haline geçiyordu. Bakkaldan ekmek alırken birden gözleri kapanıyor, olduğu yerde sallanıyor ve şip şak bakkalın geleceğini görüveriyor. Buğulu bir sesle ve gözleri hala kapalı bir halde, "bir peşin vergi görüyorum, Tanrım çok yüksek, çok" deyip oracıkta bayılıveriyordu. Eee, sürekli ruhani halde olmanın getirdiği yüklenmelere bünyesi dayanmıyordu tabi ki. Bedeni cinlerin ve perilerin geçici konaklama yeri olmuştu. "Geçiyordum bi uğradım" diyen cin ve perilerle doluydu hayatı. 

Bilmen ne hanım hakkında spekülatif düşünceler üretirken, garson kız geri geldi. Kapattığım kahve fincanını alıp, "buyurun" dedi. Dar merdivenlerden aşağıya inip bir salona geçtik. "Siz burada bekleyin, bilmen ne hanım birazdan size bakacak" dedi. Uzun bir sedire oturdum, etrafı incelemeye başladım. Birkaç masada hummalı bir kahve falı bakma işlemi sürüyordu. Kimin falına bakıldığı açıkça belli oluyordu. Elinde fincanı tutan kişiye pür dikkat bakan kişiydi tabi ki. İşin ilginci benden başka sadece bir erkek vardı, o da el ele tutuştuğu sevgilisinin zoruyla gelmişti anlaşılan. Geri kalan herkes kadındı. Arada yükselen "ağzına sağlık" ya da "adamı tarif etsene ne olur" gibi cümlelere kulak kabartarak beklemeye başladım. 

Biraz ötemde oturan yirmili yaşlardaki bir üniversite öğrencisi kız bana dönerek "burada bir erkeği görmek ne güzel" dedi. Yani sanki orası kadın kuaförü mübarek. Tabi bendeniz de genelevde basılmış Lord misali durumu kurtarmak için, gayet ciddi bir tavırla "ben bir yazarım, bir öykü konusu için incelemede bulunmak için buradayım" dedim. Ben araştırmacı bir yazarım. Öyle evde kukumav kuşu gibi oturup hayali dünyalar kurmuyorum, araştırıyorum, gidip görüyorum ve sonra yazıyorum. İşte belgesi, bu kdv fişi. 

Her neyse, genç hanım "yaa öyle mi?" dedi. Gözlerini bir iki kere kırpıştırıp bana anlamsızca baktı. Ben sert bir şekilde "Evet" deyip önüme döndüm. Kızcağız da yazarların tuhaf insanlar olduğuna dair bir düşünceye sahip oldu sanırım. Pek bir şaşırmıştı. "Marstan geliyorum, insan türüne ait örnek topluyorum" deseydim sanırım yine aynı tepkiyi verirdi. 

Neden sonra bilmem ne hanım lütfedip geldiler. Beklediğim gibi değildi. Bir kot ve bir bluz vardı üstünde. "Buyurun" deyip masasına davet etti. Uzun kızıl saçlar ve delici bakışlar beklerken, karşımda iyice yorgun ve bezgin biri çıkmıştı. Ayrıca saçları da siyah ve kısaydı. Bant usulü fal baktığından olsa gerek, fincanı eline alıp, şöyle bir baktıktan sonra otomatiğe alınmış gibi falıma bakmaya başladı. 

Amatör bir falcıydı çünkü bir çok şeyi bana soruyordu. 

"evlilik olayı var mı?" (bazı evlilikler olaylıdır ya)
"yok"
"bir işyeri açma olayı var mı?" (evet, roket dükkanı açacağım, roket yapıp Nasa'ya satacağım, itinayla roket yapılır)
"yok"

Biraz sorgu sualden sonra geleceğe ve bana dair kehanetlerini sıraladı. Sağlığım çok yerindeymiş (daha sabah dört hap içtim be abla, yapma Allahını seversen on beş yıldır kronik hastayım), yüzük görünüyormuş (bak bu olabilir, yüzüklerin efendisi filmini sabırsızlıkla bekliyorum), devletten para gelecekmiş (her ay geliyor zaten, ben memurum ya) vs. 

Birkaç şey daha söyledi ama hatırlamıyorum. Uyduruk kehanetleri ve saptamalarından sonra benim de dikkatim dağılmıştı. Falı bitirip fincanı yerine koydu, başını öne eğdi. Bu sanırım fal bitti anlamına geliyordu. "Teşekkür ederim, ağzınıza sağlık" deyip oradan çıktım. Kızcağız, işsizlikten böyle bir işe soyunmuş ve elinden geleni de bu kadar. Şimdi bozmanın ve ukalalık yapmanın alemi yok. Uyduruk kahve için ödediğim üç milyonu da kız kardeşimden tahsil etmek gibi bir düşünce kafamdan geçti ama hadi dedim bunu da sineye çekelim. 

Her neyse ara sıra kazıklanmak iyidir. Asıl konuya gelmek istiyorum. 

Benim de kahve falına iyi baktığım söylenir ki aslında bu tevatürden ibarettir. Öyle fincanın içindeki kahve telvesine bakıp geleceği söylemek gibi doğa üstü bir yeteneğim yok. Ama işte ara sıra biraz eğlenmek, biraz da kahve falına baktığım kişiye moral vermek için fal bakıyorum. 

Yaşamı ve doğayı algılamamı şekillendiren bilimsel düşünme biçimi nedeniyle zaten fala da inanmam. Kaos teorisine göre geleceği kimse öngöremez. Gelecekte kesin olan iki şey vardır; birincisi hepimiz öleceğiz, ikincisi ise vergiler artacak. Bunun dışında gelecek bir sonsuz olasılıklar uzayıdır. 

Aslında bir bilimkurgu yazarının kahve falı bakması epey tuhaf bir durum ama işte yapıyoruz ara sıra. 

Bu fal bakma işine nasıl başladığımı tam hatırlamıyorum. Hızlı çapkınlık zamanlarımda kadınlarla daha rahat iletişim kurmak ve tabi onları baştan çıkarmak için kullandığım taktiklerden biri olarak ortaya çıktı sanırım. 


Kahve falı baktığımı dolaylı olarak ya da konuşmanın içinde öylesine söyleyiveriyordum. Yani hiçbir zaman "ben çok iyi fal bakarım, gel senin de falına bakayım" demiyordum. Laf arasında "ya geçen gün fal bakmam için para teklif ettiler, ben de reddettim" gibisinden tuzak bir cümle söylüyordum. Cümle tuzak ama yalan değil, bu dediğim doğru gerçekten. 

Eğitim düzeyi, sosyo-ekonomik durumu, yaşı ve benimle yakınlığı hangi düzeyde olursa olsun, istisnasız bütün kadınlar hemen bu fal konusuna ilgi gösterirler. Amiyane deyimle, "hemen atlarlar". Önce ufaktan fal konusundaki yeteneğimi biraz sorgularlar. Ben ise, keşfedilmemiş yetenek havalarında, kahve falı baktıklarımın öyle söylediğini ama kendimi falcı olarak görmediğimi, dahası bilimkurgu yazan biri olarak fala asla inanmadığımı söylerim. 

Bu durumda karşımdaki kadının "ya, öyle mi? eh peki o zaman" demesini beklerken, beklediğim sihirli cümle hemen gelir, "hadi bana da fal bak". 

Bu durumda kendini naza çekmek gerekir. "Aman ya fala inanıyor musun gerçekten?" ya da "bakmak istemiyorum, daha sonra başıma ağrı giriyor" gibi gizemli bir cümle söylerim. Karşımdaki kadın hemen pes etmez tabi ki. Israr eder ve bir sürü şirinlik yapar. En sonunda nazı kıvamında kesip "eh madem ısrar ediyorsun, senin gül hatırına bakayım" derim. 

Kahveler gelir, içilir ve kapatılır. Çoğu durumda sabırsız kadın, fincan daha çabuk soğusun diye üstüne gümüş yüzük vs. koyar. Bu iyiye işarettir çünkü sabırsızlandığına göre fala gerçekten çok inanmaktadır. Yüzük konmasa, fincan iki bilemediniz üç dakika geç soğuyacaktır. 

Yeteri kadar soğuduğuna ikna olunca fincanı yavaşça açarım. aslında genelde yeteri kadar soğudu falan diye ısrar olur ama ağırdan almak psikolojik ortamın oluşması için gereklidir. Başta anlattığım kötü falcı gibi asla soru sormam. Soru sormak falcıya olan güveni sarsar. Sanki üçüncü bir kişi bana söylüyormuş gibi konuşurum vs. vs. 

Genel kanının aksine, insanlar geleceklerini bilmek için fal baktırmazlar. Neredeyse hepsi, geleceğe dair güzel bir şeyleri duymak, bizi geleceğe bağlayan ufak ümit iplikçiklerinden birine daha sahip olmak için fal baktırırlar. Yani fal bir anlamda psikoterapidir. Bu açıdan baktığınızda, fal bakıldıktan sonra insanlarda oluşan sakinleşme, mutluluk hali vs. falın sonucunda oluşan iyimser gelecek düşüncesinin bir sonucudur. Tuhaf ama gerçekten geleceği bilen bir kişinin çok popüler bir falcı olacağını düşünmüyorum. 

Her neyse. Fincanı açtıktan sonra bir süre sanki bir şey görüyormuşum ya da inceliyormuşum gibi fincanın içindeki telveye bakarım. Aslında benim açımdan, kahve telvesi, sıvı içinde çözülmüş bir katının, sıvının buharlaşması sonucu bir yüzeyde oluşturduğu kaotik şekillerden başka bir anlamı yoktur. Bu şekiller o kadar muğlaktır ki, hayal gücünüzü zorlarsanız her şeye benzeyebilirler. Herhangi bir şekil el ele tutuşmuş bir çift şeklinde görünebileceği gibi, kısmete yorulacak güvercin de olabilir. Yani bir fincanın içindeki telve sonsuz olasılıklar uzayıdır, tıpkı gelecek gibi. 

Kahve falına iki aşamada bakıyorum. Birinci aşamada fal baktıranın kişilik analizini yapıyorum. Şöyle birisin, böyle yaparsın, genelde tavrın şudur falan filan. Bu kısım benim için en eğlenceli ve zevkli olanıdır. Eğer dikkatli bir gözlemciyseniz, satır aralarını dikkatli okursanız bir insanı çözümlemek çok kolaydır. Kişi, en ufak hareketlerinde, konuşmasında ve tavrında kendini ortaya döker. Yüz ifadeleri, mimikleri, içtiği sigara, daha önce söylediği ufak bir cümle vs. hepsi ufak ip uçları verir. Bunları bir araya getirip anlamlı bir tablo oluşturmak benim için çok keyiflidir. Bir tür yap boz bulmacası. 

Bu işte de az buçuk başarılı olduğum için karşıdaki kişi şaşırır. Bu sonucu fincandan çıkardığıma inanır. Bu basamakta elde ettiğim başarı, sonraki basamaklarda söylediklerime inanması için ortam hazırlar. 

Bu kişilik analizinden sonra, geçmişe dair yuvarlak şeyler söylerim. Tabi istatistik biliminden faydalanarak. Örneğin, "geçmişte çok acı veren bir ilişki yaşamışsın, bu seni çok kırmış" dersem, bu yüzde doksan ihtimalle doğru olacaktır. Çünkü herkesin geçmişinde şu yada bu şekilde onu yaralamış bir ilişki vardır. Veya "senin için dua eden bir kadın var, bu kadın Allah'ın çok sevdiği bir kulu" dersem, bu da büyük ihtimalle tutacaktır çünkü çoğu kişinin annesi öyle ya da böyle dini bütün insanlardır ve herkes annesini bir melek olarak görür, yani Allah'ın sevgili kulu. 

Bu türden geçmişe ve kişiye dair birkaç saptamadan sonra iş geleceğe dair kehanetlerde bulunmaya gelir, yani ikinci aşama. Bu ise işin en kolay kısmıdır. 

"İnsanlar geleceği bilmek için değil, geleceğe dair bir ümit beslemek için fal baktırırlar" ilkesinden hareketle geleceğe dair iyimser şeyler söylerim. Mesela bekar bir kadının beklentisi iyi bir kısmet ve evliliktir. Ama ben diğer falcılar gibi yüzük görünüyor gibi muğlak ifadeler kurmam. Evleneceği hayali bir adamın tüm detaylarını orada ayak üstü uydurduğum bir hikayeyle anlatırım. Eh benim gibi bir yazar için bu çocuk oyuncağı gibi bir şey. Bazen kendi kurduğum hikayeye kendim bile kaptırıp detayları abartırım. İşte adamla şu şekilde tanışacaksınız, sonra bir süre hiç görüşmeyeceksiniz vs. vs. Benzer şekilde, sevgilisi olan ama iş arayan bir kadın için de, hayali bir iş ortamı kurarım. Sandalyelerin rengine kadar detay vererek işi anlatırım. 

Yani anlayacağınız, nabza göre şerbet. Bu yaptığımın bir tür şarlatanlık olduğunu söyleyebilirsiniz ama değil. Yani bu yaptığımdan bir çıkarım olsaydı belki denilebilirdi ama ben bunu bir tür pembe yalan olarak görüyorum. 

Fal baktığım kişi, fal bittikten sonra kendini daha iyi hisseder, yeni bir güçle dolar, yaşama ve özellikle de geleceğe daha iyimser bakar. 

Olaya psikolojik açıdan baktığınızda, ilginç bir mekanizma görürsünüz. Yaşadığı sıkıntılı durumda kişi, çeşitli nedenlerden dolayı, bir çözüme veya çözümsüzlüğe odaklanmıştır. Onu bu durumdan kurtaracak farklı görüş açısı ve gelecek senaryolarına kapalıdır. Fal baktırdığı zaman, kendisi için başka ve daha iyi gelecek olasılıklarının var olduğunu görür. Bu durumda içinde bulunduğu durumu değiştirme gücünü ve gelecek umudunu tekrar kazanır. Bu açıdan baktığınızda, kahve falı, ukala yuppilerin dedikleri türden bir brain storming (beyin fırtınası) işlemidir. Özde aynıdır ama işleyiş biçimi oldukça farklıdır. 

Zaten kadınların neden fala ve gizemci şeylere erkeklerden daha fazla düşkün olduklarını da bu mekanizma biraz açıklamaktadır. Bir diğer neden ise, erkek egemen toplumun, kadının yaşam alanını daraltması sonucu onu güçsüz düşürmesi, kadını ister istemez doğa üstü güçlerden yardım istemeye yöneltmektedir. Fal ve büyü de bunlardan biridir. 

Diğer taraftan, "asla fal baktırmam, fal saçmalıktır" diyen erkek de bence saçmalamaktadır. Bu düşünce biçimiyle, hem geleceği basit ve katı neden sonuç ilkelerine hapsetmekte ve olasılığın gizemine kapıyı kapatmakta, hem de her şeyi çok ciddiye alma ciddiyetsizliğini göstermektedir. Unutmayın, gelecek hayal gücünün en büyük çocuğudur. 

Bu yazıyı okuyan ve geçmişte fal baktığım kişilerin bana kızmayacağını biliyorum. Şapkadan tavşanı nasıl çıkarttığımı gösterdim. Yoksa şapkanın içinde bir tavşanın yoktan var olamayacağını herkes bilir. 

Bu yazıyı yazdıktan sonra, falcılık kariyerimin, numaralarımı açıkladığım için sona ereceğini düşünüyorsanız bence kadınları tanımıyorsunuz demektir. 

İki orta kahve alalım lütfen. 

yorumda bulunmak için tıklayın

Mehmet Emin Arı