Bir çok merkezilik modeli olarak küreselleşme

 
               


Küreselleşmeyi tanımlayan en belirgin ve önemli özellik, çok merkeziliktir. Yalın bir tarifle, küreselleşmeyi tek merkezilikten çok merkeziliğe geçiş sürecidir diyebiliriz. Benzer biçimde, küresel (global) sıfatı yerine, çok merkezi tanımlaması kullanılabilir. 

Peki çok merkezilik nedir? Çok merkezilik öncelikle geometrik bir kavramdır. En açık ve yalın anlatımını, bir kürenin üzerindeki her noktanın, diğer noktalara göre bir merkez oluşturması tanımlaması ile verebiliriz. Bu bilimsel ve kuru tanımlama yerine, Nasrettin hocanın dediği gibi bulunduğunuz yer dünyanın merkezidir diyebiliriz. Birbiriyle eş değer bir çok merkezin olması ise, aslında merkezsiz olma halinin farklı bir tanımı olduğu dikkatli bir okurun gözünden kaçmayacaktır. Bu bağlamda, çok merkezilik aslında merkezsiz olmadır diyebiliriz. 

Bu tanımlamanın ekonomik, siyasi ve toplumsal yansıması ise (uygulaması değil!) küreselleşme dediğimiz olgudur. Artık sınırları kesin olarak belirlenmiş, tek ve mutlak bir merkez yoktur, bunun yerine merkezler (ya da odaklar) vardır. Bunu sadece iktidar odağı olarak değil, geniş kapsamda her olgu için düşünmek gerekir. 

Küreselleşmeyi oluşturan alt yapı (iletişimdeki baş döndürücü gelişmeler, insanların ve malların serbest hareketi vs.) hepsi olmasa da bir çok sınırı belirsiz hale getirmiş, kimilerini de tamamen ortadan kaldırmıştır. Berlin duvarının yıkılışı ile simgeleşen bu sınırsız olma durumu bizlere neler getirecektir (getiriyor)?

Küreselleşmenin zorunlu dinamiği olarak, süreç bildiğimiz anlamda sınırların önce belirsiz hale gelmesi, daha sonra ise tamamen ortadan kalkmasına yol açacak şekilde işlemektedir. Fiziksel anlamda ülkeler arasındaki sınırlar hala net ve belirgin olsa da, kültürel, ekonomik ve siyasi sınırlar şimdiden belirsiz hale gelmeye başlamıştır. Bunun en belirgin örneği olarak harita üzerinde belirli ama genel yapı içerisinde belirsiz sınırları olan Avrupa Topluluğu ülkeleridir. 

Uzun vadede, belirsiz sınırlar birey açısından belirsiz kimlik tanımlamalarını (veya kimlik sorunlarını) getirecektir. Bireye yönelik eski kimlik tanımlamalarımız, eski ekonomik, kültürel ve sosyal sınırların mevcudiyeti ile vücut buluyordu. Bu sınırların belirsiz hale gelmesi veya yok olması, bire bir olarak kimlik tanımlamalarının da belirsiz hale gelmesine veya yok olmasına yol açacaktır. Hatta, eski kimlik tanımlamalarının (milliyet, ırk ve hatta cinsiyet) işlevselliğini yitirip simgesel hale geleceğini öngörebiliriz. 

Bu sanıldığının aksine dünya tarihinde yeni bir şey değil. Amerika’nın gelişiminde etkin rol oynayan erime potası (melting pot), yerel olsa da aslında kendi içinde benzer dinamikleri içeren güzel bir örnektir. 

Bu türden bir değişimin insanlık açısından iyi ya da kötü olup olmadığını elbette zaman gösterecektir ama benim fikrim bunun gelişimin bir üst basamağı olduğudur. Tıpkı biyolojik gen havuzunun mümkün olduğunca heterojen olması nasıl istenen bir şeyse, kültürel ve kimlik bağlamında ortaya çıkan melez yapıların, var olanlardan çok daha iyi olacağından eminim. 

Tarihsel açıdan baktığımızda insanlığın yeni bir ortaçağa girdiğini söyleyebiliriz fakat bu ikinci ortaçağ öncülü olan birinci ortaçağdan farklı olarak, insanların birbirlerine her anlamda uzak olmalarından değil, tersine her anlamda çok yakın olmalarından kaynaklanmaktadır. 

Amerika örneğinde ortaya çıkan Amerikalı üst kimliğinin, kürselleşmede bir karşılığı olacak mıdır? Bu soruya kısmen evet diyebiliriz. Bu üst kimlik insanlığın yüzyıllardır hayalini kurduğu dünya vatandaşlığına benzeyecektir ama tam o değildir. Ortaya çıkacak olan dünya vatandaşlığı pek de öyle romantik öğelerle bezeli olacağını sanmıyorum. Bu çok ütopik bir yaklaşım olur fakat yine de insanların eskisi kadar “ötekine” yabancı olacağını da söyleyemeyiz. 

Tarihte determinizme inanmadığım için, gelecek öngörülerimin de olup olamayacağını bilemem, yine de en olası geleceğin tarif ettiğim şekilde oluşacağını söyleyebilirim. Küreselleşme diğer pek çok tarihsel gelişim gibi, takip edenler için iyi geride kalanlar için ise kötü bir şeydir. Bu yüzden neyi takip edeceğimizi bilmemiz faydamıza olur. 

Mehmet Emin Arı