Kadınlara yönelik hazırlanmış bir siteyi bir erkek merakıyla
gezerken bir köşenin başlığı beni dehşete düşürdü. Başlık
aynen şöyleydi “erkeklere ne zaman vermeli?”. Başlığın
hemen altında uzun bir liste vardı. Aklımda kaldığı kadarıyla
listeden hatırladığım birkaç başlık şöyleydi:
1-
Bir dediğini iki etmiyorsa, fazla nazlanma ver.
2-
O futbol haberi senin, bu kanalda maç benim demiyorsa hemen ver.
3-
Bu ay kredi kartı ekstrem fazla geldi demiyorsa, düşünmeden
ver. Vs.
Eğlencelik
olarak gönderilmiş ve zaten okuyanında gülmesinden başka bir
amacı olmadığı apaçık belli olan bu yazı beni niye dehşete
düşürdü? Gülüp geçilecek bir yazı niye beni bu kadar
tedirgin etti. Elimden geldiğince açıklayayım.
Argoda
“vermek” kelimesi, hepimizin bildiği gibi cinsel ilişkiyi
ifade etmek için kullanılır. Erkek erkeğe muhabbetlerde içinde
vermek kelimesi geçen bir çok cümle duymuşsunuzdur “abi o
karı vermez” yada “o kadar uğraştım bir kere vermedi”
vs.
Kadın
sitesinde yayınlanan yazıda ifade edildiği gibi, erkek belirli
şartları (maddi ve manevi) sağladığında, örneğin kadının
bir dediğini iki etmiyorsa ve kredi kartı ekstresini düşünmeyecek
kadar maddi açıdan zenginse vs. kadın cinselliği erkeğe VERİR,
erkek de bu cinselliği ALIR.
Tabi
ki erkek, tıpkı doğada olduğu gibi kadına kur yapacak,
belirli şartları sağlayacak, kendini beğendirecek vs. bu gayet
doğal ve olması gereken. Benim kafama taktığım “VERMEK”
fiili ve onun altında yatan düşünce.
Vermek
fiilini bir cümle içinde kullandığınızda bu cümlenin bir öznesi
(KADIN) ve nesnesi (CİNSELLİK) olması gerekir. İşte bu basit
dilbilimsel açıklamada ipler kopuyor. Cinsellik bu cümle ile
bir nesneye, daha düz bir ifadeyle feministlerin sevdiği bir söylemle
bir metaya dönüştürülüyor.
Cinsellik,
kadın ve erkeğin paylaştığı bir yaşantı mıdır? yoksa
birinin verdiği ve diğerinin aldığı bir meta mı? en basite
indirgenmiş anlamda cinsellik sırasında somut bir alıp verme
olayı varsa bu ters taraftan olur; erkek spermini kadını verir.
Hatta bu yabancılaşma fikrini açıp, olayı “sıvı
transferi” olarak bile adlandırabilirsiniz yada benim gibi
makine mühendisliği eğitimi almış olsaydınız “akışkan
transferi” diyebilirsiniz ama ben demem, diyemem.
Kısa
bir süre için cinselliği bir kenara koyalım. Diyelim ki bir
erkek olarak bir kadınla dans etmek istiyorum. Bu durumda o kadının
yanına gidip, “birlikte dans edebilir miyiz?” derim. Kadın,
eğer beni bir dans partneri olarak beğenirse (iyi giyinmişsem,
elim ayağım düzgünse vs.) benimle dans eder yada etmez. Her
halükarda dansın sonunda şöyle bir cümle kurabilirim;
“Leyla
ile dans ettim” yada “Leyla ile birlikte dans ettik”. Kadın
da benzer bir cümleyi benim için kuracaktır ama ikimizden biri
şöyle bir cümle kurarsak çok komik olur; “Leyla bana dansı
verdi” yada “Ben Emin’e dans verdim” yada dansı
kastederek “Leyla bana verdi”.
Dansı
kastederek “Leyla verdi” demek kulağa çok komik geliyor değil
mi? Komik tabi ki çünkü dans iki kişinin oluşturduğu bir
eylem ve yaşantıdır, alınıp verilen bir meta değil. Dans sırasında
kimse kimseye somut anlamda bir şey vermez. Kadın elini, saçlarını,
bakışını ve adımını sunar, adamda kollarını, tutuşunu,
kokusunu vs. sonuçta ortaya bir yaşantı çıkar ve bu yaşantı,
aynı yaşantıyı yaratanlar tarafından o an içinde paylaşılır.
Tüketilmez.
Cinsellikte
tıpkı dans gibi bir yaşantı ve eylemdir. Özde hiç ama hiçbir
farkı yoktur. Verme ve alma değil, oluşturma ve çoğaltma vardır.
Cinselliği
VERME eylemiyle ifade ettiğinizde, kadını, kadının vücudunu,
kadının cinselliğini, duygularını, kokusunu, saçlarını ve
sevişirken terlemesini bile metalaştırırsınız. Bu durumda özne(erkek)/özne(kadın)
ilişkisi özne(erkek)/nesne(kadın) ilişkisine dönüşür.
Yani, yabancılaşma, duygusuzluk ve hiçlik.
Kapitalist
erkek egemen toplumun bu çarpıtılmış düşünme biçiminin
bazı kadınlar tarafından sahiplenilmesi olayın vahametini daha
da artırıyor. Kadını toplum içinde ikincil konuma iten, onun
bedenini metalaştıran, yaşadığı pek çok acının doğrudan
kaynağı olan bir ana düşünceyi benimsemesi ve hatta gülünecek
bir şey olarak ortaya koyması çok daha vahim değil mi?
Bir kadının
kimle olacağını ancak ve ancak o kadın belirleyebilir. Bu hiçbir
şekilde tartışılmayacak bir insan hakkıdır. İlke olarak
toplum ve erkekler karışmamalı ama VERMEK fiiliyle ifade edildiği
biçimde kendi cinselliğini, bazı kazanımlar elde etmek için
(kredi kartı ekstresine bakmayacak zengin bir adamın ona sağlayacağı
maddi olanaklar örneğin) bir ödül olarak sunması, erkeğin
bunları yapması için bir oltanın ucundaki yem gibi sallandırması
en hafif ifadeyle kişiliksizliktir.
İstediği
arabayı almadığı için kocasıyla yatmayan bir kadınla bir
fahişe arasında özde ne fark var? İkisine de bir şey
veriyorsunuz ve karşılığında cinselliği ALIYORSUNUZ. Bu
yaklaşımı benimseyen kadın, cinsellik karşısında bazı şeyler
aldığını düşünerek kazançlı çıktığını düşünüyor.
Belki öyle ama bence değil. En değerli bir şeyini kaybediyor,
kendine olan saygısını çünkü kendini metalaştırınca ne
kalıyor geriye? Var olmaktan, var olana dönüşmek kadar büyük
bir talihsizlik var mı?
Aslında
bütün bu saçmalığın altında insanlığın en büyük belası
olan insanın nesneye indirgenmesi yatıyor. İnsanı nesneye
indirgediğinizde öldürebilir, sabun yapabilir, Taylorizmin yaptığı
gibi insanın üretimini kronometrelere tutsak edebilirsiniz.
İnsanın
nesneye indirgenmesinin altında ise “var olmak” ile “sahip
olmak” arasındaki keskin ayrım yatar. Birlikte “var olamadığın
bir dünya, kadın yada ağacın” “sahibi olursun”.
Var
olmak yada sahip olma çelişkisinin altında ise komik bir şey
vardır. Bir “benliğimiz” olduğu yanılgısı. Kendimizi
Mehmet Emin ARI sanma yanılgısı. Onun nedeni ise...
Onu
da siz bulun canım.
Neyse.
Kölenin köleliği gerçekten acı veriyor. Fakat kölenin kendi
zincirlerini kendi yapması insana sadece buruk bir hüzün
veriyor. Kadınlar ! Bari siz yapmayın.
Mehmet Emin Arı