Fazlası ile heterojen olan Türk toplum
yapısı, nasıl oluyor da sosyolojik açıdan olması beklenilen
çatışmaları üretmiyor? Sadece coğrafi açıdan değil aynı
zamanda kültürel açıdan da doğu-batı arasında bir geçiş
noktası olan Türkiye bir çok sosyolojik fay hattına sahip.
Sosyoloji bilgisi olmayan birisi bile bir çırpıda bu fay hatlarından
bir kaçını sayabilir, örneğin laik, dinci ayrımı, alevi
sunni ve tabi en önemlisi daha da belirginleşen sınıfsal farklılıklar.
Madem bu toplumsal fay hatları var, neden bunlar beklenilen
sosyal depremlere yol açmıyor? Bu soru, elbette aşırı siyasi
uçların hep hayalini kurduğu bir toplumsal patlama temennisi
değil, sadece saf bir cevap arayışı.
Bu soruyu cevaplamadan önce bazı
kabulleri yapmak gerekiyor. Birey bazında kaotik ve kestirilemez
olan sosyal etkiler, gruplar ve toplum bazında determinist ve
kestirilebilirdir. Bu ne demektir? Sosyolojinin kuralları tek
tek bireylere uygulanamaz ama sadece gruplara ve sosyal yapılara
uygulanabilir. Bu demektir ki sosyolojinin kurallarının
genel bir uygulanabilirliği vardır.
Madem sosyoloji Türk toplumuna da
uygulanabilir bir metod, o zaman sorumuzun bir cevabı olması
gerekir. Eğer toplumsal fay hatları, beklenildiği gibi sosyal
depremlere yol açsaydı sosyolojik açıdan hiç bir sorun olmazdı.
Gönül rahatlığı ile şu, şu gerilimler birikerek şu kırılmalara
yol açmıştır derdik. Ama beklenilen kırılmalar olmuyor ya da
beklenilen şiddetin çok altında oluyor. Peki neden? Kırılmaları
engelleyen nedir?
Aslında kırılmaları engelleyen bazı
minör faktörler elbette var. Toplumun kendine has yapısı,
gelenekler vs. Ama asıl neden homojen olarak bilinen yapıların
aslında sanıldığı kadar homojen olmamasından kaynaklanıyor.
Bir örnek vermek gerekirse dinci ve laik yapıların heterojenliğini
gösterebiliriz. Bu toplumsal gruplar sanılandan çok daha fazla
heterojendir. Oruç tutan, dinine bağlı ama diğer taraftan mini
etek giymekten ve flört eden kadınlar olduğu gibi, rock ya da
klasik müzik hayranı tesettürlü kızlar da var. Detaylı bir
analiz ile, homojen olan tek şeyin bu toplumsal yapıların her açıdan
heterojenliği olduğunu görebiliriz.
İşte bu, yani heterojenliğin
homojenliği beklenilen çatışmaları engelliyor. Diğer türlü
olsaydı, yani homojenliğin homojenliğini gözleseydik çatışmalar
ve toplumsal fay hatlarının kırılmaları olurdu. Kültürel ve
sosyolojik fay hatları elbette var ama bunlar toplum bazında değil
birey bazında var oluyorlar. Ne gariptir ki birey bazında çatışmalara
yol açan bu durum şaşırtıcı bir şekilde görece toplumsal
barışı sağlıyor.
Mehmet Emin ARI