İçimizdeki Kadınla Barışmak

               


Meslek lisesinde okuduğum için biyoloji ile tanışmam daha sonraki yıllarda okuduğum kitaplarla olmuştur. Allahtan meslek lisesinde biyoloji yoktu çünkü ezberci lise müfredatı ile biyoloji gibi harikülade bir bilim dalından mahrum kalmadım. Size özellikle Tubitak yayınlarını ve Dinazorların sessiz gecesini tavsiye ederim. Bu kitaplarda kromozonlar kısmında okuduğum bir şey beni hayrete düşürmüştü. Dişi kromozon her hücrede vardı, yani ben, erkek M. Emin ARI'da biyolojik olarak dişil bir öge bulunuyordu. Bilebileceğiniz en erkeksi biyolojik varlık olan spermlerin bazıları tamamen dişi kromozonları içeriyordu. Sonuç olarak tam erkek olan bir şey yoktu. Yumurta ise biyolojik olarak tamamiyle dişil bir şeydi.

Bu biyoloji gerçek beni bayağı düşündürdü. Bunun tabiki tinsel alana yansıması vardı. Sadece dişi kromozonlarını değil dişil özellikleride içerdiğimizi keşfettim. Sonradan kendimde de kadınsı öğeler buldum, tıpkı hücrelerimde kadınlık kromozonlarının olması gibi. Kadınsı öğe deyince aklınıza hemen eşcinsel eğilimler taşıdığım gelmesin. Maşallah kapı gibi adamım, gidin web sayfama bakın (http://eminari.8m.com). Kadın olmayı istemek başka şey kadınsı ögeler içermek başka şeydir. Sadece ben değil tüm erkekler içlerinde kadınsı bir ögeyi barındırmaktadırlar. Kadınsı öğe yada özellikler "ayol", "kız" falan diye konuşmak yada kırıtarak yürümek değildir. Daha çok psikolojik ögeleri içerir, örneğin sabır gösterme kadınsı bir öğedir. Buna benzer olarak koruma ve büyütme gibi kadınsı ögelerde vardır. Ataklık ise örneğin, erkeksi bir öğedir. Koruyan ve büyüten bir erkek bahçıvan ve atak bir bayan tenisciyi karşılaştırın. Bahçıvan erkektir, bayan tenisci ise kadın fakat biri içindeki dişil öğeyi işinde ön plana çıkarmıştır diğeri ise erkeksi öğeyi.

Bu kadınsı öğelerin bendeki toplamına "içimdeki kadın" dedim. Bu düşünce ilk başta beni rahatsız etsede sonradan alıştım hatta içimdeki kadınla gurur bile duymaya başladım çünkü yaşamımı zenginleştiren ve başarı olarak kabul ettiğim şeyleri sağlayan pek çok değeri o vermişti, örneğin sabırlı olmak gibi.

İçimdeki kadını tanımak bir çok avantajıda birlikte getirdi, örneğin kadınları daha iyi anlamak gibi. Analizimi bir adım ileri götürdüğümde şu sonuca vardım; kadın erkek ilişkilerindeki temel sorunlardan biri içlerinde barındırdıkları kadınsı ve erkeksi öğeyle barışamayan kadın ve erkeklerin karşılıklı anlayışsızlıklarıdır.

Bir çok erkek değil kendi içlerindeki kadınla uyum içinde olmayı, onu kabullenmeyi bile akıllarının ucundan geçirmez. Ne yani, biz karı mıyız? gibi bir tepki göstererirler. Hiç bir şeyin siyah ve beyaz olmadığını bilakis her şeyin grinin tonları olduğu herkesce bilinen ama nedense kabul edilmeyen bir gerçektir. Sonuçta biz erkeklerin tümünde bir kadın ve kadınsı öğeler bulunmaktadır. Bunu birazda Jung'un arketipine benzetiyorum ama benim tam anlatmak istediğim bu değil. Sonuç olarak böyle bir kadın içimizde var.

Neredeyse tamamiyle kadınlar tarafından yetiştirilen bir erkek milleti olmamıza rağmen bizler içlerindeki kadını benimseyen ve onunla uyum içinde yaşayan erkekler değiliz. Bilakis içimizdeki güçlü kadından öyle korkuyoruz ki onu abartılmış erkeksi davranışla dengelemeye çalışıyoruz. Dikkat edin erkeksi öğe demedim, erkeksi davranış dedim. Erkeksi öğe dişi öğeyi tamamlar ve ruhsal olarak onunla bir bütünü oluşturur.

İçlerindeki kadınsı öğenin egemenliğine girmekten ölesiye korkan erkek, bunu baskılamak ve dengelemek için erkeksi öğeyi abartılı bir şekilde öne çıkartır. Ama sonuçta ortaya çıkan "bir erkek" değil, bir ayudur. Bu erkeklik değildir. Erkekliğin tarifini şöyle yapıyorum; her anlamda ,fiziksel ve tabi ki ruhsal, kadınsı öğeyi doğurgan hale getirebilme yetisidir, yani bir kadınla bir bütünü oluşturacak şekilde birleşme yeteneği. Bu sadece cinselliği içermez. Her erkek eğer herhangi bir fiziksel rahatsızlığı yoksa yetişkin bir kadını fiziksel olarak doğurgan hale getirebilir. Peki ruhsal olarak? Bunun her erkek tarafından yapıldığını zannetmiyorum. Öyle olsaydı bu kadar mutsuz çift olmazdı.

Bizde nedense erkek olmak kadınsı öğeyi her anlamda dogurgan hale getirebilmek değilde tam tersine onu bastırabilme, elimine etme yada ezme derecesi olarak algılanmaktadır. Bu açıdan bakarsak karısını döven bir adam erkek adam değildir, çünkü kadınsı ögeyi doğurgan hale getirmekten çok bilakis onu zedelemektedir.

Her ne kadar çok "erkek" olsak da biz Türk erkeklerindeki dişil öğe fazlasıyla kuvvetlidir çünkü bizler neredeyse tamamiyle kadınlar tarafından yetiştirilmiş bir erkek toplumuyuzdur. Bu kadar maço olmamızın sebebi sanırım bu. Kulağa çelişkili geliyor ama öyle. Genellikle bu öğe anneye duyulan sevgi olarak kendini dışa vurur. Bir başka maço cenneti olan İtalyanlar bu konuda ilginç bir örnektir. Annesine taparcasına bağlı acımasız mafya babası imgesini gözünüzün önüne getirin. Bir erkeğin annesine küfretmek bizim ülkemizde cinayet sebeblerinden biridir. Anne imgesi, dişil ögenin kendini en rahat bir şekilde dışa vurabildiği bir yerdir. Bir Türk erkeğine annesine küfrettiğinizde aynı zamanda onun içinde barındırdığı dişil ögeyede bir tehdit oluşturmaktasınızdır. Bu ise karşı taraftaki erkek tarafından, onun kişisel bütünselliğine yönelik doğrudan bir saldırı olarak algılanır. Annenin kutsallığını birde bu gözden bakmanızı tavsiye ederim.

İçindeki kadınsı ögeyle barışık olan fakat onun istilasına uğramamış yada onun baskısını hissetmeyen bir erkek, gerçekten bir erkektir. Aklıma hep bir reklam fotoğrafı geliyor. Bu oldukça adaleli ve güçlü görünen ve kucağındaki bebeği şefkatle uyutan bir baba resmiydi.

Erkek olmaya giden yol paradoksal olarak kadınsı öğeyi kabullenmekten geçiyorsa, içimizdeki kadınla yani dişil ögeyle nasıl barışacağız yada uyum içinde yaşayacağız? Onunla sürekli bir çatışmaya girip sahte erkeksiliği öne sürmeden yada onun tarafından tamamiyle ele geçirilip bir erkek bedeninde kadın olmadan nasıl var olabileceğiz? Öncelikle abartılı ve zaman zaman komik kaçan erkeksi ögeyi öne çıkarma huyumuzdan vazgeçmemiz gerekir. Yani erkek olmak için fazlasıyla erkeksi olmaktan vazgeçmemiz gerekiyor daha doğrusu ayuluktan istifa etmemiz gerekiyor. Örneğin trafikte kadınları sıkıştırmak, yerlere tükürmek, tuttuğumuz takım kazanınca havaya silah atmak vs. gibi davranışlarda kendini gösteren abartılı erkeklikten kesinlikle vaz geçmek gerekiyor. Bu tür davranışlar bence güçlü kadınsı ögeye, güçlü anneye duyulan korkudan kaynaklanmaktadır. Daha sonra erkek olarak görmemiz gereken bir şey var; dişil öğenin yaşamdaki vazgeçilmez büyük önemi. Uygarlık dediğimiz şey daha çok dişil öğe tarafından oluşturulmuştur. Eğer bu yazıyı çince yazsaydım uygarlık ying ağırlıklı derdim. Bu önemi kavradıktan sonra gerisi tamamen kendiliğinden gelecektir.

İçimizdeki kadınla barışmak fakat onun istilasına uğramadan yaşamak, biz erkek adamlara yalnız hayatta değil fakat aynı zamanda kadın-erkek ilişkilerinde de bir çok zenginliği ve uyumu getireceğine inanıyorum.

Kadınların bu yazıdan çok hoşlanacağından eminim fakat onların durumu bizim kadar vahim. "Modern" kadın, erkeksi öğenin egemenliğinde kıvranmakta ve hatta neredeyse acı çekmektedir. Toplumsal baskı kadınsı öğenin ortaya çıkmasını engeller, fakat erkeksi öğeyi destekler. Bu yüzden kadınların erkeksi öğenin egemenliğine girmesi bizim kadınsı öğe tarafından ele geçirilmemizden daha kolaydır. Bu özellik onlara toplumda iyi bir yer ve az yakan arabalar getirsede, karşılığında babaannelerine ait olduğunu söyleyip küçümsedikleri dişil öğenin bir çok değerli özelliğinden mahrum bırakmıştır.

Önemli not: Sayın hemcinslerim erkek adamlar. Siz siz olun bu editörün boş vaatlerine kanmayın. Daha önceki yazıdan telif ücreti olarak alacağım yarım ekmek arası köfte parası Merkez Bankası nezdimdeki hesabıma yatmadığı gibi, noter kanalıyla çektiğim protestolarıda görmezlikten geliyor. Ayrıca Claudio Schiffer diye bana tanıştırdıkları bayan, editörün evde kalmış hala kızı çıktı. Erkek adama bu yapılır mı? Editörün bu tür menfi davranışları devam ederse www.enbierkekadam.com'dan almış olduğum teklifi ciddi olarak değerlendireceğimi belirtmek isterim.
Mehmet Emin Arı