Pazar
gazetelerinin ilaveleri ve kadın dergilerinin bitip tükenmek
bilmeyen sorularından biri olan “kadınları yatakta nasıl çıldırtırsınız?”
aslında çok basit çözümlere sahiptir. Kadınlarla olan
deneyimlerim sonucunda onları yatakta çıldırtmanın bazı
yollarını aşağıda sıraladım. Bu metotların her biri gerçek
yaşamda birebir denenmiş ve kesin başarılı sonuçlar elde
edilmiştir. Siz de deneyin...
-
Yatağa çorapla girin. Bu her kadını çıldırtır. “çıkar
şu çorabını” yada “sen iğrençsin, o şiirleri senin yazdığına
inanamıyorum” gibisinden tepkiler alırsınız. Hele çorap az
buz kokuyorsa çıldırma katsayısı tavan yapar.
-
İşgalci olun. Yatağın büyük kısmını siz işgal edin ve
kadına çok az yer bırakın. Bu da kadını çıldırtır. “Ya
biraz öteye gitsene be adam, koca yatağı kaplıyorsun”
gibisinden tepkiler müşahede edilmiştir.
-
Horlayın. Kadın hemen çıldırır. Önce “tatlım horlama”
gibi nazik ikazlarla uyandırılırsınız. Sonra bu uyarılar kadının
çıldırma seviyesine göre “yeter be adam ağaç kessem bu
kadar gürültü çıkmaz” gibisinden nahoş tepkilere kadar çıkar.
Bu tür incitici sözler ve ithamlar “duyarlı ve ince” bir şairi
nasıl yaralar bir bilseniz...
-
Yorgan çalın. Yorganın büyük bir kısmı üzerinize gelecek
şekilde yorganı çekin ve kadına kalan yorganın çok az olmasını
sağlayın. Böylece üstü açık kalan kadın çıldıracaktır.
Denenmiş ve başarılı sonuç alınmıştır.
-
Geceleyin kadını uyandıracak şekilde tuvalete yada mutfağa
gidin. Bu gidişler esnasında “bi tanem su getireyim mi?”
diye sorarak onu uyandırın. Uykusu bölünen kadın, ikinci
bilemediniz dördüncü uyanışında çıldıracaktır ve “yat
zıbar be adam, ne olur azıcık uyuyayım” diyecektir. Etkili
bir metottur fakat çok sık kullanmayın çünkü uykusu bölünen
bir kadının elinin ne kadar ağır olduğunu asla tahmin
edemezsiniz.
-
Birlikte yemek yerken yere düşen bir lokmayı onun şaşkın bakışları
arasında alıp üstünü hafif silip ağzınıza atın. Bu
istisnasız tüm kadınları çıldırtır.
Başka
yüzlerce metot var, örneğin beyaz çorap giymek gibi. Ama
sadece yukarıda sıraladıklarımı kullanarak benim gibi “kadınları
yatakta çıldırtan” bir erkek olmanız içten bile değildir.
Kebapçılarda
kendinize nasıl “abi” dedirtirsiniz?
Yurdumuzun
hemen hemen her kilometrekaresine bir tane düşen kebapçı,
lahmacuncu ve pidecilerde kendinize abi dedirtebilmeniz için aşağıda
yazdığım tarife uygun şekilde davranmanız gerekmektedir. Aksi
halde size “canım” diyebilirler ki bu karizmanın sıfırlanması,
resetlenmesi ve hatta mahvolmasıdır. Bu gibi vahim bir durumdan
kaçınmanız için siz okurlarıma engin kebapçı deneyimini
aktarmak istiyorum.
Kebapçıya
girildiğinde garson size bir yer göstermeden emin ve sert adımlarla
(abi yürüyüşü) gözünüze kestirdiğiniz bir masaya oturun.
Garson sizle ilgilenirken siz istifinizi bozmadan masaya yerleşin.
Doğrudan göz temasından ve yersiz gülümsemelerden kaçının.
Garson sizinle konuşurken menüyü inceleyin. Eğer hafif lüks
bir yerse ve yemeklerin İngilizce isimleri varsa bunlara gülmeyin.
Mesela benim bizzat gözlemlediğim bazı ilginç İngilizce kebap
isimleri şunlardır;
Sensitive meat
ball : içli köfte (hissi köfte olarak da çevirebiliriz)
Chicken turn:
tavuk döner
Mönüden beğendiğiniz
bir yemeği hemen istemeyin. Garsona bakmadan (doğrudan göz
teması yerine hayali bir noktaya gözleri dikip konuşmak bir abi
tavrıdır) sorular sorun; örneğin Adanan kuzu eti mi?
Lahmacunun iyi mi? Şalgamın var mı? gibisinden sorular. Bu
sorularda anahtar nokta “senin” kelimesidir. Sanki tüm
yemekleri o yapıyor yada lokantanın sahibi oymuş gibi. Sorduğunuz
sorulara verdiği yanıtları dikkatle dinleyip (göz teması
olmadan tabi) kısa bir süre kararsız kalmış gibi düşünüp
daha sonrada yemeği ısmarlayın. Başka bir arzunuz var mı diye
sorduğunda hiç duraksamadan “sağlığın” deyin ve mönüyü
ona bakmadan geri verin. Bu bir
“abi” düsturudur.
Yemek esnasında
“---- alır mısın?” gibi cümleler kurun. Yani salata
verir misin? yada salata getirir misin? değil de “salata alır
mısın?” deyin. Bu kebapçı adabıdır. Yemeğiniz bitince aynı
şekilde hesabı alır mısın? diye hesap isteyin. Öyle
Amerikanya filimlerindeki gibi “garson hesap!” gibi trip
yapmayın. Garson dediğinizi duymayacak bir mesafede ise havada
hayali bir kağıda bir şey yazıyormuş gibi yapın. Bunun hesap
olduğunu tüm garsonlar anlar (evrensel iletişim biçimi). Bu
hareketin üstüne şimdiye kadar hiçbir garson yazdığı son şiiri
getirmedi bana
Yapılan çay
tekliflerini geri çevirmeyin. Bu müessesenin ikramı olup geri
çevirmek bir nev-i hakaret sayılır. Gelen çay ne kadar
mide-delen olsa da için. Hatır için çiğ et yenir.
Gelelim en önemli kısma yani işin püf noktasına: bahşiş. Eğer
size abi denilmesini garanti altına almak istiyorsanız hesabın
yüzde onunu geçecek bir bahşişi hazır edin. Sıfır bahşiş
size abi denilmesini kesin olarak engeller.
Taksi adabı ve
taksicinin size “Allah bereket versin” demesini nasıl sağlarsınız.
Taksiciler yoğun
trafik ve ezici hayat koşulları yüzünden “kronik self-identify
break down sendromu” yaşayan bir gruptur. Yolda sizi ezmeye çalışan
uzun tırnaklı, Elm sokağı kabusu Freddy benzeri olan
taksicilerin, arabalarına bindiğinizde aslında munis ve arkadaş
canlısı insanlar olduklarını hayretle müşahede edersiniz.
Taksiciler için evren, taksinin içi ve dışı olmak üzere
birbirlerinden kesin çizgilerle ayrılmış iki alandan
ibarettir. Şimdi taksinin içindeki alanı inceleyeceğiz. Amacımız
taksiden inerken taksicinin size “Bereket versin abi” demesini
sağlamaktır. Ne gerek var buna diyenleriniz çıkabilir fakat gözlemlerim
göstermiştir ki taksicinin “bereket versin” demesi gerçekten
bereketi artırmaktadır (bkz. ay sonunu getirme sendromu). Aslında
cümlenin doğrusu “allah bereket versin” şeklindedir ama
bunu sadece dilenciler söyler. Taksiciler bir hizmet verdiklerini
ve dilencilerden farklı olduklarını belirtmek için sadece
“bereket versin” derler. Bu durumda sizin de “bereketini gör”
demeniz gerekir. Bu neredeyse standartlaşmış bir cevaptır.
Bunu sağlamanın
en iyi yolu çok fazla derin olmayan bir sohbeti başlatmaktan geçer.
Bu sohbeti başlatmak için söze taksicinin yetkin olduğu ve
bildiği bir konuda ona soru sorarak başlayın. Örneğin “bu tüplü
arabalar km de kaç yakıyor” yada “yeni çıkan Tofaş model
araba taksiciler için uygun mu?” gibisinden bir soru sorun.
Soruyu tabi ki kırmızı ışıkta beklerken yada taksi boş bir
yolda giderken sorun, yani taksicinin cevaplamak için vakti
olsun. Eğer trafik yoğunsa muhtemelen bir homurtu ile karşılaşabilirsiniz.
Bunun dışında
trafikte yanlış bir hareket yapan başka bir arabanın şöförüne
söylenin. Bu tür bir söylenme taksici tarafından memnuniyetle
karşılanıp, ikiniz mutlu mesut koro halinde trafiği
mahvedenlerin aslında özel araba sahipleri olduğu konusunda
mutabakata varabilirsiniz. Taksiciler için, taksici camiasından
olmayan herkes (Michael Schuemaher dahil) kötü sürücüdür ve
trafiği mahvetmektedirler. Bu durumda “bereket versin”
sözü garanti altına alınmış olur.
Bir diğer
metot ise taksiye binerken kısa ve sert bir “Selamun aleyküm”
demektir. Bunun iki yararı vardır. Öncelikle taksiciye “bakma
sen takım elbiseme ve Persol marka güneş gözlüklerime, ben özümü
yitirmedim, sizden biriyim” mesajını verir. Diğer taraftan
bildiğiniz gibi taksiciler genelde alt-orta sınıftan gelen
insanlardır. Bu sınıfın kendine özgü iletişim kodlarında
bu öncelik taşıyan açılış özelliği taşıyan cümledir.
Kesin sonuç vereceğine garanti veririm.
Söylediğim
şekilde davranırsanız taksicinin size “Allah bereket versin
abü” demesini garanti edersiniz. Fakat aynı taksicinin siz
taksiden indikten yarım saat sonra arabayı üstünüze sürdüğünü
görünce sakın şaşırmayın. Daha önce belirttiğim gibi
taksiciler için evren ontolojik ve fiziksel açıdan taksinin içi
ve dışı olmak üzere iki farklı alana bölünmüştür. Dış
evren düşmandır. Taksinin içi ve içinde yer alan müşteri,
sallanan CD, vites kolundaki tespih ve arka taraftaki ufak halı,
taksicinin kendi varoluşunu doğrulayan mekan, nesne ve öznelerdir.
Sağda
müsait bir yerde hayatın anlamını bulayım ben.
Internette tanıştığınız
bir kadının güzel olup olmadığını nasıl anlarsınız?
ICQ, IRC yada
çöpçatan sitelerinin birinden tanıştığınız bir kadının
güzel olup olmadığını anlamanın bir çok yolu vardır. Bunun
en basit ve güvenilir yolu doğrudan bir fotoğraf istemektir
fakat bildiğiniz gibi fotoğraflar yanıltıcıdır ve rötuş,
adobe photoshop ve yaş faktörü nedeniyle resmin sahibinden çok
farklı olabilmektedir. Peki kadının güzel ve çekici olup
olmadığını nasıl anlayacağız? Sanal alemin realiteye taşınmasıyla
ortaya çıkan o hayal kırıklığını yaşamamak için ne
yapmalı?
İşlevselliği
ve doğruluğu kesin olmamakla beraber önerdiğim metot bu konuda
size yardımcı olacaktır. Internette konuşurken doğrudan
“sen güzel ve çekici bir kadın mısın?” diye sorun.
“Sana ne bundan” yada “ne münasebet” gibi cevap vermez
kadınlar. Başka konularda böyle bir cevap beklenebilir ama iş
güzelliğe gelince yılların birikimi ortaya dökülür. Gelen
cevap tipine göre kadının güzelliği ve çekiciliği konusunda
bir fikir yürütebiliriz:
a)
“güzellik göreceli bir şeydir” diyorsa kadın büyük
ihtimalle ne güzel ne çirkin, ortalarda bir yerde idare eder
bir çekiciliğe sahiptir, yani sıradandır.
b)
“güzellik senin için önemli mi?” diyorsa kadın muhtemelen
çirkindir. Hele “mühim olan ruh güzelliğidir” diyorsa
kesin çirkindir. Ruh güzelliği elbette önemlidir ama siz hiç
IV. Çemişgezek Ruh Güzelliği yarışması ilanı duydunuz mu?
Ben duymadım. Ünlü halk türküsü “güzel ne güzel olmuşsun
görülmeyeli görülmeyeli”, “çirkin ne çirkin olmuşsun görülmeyeli
görülmeyeli” olarak söyleyin bakalım.
c)
“Evet güzelim” diyorsa dikkatli olmak lazım. Bunu diyen kadın
ya gerçekten güzeldir yada sizinle dalga geçmek yada niyetinizi
test etmek için bunu söylemektedir. “Çok güzelim” diyorsa
kadın ya gerçekten güzeldir yada çok çirkin. Her zaman bir
basamak aşağıya indirin. Biliyorsunuz herkes biraz narsisttir.
Netice
itibariyle Internette güzel bir kadınla karşılaşma
ihtimaliyle sokakta yürürken güzel bir kadınla karşılaşma
ihtimali matematiksel olarak aynıdır. Bulvarda yürürken yüz
metre içinde karşıdan gelen kadınları ve içlerinde güzel
kategorisine girenleri sayın. Bulduğunuz oran yaklaşık yüzde
beş civarındadır. Neyse. Kısa boylu, şişman, göbekli ve kel
bir orta yaş erkeği olarak şansımı fazla zorlamayayım.
Aşk acısı nasıl geçer?
Rejime
başlayın, durmadan spor yapın ve bol bol Hemingway okuyun, örneğin
“Silahlara Veda” iyi bir seçim bence. Yaptıklarınız bir işe
yaramayacaktır ama olsun bir şey yapıyor gibi olmak aciz
kalmaktan iyidir.
Çay lekesini çıkartmak
Eğer
üstünüze çay döküldüyse en iyisi hemen çay dökülen yere
limon kolonyası dökmektir. Böylece hiç iz kalmaz.
Çilek yada portakal esanslı
prezervatif delikanlılığı bozar mı?
Öffff,
bu yazar da kafayı yedi. Ben en iyisi bu okur listesinden çıkayım.
Mehmet Emin Arı