‘’Bir mıh
bir nalı kurtarır
Bir nal
bir atı kurtarır
Bir at
bir yiğidi kurtarır
Bir yiğit
bir orduyu kurtarır
Bir ordu
bir savaşı kurtarır
Bir savaş
bir ülkeyi kurtarır’’
Anonim
Yukarıdaki
tekerleme ile kaos teorisi arasındaki bağlantı nedir diye
sormayın. Teoriyi açıklayınca mıh -yani eski dilde çivi- ile
bir ülke arasındaki bağlantıyı göreceğiz. Şimdilik çiviye
başlangıç değeri, ülkenin kurtulmasına da sonuç diyelim ve
kaos teorisini açıklamaya başlayalım.
Kaos kelimesi
insanda pek de hoş olmayan çağrışımlar yapar. Karmaşıklık,
belirsizlik ve hatta anarşi. Bilimde ise kaos kelimesi
belirlenemezlik olarak kabul edilir. Yani günlük yaşamda kullanımı
ile bilimde kullanımı oldukça farklıdır.
Bilim dünyasında
yüzyıllarca doğanın öngörülebilir yani determinist olduğu
düşüncesi yaygındı. Eğer bir doğa olayını matematiksel
olarak modellerseniz basit neden sonuç ilişkisine göre sonucu
öngörebilirsiniz. Yani olan bir şey rasgele olmaz. Bu fikir doğrudur
da aslında... Bir çok doğa olayının tam anlamı ile tanımlanmış
matematik modelleri vardır. Determinizm ilkesine göre bu
matematiksel ifadelere gerekli değerleri koyduğunuzda sonucu
elde edersiniz. Fakat bir sistemin determinist olması onun öngörülebilir
olması anlamına gelmez. Garip ama gerçek.
Hikayemiz
ENIAC ile başlıyor. 1940’ların sonuna doğru balistik
hesaplamalar yapmak için ilk bilgisayar ENIAC geliştirildiği
zaman bilim dünyasını büyük bir iyimserlik ve heyecan kaplamıştı.
Bu günkü bilgisayarlardan farklı olarak ENIAC bir odayı
dolduracak kadar büyüklükte ve tonlarla ifade edilen ağırlıktaydı.
Yine de bu hantal alet yeni ufuklar vaat ediyordu. Özellikle
meteoroloji alanında herkes heyecanlıydı. Bu aşırı iyimserliğin
ve umudun nedeni şuydu; eğer elinizde bir saniyede binlerce
toplama, çıkarma, bölme ve çarpma vs. yapabilen bir makine
varsa gelecekteki hava durumunu tahmin etmek içten bile değildi.
Yapmanız gereken tek şey bir akışkan olan hava için kullanılan
matematiksel fonksiyonların değerlerini bilgisayara girip sonucu
bulmaktı. Determinizm ilkesine göre sıcaklık öngörülebilir
bir şeydir çünkü tüm akışkanlar ve tabi ki hava navier-stroke
denklemlerine göre davranırlar. Bu günün hava sıcaklığı, rüzgarın
hızı vs. ertesi günkü hava sıcaklığını ve rüzgarın hızını
verir. Ertesi günkü havanın sıcaklığını, rüzgarın hızı
ise bir sonraki günün havanın sıcaklığını verecektir. Yani
navier-stroke fonksiyonuna f dersek ve pazartesi günkü hava sıcaklığına
Sıcaklık-pazartesi dersek, bir hafta içinde herhangi bir
yerdeki havanın sıcaklığı söyle olacaktır;
sıcaklık-Salı=
f(sıcaklık-Pazartesi)
sıcaklık-Çarşamba=
f(sıcaklık-Salı)= f(f(sıcaklık-Pazartesi))
sıcaklık Perşembe=
f(sıcaklık-Çarşamba)= f(f(f(sıcaklık-Pazartesi)))
sıcaklık-Cuma=
f (sıcaklık-Perşembe)= f(f(f(f(sıcaklık-Pazartesi))))
vs.
Yukarıda yapılan
işleme matematikte iterasyon deriz. Havanın sıcaklığı ve rüzgarın
hızını belirleyen fonksiyonun sonucunu bulmak oldukça karmaşıktır
ve bir insanın yapamayacağı kadar çok bölme ve çarpma içerir.
Düşünce çok basitti; bir insanın yapamayacağı kadar çok
hesaplamayı bilgisayar yapacaktı ve biz bir sene sonraki havanın
sıcaklığını nasıl olacağını bilecektik. Yeni bir çağ başlıyordu.
Her şey çok harika görünüyordu ama ufak bir sorun vardı.
Havanın sıcaklığını
veren fonksiyon lineer yani doğrusal değildir ( non-lineer).
Lineer bir fonksiyonda değişkenin küpünü, karesini, kare kökünü
ya da sinüs fonksiyonunu almazsınız. Değişken sade bir kahve
gibi durur. Lineer bir fonksiyonda örneğin f(x)= 2x +1 gibi,
x’in değerini 2’den bir artırıp 3 yaparsanız fonksiyon
5’den 7’e çıkar yani iki artar. Aynı şekilde 3’den 4’e
çıkartırsanız 2*4+1= 9 olur yani yine iki artar. Bu böyle hep
iki arta arta gider. Şimdi fonksiyonu non-lineer yani doğrusal
olmayan yapalım yani f(x)= 2*x*x + 1 yaparsak 3’den 4’e
2*16+1=33, 2*9+1= 10, yani 23 artar. 4’den beşe çıkarsak
2*25+1= 51 olur. Yani artış doğrusal ve orantılı olmaz.
Gerçek dünyada
lineer yani doğrusal bir fonksiyonla açıklanabilen doğa olayı
yok denecek kadar azdır. Doğa doğrusal değildir (non-lineerdir).
İşleri kolaylaştırmak için fonksiyonlar sanki doğrusalmış
gibi basitleştirilir. Bu tembellikten kaynaklanmamaktadır. Doğrusal
olmayan fonksiyonlar, bilim insanları için hayatı çok ama çok
zorlaştırmaktadırlar. Bilgisayar bulununcaya kadar doğrusal
olmayan fonksiyonlarla uğraşmak neredeyse imkansızdı. Şimdi
kaosa geri dönelim.
Edward Lorenz
adında bir meteoroloji araştırmacısı hava tahmini için
bilgisayarını kullanarak (bu bilgisayarın değil faresi,
klavyesi ve hatta delikli kartı bile yoktu, veriler bazı
elektrik anahtarlarını açıp kapatarak giriliyordu) basit bir
hava tahmin programı yapmaya çalışıyordu. Bu program için
Navier-Stroke denklemini oldukça basitleştirmişti ve bu basitleştirilmiş
ama hala doğrusal olmayan (non-lineer) fonksiyon üzerinde yukarıda
anlattığımız gibi bir fonksiyonun iterasyonunu bilgisayar
kullanarak yapıyordu. Sonra da bilgisayardan bulduğu sıcaklık
değerlerini bir grafikte gösteriyordu. Bu grafikte yatay düzlemde
günler, düşey düzlemde ise sıcaklık vardı. Bu normal iniş
çıkışları olan sıradan bir grafik veriyordu. Lorenz tesadüf
eseri ortada bulunan bir sıcaklık değerini yuvarlayarak
fonksiyonu tekrar çalıştırdı. Bilgisayara sıfırdan sonraki
üçüncü basamaktaki değeri yuvarlamasını söylemişti; yani
bilgisayar 15.4086 derece sıcaklık değerini 15.409 yapıyordu.
günlük yaşamda 15.409 derece ile 15.4086 arasındaki 0.004
derece önemsenmeyecek kadar ufaktır. Evinizdeki termometre bunu
ölçemez zaten. Bilimsel araştırmalar için kullanılan en
hassas termometrenin bile hassasiyeti bu kadar küçük bir farkı
yakalayamaz. Zaten bu fark da ölçüm gürültüsü olarak kabul
edilir. Bir insan olarak da bu sıcaklık farkını algılayamazsınız.
Bu demektir ki en küçük adımı bir metre olan bir kişi, bir
yeri adımla ölçerken 10 santimlik bir mesafeyi ölçemez.
Bu kadar ufak
bir değişiklik (yani 0.004 derece) bir odaya konulan bir kelebeğin
vücut sıcaklığı yada kanat çırpmasıyla havanın hızında
yaratabileceği değişikliğe karşılık gelir.
Lorenz sağduyulu
davranıp bu kadar ufak bir değişikliği tabi ki göz ardı etti
ve fonksiyonu bilgisayarda yeniden çizdirdi. Normalde başlangıç
değerleri arasında 0,004 derece kadar bir fark olan iki
fonksiyonun sonuçları arasında bir fark olmaması beklenirdi.
Yani x’deki değişiklik o kadar ufaktı ki fonksiyondaki değişiklik
olmaması ya da gözle görülür bir değişiklik olmaması
beklenirdi. Yani başlangıç değerini (pazartesi ölçülen
hayali sıcaklık) 15.4086 derece yada 15.4090 aldığınızda
otuz gün sonraki sıcaklığın aynı olmasını beklersiniz değil
mi? Bu kadar ufak bir sıcaklık farkı değişiklik yapmaması
gerekir, değil mi?
Lorenz de
sizin gibi düşünüyordu. Zaten sağduyulu düşününce böyle
olması gerekmez mi? Bu yüzden otuz gün sonraki sıcaklıkta
farklı başlangıç değerleri için çok büyük farkı görünce
önce bilgisayarın bozulduğunu düşündü. Çünkü her iki
fonksiyon başlangıçta önce birbirine çok yakın hareket
ediyor (ki beklenen de budur) fakat sonra birbirlerinden uzaklaşıyorlar
ve ortaya bambaşka iki farklı fonksiyon çıkıyordu. Bu hiç
ama hiç beklemediği bir sonuç olduğu için, Lorenz önce
bilgisayarını kontrol etti. Bulduğu sağduyuya uyan bir sonuç
değildi. Tekrar tekrar kontrol ettikten sonra bilgisayarında ve
programda hata olmadığını görünce bunu bir makale olarak yayınladı.
Kaos ya da non-lineer dinamik biliminin başlangıcı olan bu
makale sadece meteorologlar için yayınlanan bir dergide unutulup
kaldı. Fakat sonra yeniden keşfedildi ve kaos teorisinin başlangıç
noktası olarak kabul edildi.
Lorenz’in
bilgisayarda bulduğu sonuçlardan çıkardığı sonuç şuydu;
Doğru ve güvenilir
bir uzun vadeli hava tahminini asla yapamazsınız. En sağlıklı
hava tahmini belli bir süreyi aşamaz çünkü uzun vadede hava
tahmini kaotik davranır. Çok hızlı ve gelişmiş bilgisayarlarınız
olsa bile, başlangıçta değerindeki çok ama çok ufak bir
sapma bizi çok farklı sonuçlara götürecektir.
Başlangıç
değerine aşırı hassasiyet daha sonra “kelebek kanadı
etkisi” olarak adlandırıldı. Yani sakin bir ada da perilerle
dolu huzur içindeki bir ormanda mutluluk içindeki bir kelebeğin
kanat çırpışı yüzlerce kilometre uzaklıktaki korkunç bir fırtınaya
yol açabilecek değişikliğe neden olabilir. Bu bir fantezi yada
kurgu değildir yukarıda gösterdiğimiz gibi bilimsel bir gerçekliktir.
Eğer kelebek kanatlarını çırpmasaydı, modelimize göre fırtına
çıkmayacaktı.
Kaos sadece
meteoroloji alanında değil hayatın her yerinde var.
Kanada’daki vaşak popülasyonunun gösterdiği değişikliklerden,
borsa endeksinin iniş çıkışları, bir fincan kahveye damlattığınız
süt damlasının alacağı şekil ve bir kül tablasında duran
sigaradan çıkan dumanın alacağı şekil hep kaotiktir. Keyifle
tüttürdüğünüz sigaranın dumanının alacağı şekli, en
gelişmiş bilgisayar bile önceden tahmin edemez çünkü başlangıç
koşullarını belirlemek mümkün değildir. Tütündeki ufak bir
hava boşluğunun boyutları ya da dış sıcaklıktaki çok ufak
bir değişiklik sigara dumanında hiç umulmadık değişikliklere
yol açabilir. Bu yüzden hiçbir sigara dumanı bir diğerine
benzemez.
Kaosun etkisi
yaşamımızda ufak tesadüfler olarak kendini ortaya koyar.
Hayali durumlar yaratabilirsiniz. Diyelim ki bir otobüste
gidiyorsunuz ve yanınızda sevimli bir yaşlı teyze var. O sırada
otobüse binen bir başka teyzeye yer veriyorsunuz. İki yaşlı
teyze tatlı bir sohbete dalıyorlar. Siz de onlara bakıp gülümsüyorsunuz
ve otobüsten iniyorsunuz. Bu noktadan sonra ne olduğunu siz
bilmiyorsunuz. Hikayeyi bu noktadan sonra herkesin kabul edebileceği
makul sınırlar içinde devam ettirebiliriz. İki yaşlı teyze
ahbaplıklarını ilerlettikten sonra, evlerinin birbirlerine yakın
olduğunu öğrenince tekrar görüşmek isterler. Evlerine gidip
gelirler ve aralarında bir dostluk gelişir. Sonra torunları da
tanışır ve evlenirler. Siz farkında olmadan iki insanın
evlenmesine yol açan olaylar dizisini başlattınız. Yani kanadını
çırpan kelebek bu örneğimizde sizsiniz.
Örneklerimizi
tarihsel olaylara da taşıyabiliriz. Adolf Hitler’i sürekli döven
alkolik babası, doğru dürüst bir baba olsaydı yakın tarih
nasıl olurdu? Bir Sırp milliyetçisinin Avusturya veliahtına
suikast yapmasıyla birinci dünya savaşı başlamıştır. Örnekleri
çoğaltmak mümkün ama ne demek istediğimi anladınız sanırım.
Yazının en
başında verilen tekerleme benzeri özdeyişte görülebileceği
gibi, günlük yaşamdaki bu kaotik etkinin çok eskiden beri
insanlar farkındaydı. Kaosun bir bilim halini gelmesi için bu yüzyılı
beklemek gerekiyordu.
Gördüğünüz
gibi çok ufak etkiler çok büyük sonuçlar doğurabiliyor.
Kelebek kanadı umduğunuzdan çok daha güçlü ve tabi ki sizde
sandığınızdan çok daha önemlisiniz. Kaos teorisini kavramak
sizde ne gibi etki yapar bilemiyorum. Ama en azından biraz daha
nazik ve sevecen olmanın bilimsel açıdan daha doğru olduğunu
görebilirsiniz.
Ahlaki yönü
dışında kaos teorisinin bize öğrettiği bir şey daha var:
geleceği kimse bilemez ve belirleyemez. Ne kadar ince planlarsanız
planlayın, şu anın dokusunda yer alan ufak bir kelebek kanadının
çarpması bütün her şeyi baştan aşağı değiştirebilir.
Diyelim ki
bir süper güçsünüz ve geleceği kendi çıkarlarınıza göre
belirlemek istiyorsunuz. Kontrol edemeyeceğiniz o kadar çok şey
var ki... Örneğin bir yerlerde perilerle dolu, huzur dolu bir
ormandaki mutlu kelebeğin kanadının ne zaman ve ne şekilde çarpacağını
belirleyemezseniz, geleceği de belirleyemezsiniz.
Gelecekte ne
olacak diye sorarsanız, verebileceğim tek yanıt “Allah
bilir” olacaktır.
Mehmet Emin Arı