Körili Geçmiş Aşklar ve Özlediğiniz Kendiniz

               


Bilmem günlük yaşamda hiç dikkatinizi çekti mi? Bir parfüm şişesi boşaldıktan sonra içinde bir damla parfüm kalmasa bile daha önce içinde barındırdığı parfümün o örtük kokusunu hep saklar. Güçlü değildir, zorlukla fark edilir ama zamana karşı koyabilmeyi de bir şekilde becerir. Hem bu nedenden hem de şişelerinin estetik ve güzel olduğundan hiçbir parfümüm şişesini atmam, her daim kitaplıkta öyle sessiz sessiz dururlar. Kokunun kalıcılığı, her şeyin zaman karşısında yenildiği bir dünyada size garip bir teselli verir.

Bütün eski aşklarımızdan arkamızda bir koku kalır ruhumuzda. Tıpkı parfüm şişelerinde olduğu gibi. O ilk gençlik aşkınızdan sonra başka aşklar yaşamışsınızdır ve belki de daha yaşayacağınız aşklar vardır. Onların kokuları daha taze ve güçlüdür ama bir serviste yada otobüste giderken yada bir bankanın sıkıcı kuyruğunda beş dakikalık bekleme süresinde yaşamın kısacık olduğunu fark eden kalabalığın homurtuları arasında veya yanınızdan geçen nadir mutlu çiftlerden birine gözünüz takıldığınızda birden ruhunuza çok eskiden sinmiş o hafif kokuyu hissedersiniz. Ne beyninizin bekaretine azimle talip olan hoparlörden yayılan geveze DJ, ne yetiştireceğiniz acil bir rapor ne de kredi kartı borcunuz, hiçbir şey kalmaz geriye; sadece o kokunun zayıf, bebek elleriyle sizi saran kucaklaması vardır artık.

Gençliğinizde içinize şehvetle çektiğiniz o kokuyu yine duyarsınız, silik, örtük ve utangaç. Kalabalık caddelerde, patlamış mısır ve renkli hayal kokan sinemalarda, simit ve martılarla yüklü vapurlarda ve bisikletinizin yağlı dişlilerini temizlerken aradığınız hep bu yitik kokudur. Kendi kendinize tarif etmeye çalışırsınız bu kokuyu ama beceremezsiniz bir türlü. Hiçbir kelimeye yada cümleye sığdıramazsınız. Zaten lisede iken edebiyatınız kötüydü ya... hele bir şair hiç değildinizdir. Bir gençliğin üstüne eklenmiş aşkın, öğrenci evlerinin sefaletiyle ve hiç değişmeyen mönüsü makarnayla birleşmiş sigara ve yeni yıkanmış çiçekli bir verandanın kokusunu andıran kadın saçının kulak arkasındaki perçemin ince kokusundan izler taşır. Adama olacak umutlarınızın, annenizin sizi sınava gönderirken okuduğu duanın, zamanın ötesinden durup bakar gibi sizi takip eden aile büyüklerinin ellerine sinmiş övünç ve her zaman baştan çıkartıcı olan hanımellerinin ve balıklı deniz kokusunu da taşır. Bazen biridir bazense hepsi.

Ama tam da bu değildir.

Bu kokuyla dolup taştığınız zamanlarda ümitleriniz, sevimli fakat budalaca gelen hayalleriniz vardır. Cebinizdeki tüm para ancak eve dönmek için gerekli otobüs bileti parasına yetecek kadardır ama tüm dünya nedense anlaşılmaz bir şekilde sizindir. Yukarıdaki kokulara birde "atla bakalım delikanlı" diyen otobüs şoförünün ter kokusunu da ekleyin. O anlamıştır sizin o gün aşık olduğunuzu ve tüm yaşam gibi o da size kıyak geçip otobüsü durak olmayan yerde durdurup sizi arabaya almıştır. Yüzünüzdeki ışıltı herkesi büyülemektedir. Siz artık kendinizsinizdir. Bir başka insandan yola çıkıp kendinizi bulmuşsunuzdur. Yaşamınızın zirvesinde olduğunuzun farkında değilsinizdir. Belki bu anın değerini yıllar sonra anlayacaksınızdır ama o an içinde siz kendinizin ve dünyanın büyüsüyle çoktan sarhoş olmuşsunuzdur. O kokuyu duyarsınız.

Sık sık bozulan sigortayı tamir etmeniz için sizden işveyle yardım isteyen etine dolgun komşunun sesindeki buhurlar kadar ekmek ve dünyayı kurtarmayı kitaplar okuyarak gerçekleştireceğine inanan karanfiller kadar mert bir kokudur bu.

Telaşlı sevişmelere sinmiş beceriksizliğin, aceleciliğin ama hiçbir cinsel bilgiler kitabında yada yazısında yer almayan en şehvetli pozisyonun kokusudur: "aşk üstte, aşk altta, aşk her yerde".

Bu silik kokuyu içinize çekersiniz ama göğüs kafesiniz dolmaz. Daha çok bu kokuyu hatırlarsınız ve bu kokunun buram buram yayıldığı "o"nu özlersiniz;

ilk aşkınızı.

Herkes gibi onun da kendine has bir hikayesi olmuştur. Artık o orta yaşlarında bir kadındır belki. Belki haberleşiyorsunuzdur yada ara sıra haberi geliyordur. Hatta bazen görüyorsunuzdur belki.

Ama o sadece artık Fransız isimli güzel ve pahalı parfümlerden kokmaktadır. O kokuyu onda bulamazsınız.

Yine de onu özlersiniz. Sevgiliniz yada karınız vardır ve onları gerçekten seviyorsunuzdur ama yine de bazen "onu" özlersiniz. Bir kardeş gibidir artık. Kocasından, çocuğundan, işinden tatlı bir dostluk ve hatta kankalık ruhuyla bahseden o kadın değildir aslında özlediğiniz.

O kokuyu buram buram taşıyan o dünyada eski kendinizi özlersiniz. En delikanlı, en naif ve en budala halinizi. Dünyanın en büyük ve düz halini özlersiniz.

Artık delikanlı değilsinizdir. Varolduğu sistem içinde işlevi nedeniyle bir anlam taşıyan iyi parlatılmış ve işlenmiş bir dişli gibi hissedersiniz bazen kendinizi. Bu bina, bu kurum ve şirket, yani bu mekanizma içerindeki işlevi ile anlam taşıdığınızı ve bu bütün içinden koparılıp tek başına olduğunda bir anlam ve şiirden uzak olduğunuzu düşünürsünüz belki de... oysa bir papatya hem tek başına hem de bahçe içinde güzeldir. Sizse yitiksinizdir ve çoğu zamanda ağırlıktan yoksun.

Sabırlı Budist keşişler gibi durmadan o nakaratı mırıldanırsınız ve o mutsuzlar korosuna sizde katılırsınız;

"Bir şeyler eksik ama anlatamıyorum"

O belli belirsiz parfüm şişesi artığı kokuyu hissedersiniz. Eksik olanın o olduğunu anlarsınız. Bütün bir yemeğin tadını değiştiren bir tutam köri baharatı gibidir. Bu belirsiz, çok az olan ve bazen ortaya çıkan kokunun tüm kişiliğinizi nasılda bir arada tuttuğuna hayret edersiniz. Yaşam sevinci, şiir yada coşku denilen şeyin ne kadar gizemli olduğunu ve onsuz her şeyin sadece bir mal mülk envanterinden ve sorumluluklar listesinden başka bir şey olmadığını her mutsuz ihtiyar gibi siz de hüzünle anlarsınız. Bu kokunun da gitmesi durumunda bütün sigorta şirketlerinin bir anda iflas edeceğini anlayıp, muzipçe gülümsersiniz. Ruhunuzun kabında azda olsa bu kokudan kalmasından dolayı bilmediğiniz bir şeye minnet duyarsınız. Ve şu basit gerçeği fark edip hüzünlenirsiniz;

Bütün eski aşklarda hep "kendinizi" özlersiniz.

Sonra dünya, yere düşen tembel bir yaprak gibi yavaşça yerli yerine oturur. Burnunuza servis aracının sentetik araba kokusu, pahalı kadın ve erkek kokuları, kucağınızdaki deri çantanın resmi kokusu gelir.

Nerede kalmıştık? 
Mehmet Emin Arı