Post-Modern eş bulma yöntemleri yada “kuruyemiş tabağı teoremi”

                    
               



Malumunuz armudun çöpü, üzümün gözü derken evde kaldık (ya üzümün gözü ne ola ki? hadi armudun çöpünü anladık da, üzüm son tahlilde bir bitki, gözü olmaz ki). Hikmetinden sual olunmaz yüce Rabbim, kısmetimi belki de sanal alemde bulmamı istedi diye, biraz meraktan, biraz da umut dünyasıdır bu, belki kendime uygun bir talip bulurum diye popüler çöpçatan sitelerinden birine gittim üye oldum. Kısmet bu nereden geleceği belli olmaz di mi? Hay olmaz olaydım...

 

İster yerli olsun ister yabancı olsun bu çöpçatan sitelerinin ortak bir işleyiş özelliği var. İşe önce kendinizi tanıtan oldukça uzun ve sıkıcı bir formu doldurmakla başlıyorsunuz. Yaşınız, boyunuz, kilonuz, en çok sevdiğiniz elbiseniz ve sizi kime benzetirler gibi uzun bir liste. Bunun dışında kiriyatif olmanız beklenen bir sunuş başlığınız ve takma adınız olmalı. İşte kendimizce bir şeyler doldurup müstakbel eş arayışına bir tıklama ile başladım. Tamam kilo kısmında biraz oynama yaptım ama zaten herkes benim tartımın biraz abarttığını söyler. Size benzettikleri ünlü kimdir sorusuna hiç tereddütsüz “Garfield” dedim. Yani tembellikte ve uyku konusunda ona benzetilebilirim, eh kilolarımız da benzer.

 

Profilimi yazdıktan sonra üye oldum ve hemen uygun birini bulmak için arama sayfasına gittim. Arama için belirli kriterler belirledikten sonra (işte belirli bir yaş aralığında ve Ankara’da oturan kadınlar vs.), bismillah deyip ara düğmesine tıkladım. Abartısız karşıma 200 küsur kayıt  çıktı. “Ya” dedim içimden, “madem bu kadar kadın vardı ben niye evde kaldım?”. Tekrar “Mevlam kısmetimi belki burada vermiştir” deyip bir heves çıkan kayıtları incelemeye başladım. Şekerci dükkanındaki çocuk gibi heyecanlıydım ama kısa sürede heyecanım kursağımda kaldı.

 

Kayıtlarda takma adlar ve sunuş başlıkları yer alıyordu. Sunuş başlıklarının bir kısmı gerçekten bir tuhaftı. Kimi reklam sloganı gibi, örneğin en sık karşılaştığım “yeni dostluklara merhaba”. Eeee, güzelim ne dostluğu ya? Valla kadınları anlayabilmiş değilim. Belki doğrudan ilişki kelimesini telaffuz edemediği için bunu diyor. Bunun dışında “Mutluluğa merhaba”, “Elveda hüzün”, “Geç otur, hayal kırıklığı”, “Nerelerdesin hayırsız neşe”, “vay! Depresyon baba ne haber?”, “sen de hayırsız çıktın be ümit”, “bir çay içmeden bırakmam melankoli” gibi garip başlıklar da vardı netekim.

 

Bunlar yine makul olanları. Bir de oldukça rijit sunuşlar var; örneğin “ben güzelim, sadece kendine güvenen beyler lütfen” gibi başlık hatırlıyorum. Sanki ortaya karışık mevsim salatası yap der gibi. Daha sert olanları da var tabi ki, “Achtung, achtung ! beni hak etmelisin” gibi bir başlık ilgimi çekti. Prensesle evlenebilmek için olmadık abudik gübidik şeyler yapıp sonunda muradına eren kahraman motifinin işlendiği masalları çok dinleyen yurdum kadını sonuçta böyle yerel motifler taşıyan yerli malı prenses Diana havalarına giriyor. Bu erişilmez kadını hak etmek için ne yapmamız? ne tür sınavlardan geçmemiz? nelere muktedir olmamız? gerektiği pek belirtilmiyor. Ama kesin olan bir şey var. Belli ki bu hatun öyle ya da böyle karşısındakini epey bir süründürecek ki, adamın onu hak edip etmediğine karar verebilsin. Gençlerin dediği gibi “teşekkürler ben almayayım”. Güzelim sana mutluluklar! Gider yeşil berelilere ya da SAT komandolarına katılırım daha iyi. En azından biraz heyecan biraz da edele yaparım. Kaf dağından sana elma getireceğime sen bi zahmet manava git. Hem ayrıca beni takip eden okurlar bilir, ben erik severim.

 

Takma isimler yani nickler de pek normal gibi durmuyor. Otomobil markası gibi olanları mı? ararsınız (ahu99, leyla 2001) yoksa hangi dilde ne anlama geldiği belli olmayan tuhaf isimler mi (zabredeska). Doğrudan bir ilaç ismini kendine nick yapan bir kadın vardı.  İsim olarak kullandığı ilaç da baş ağrısı ilacı! Bu ablamız baş mı ağrıtıyor yoksa sizin yaşamınızdaki acıları mı? azaltıyor anlayamadım valla. Sonra baktım, meğer eczacıymış. Biraz kiriyatif ol be abla! Ne bu şimdi? Biz de makine mühendisiyiz ama nikimiz krank şaftı değil di mi?

 

Bir de seviyeli muhabbet isteyenler var. “Lütfen seviyeli olanlar” yazsın ya da “seviyeli muhabbet edebilenler” gibi başlıklar dikkatimi çekti. Seviyeden kasıt ne çözebilmiş değilim. Anladığım kadarıyla “üstünde kırmızı geceliğin var mı?” gibisinden ucuz bel altı muhabbete girmeyecek adam istiyorlar. Bu en alt seviye. İyi de, seviyeli muhabbetten benim anladığım “kuantum fiziğinde yerel olmama paradoksunu” tartışmaktır. Bunu da tartışabileceğim bildiğim tek bayan Alev Alatlı. Onunla da olmaz. Şimdi bunu konuşamadım diye bu hatunlara seviyesiz mi diyeceğim? Sanırım ahlaksız tekliflerden sıkılmışlar dedim içimden.

 

 

Neyse. “Hadi” dedim kendi kendime, “yine başlama ince eleyip sık dokumaya.” Bir tanesine mesaj gönderdim. Ama yalnız kalplerden ses seda yok. Gelecek olan mutluluğa, merhaba demek için acaba başka yere mi bakıyorlardı? Aradan üç, dört gün geçti tık yok. Allah, Allah nerede hata yaptık? Kiloyu biraz daha mı indirelim? yoksa gelir düzeyini bir beş yüz dolar daha mı artıralım? karar veremedim.

 

Neyse biri sonunda halime acımış olmalı ki cevap verdi. Heyecanla gelen mesajı tıkladım. Sadece bir “slm” vardı. Selam ya da merhaba bile değil, sadece “slm”. Başka da bir şey yok. “Ekonomik davranıyor” dedim. Gereksiz harfleri kullanarak evrenin toplam entropisini artırmak istemiyordu. Çok ince düşünceli. İşte dedim, bu kadın fizikten anlıyor! Oh ne güzel, yarın tanışırız ve ertesi günde perde bakmaya gideriz. Peki bu fizikçi bayanın fiziği nasıldır? diye özelliklerine tıkladım. Fizikçi ablamız meğer dünya yarısıymış. Yani evet biçimci değilim ama bir evde bir tane dombik yeterli di mi? Hem “selam” bile yazmaya üşenen saygısız biri. Türkçe’yi böyle katleden bir kadınla mesut bir yuva kurulamaz netekim. Kilo/boy oranını öğrenince ona karşı olan düşüncemdeki ani değişmeyi yazarlığıma verin. Böyledir yazar taifesi, sürekli yeni fikirler peşindeyizdir. Orhan Pamuk da benim gibi yapıyor.

 

Epey bir süre yeni mesaj gelmeyince, kilomu beş aşağı indirip, gelir düzeyimi beş yüz dolar artırdım. Beş benim uğurlu sayımdır. Yanlış anlamayın, sadece bir tür psikolojik ve sosyolojik deney yapıyordum. Bu yaptığım da aslında, değişkenlerle oynayıp, olası sonuçlar üzerindeki etkilerini görmek amacıyla yapılmıştı.

 

Bu ince ayar hemen etkisini gösterdi. Hangi beş etkili oldu bilemiyorum, muhtemelen doların önündeki beş olabilir ama emin değilim.  Para çok, huzur yok!

 

Birkaç yalnız kalpten mesaj aldım. Biri “Ciddiyseniz tanışalım” yazmış. Bunu Türkçe’ye çevirdiğinizde anlamı “Evleneceksek tanışalım, yoksa hiç vakit kaybetmek istemiyorum”. Evet, aslında makul bir talep. Diğer mesajlarda da daha çok “yani gönlümüzdeki yatan aslanı bulamadık ama vakit de geç oldu, eh! koyunun olmadığı yerde sen Abdullah çelebi ile idare edebiliriz” havası sezdim. Ne bu ya? Kamuya mal olmuş bir yazara bu ne saygısızlık? Sen benim megamarketlere ne yaptığımı biliyor musun? Fay hatları bana abi derler. He, heyyyyt!

 

Bu saygısızlığa daha fazla tahammül edemedim. Şeytan diyor bir “tane daha muhteşem “5” işlemi daha yap ama istemedim. Kaydımı hemen sildim.

 

Yaptığım sosyolojik ve psikolojik deneyin sonucunda (ben her şeyi bilim adına, katkı olsun diye yaptım), elde ettiğim verilerden yola çıkarak şu teoriyi ürettim. Bir kuruyemiş tabağından sırasıyla önce çan fıstıklar, bademler, fındıklar, fıstıklar vs. gider. En son beyaz leblebiler ve çekirdekler kalır. Benzer şekilde belli bir yaşa kadar evlenmemişseniz, kalan beyaz leblebiler ile idare etmek zorunda kalırsınız. Sonra böyle, olur da bir fıstık bulurum umuduyla tabağı karıştırır durursunuz.

 

Her şey iyi hoş, millete beyaz leblebi diyorsun tamam da, peki sen nesin sarı leblebi?

Mehmet Emin Arı