Gözlerimdeki
problem daha da vahim hal alınca doktor daha kuvvetli bir
ilacı
denememiz gerektiğini söylediğinde açıkçası bayağı kaygılanmıştım
çünkü
önerdiği ilaç, organ nakillerinde yeni organın vücut tarafından
reddedilmesini
engelleyen bir ilaçtı. Kuvvetli ilaç demek kuvvetli yan
etki
demektir. Kronik bir hastalığınız varsa bunu kısa zamanda
öğrenirsiniz.
İlaca hayır diyemedim çünkü işin ucunda gözlerim vardı ve
hiçbir
şekilde
riske atamazdım.
İlacı
almaya başlamadan önce prospektüsünü okuduğum ilk yer yan
etkiler
kısmı
olmuştu, zaten bu kısım prospektüsün yarısından fazlasını
oluşturuyordu.
Yan etkiler benim için çok önemli, aslında okumam gerekli çünkü
bünyem
orda okuduğum tüm yan etkileri gösteriyor, okumasan göstermiyor.
Allah'tan
hiçbir ilaçta "gebelerde düşüğe yol açar yazmıyor"
yoksa
maazallah
düşük bile yapardım. İyi de sen erkeksin nasıl oluyor
diyeceksiniz,
işte böyle garip bir bünyem var.
Neyse.
İlacın yan etkilerini okumaya başladım, sıradan bildik yan
etkilerdi;
"baş ağrısı, midede yanma vs. fakat bir yeri okuyunca
kaygılandım
"cinsel
istekte belirgin azalma, erkeklerde empotans". Bunun Türkçe'si
şu
demekti, bu ilacı alırsanız kuşunuz ötmeyebilir. Netekim
ilaca
başladıktan
bir gün sonra her şey derin bir sessizliğe gömüldü (!),
yaprak
bile
kımıldamıyordu. İşin garibi bende yaprak kımıldatacak rüzgar
estirecek
istek de kalmamıştı.
Slyvia
Crytstel karşıma geçse ve :Emmanuel filmindeki pozuyla şuh bir
sesle
bana "Emin, benden istediğin bir şey var mı? Her istediğini
yapmaya
hazırım" dese, sanırım ben de "Sahi mi? Yapar mısın?
O zaman rica
etsem
Televizyonun sesini biraz açar mısın? Discovery Channel'da kara
deliklerini
oluşumuna ait bir belgesel var çok merak ediyorum. Bir de bana
çay
yapar mısın? Çok teşekkür ederim, sen bir meleksin"
derdim sanırım.
Şaka
falan yapmıyorum, öylesine bir duruma getirmişti ilaç beni. Bu
durum
önce beni çok kaygılandırmıştı. Doktorla konuştum. Bana
sakin olmamı
bünye
ilaca alışıncaya kadar bu durumun devam edeceğini söyledi.
Peki
dedim.
Üstüne fazla gitmek iyi olmazdı. Acı gerçeği kabullenmek
gerekiyordu,
benim kuşum ötmüyordu.
Garip
ama bu durum bana huzur getirmişti. Kadınlar ve tabi ki
cinsellik
bir
anda yaşamımdan çıkıvermişti. Günde 180 kere seksi düşünen
sıradan
bir
erkek değildim artık. Sadece seksi ne zaman tekrar düşüneceğini
düşünen
bir erkektim. Başımda kutsal bir hale ve yüzümde yerli malı
bir
Budha
gülümsemesiyle bir nevi part-time ermiş olmuştum. Burada bir
parantez
açıp cinselliğe gireceğim.
Evrim
milyarlarca yıl emek verdiği biyolojik harikalarını asla riske
atmak istemez. Yaklaşık 4 milyar yıldır uğraşmaktadır. 4
milyar oldukça uzun bir süredir, kafanızda canlandırmak için
şöyle bir örnek vereyim, bu süre zarfında her yıl bir dolar
biriktirseydiniz 4 milyar dolar
paranız olurdu (hükümetin imf den beklediği büyük miktar).
Evrim yaptığı işin yok olmasını asla göze alamaz. Türlerin
devam etmesi lazım. Ne kadar çok bebek olursa türün devamı o
kadar garanti altına alınmış demektir.
Şimdi
siz kendinizi evrimin yerine koyun, ne yapardınız? Öncelikle
çoğalmayı çekici hale getirirdim, bunu da çoğalmayı zevk
veren bir şey haline getirerek yapardım, yani seks diye bir şey
yaratırdım. Buraya kadar her şey iyi gidiyor. Bütün dizaynımı
kadın yani dişi üzerine yapardım. Önemli olan kadın çünkü
üremenin temel aktörü o; en değerli malzeme olan yumurtayı ve
rahmi barındıran o. Yumurta çok önemli, onu heba etme gibi bir
lüksüm yok çünkü sınırlı sayıda ve üretilmiyor. Yumurtanın
kullanımını periyotlar halinde yapardım ki şansımı bir
kerede bitirmeyeyim diye. Güzel. Ayda bir yumurta benim şansım
için yeterli fakat bir sorunla karşı karşıyayım. Dişinin üreme
periyodu var, erkeğinde olursa sorun çıkacaktır çünkü
herhangi bir zamanda dişinin hazır olma ihtimali döllenebilme süresi/cinsel
periyot ise yani yaklaşık 3/27 yani 1/9 ise
erkeğinde bir periyodu olması durumunda şans daha da azalacaktır
(örneğin erkeklerde ayda 3 gün sperm üretiyor olsalardı döllenme
ihtimali 1/9 x 1/9= 1/81 olacaktı). İki periyodu çakıştırmak
zor çünkü en basitinden insanlar aynı günde doğmuyorlar.
Bunu asla göze alamam. Yumurta benim için
çok,
çok önemli. O halde ne yapmalıyım. Dizaynımın temel motifi
olan
kadın öğesine göre erkeğin biyolojik yapısını biçimlendirmem
gerek. Eğer erkek her zaman hazır olursa yumurta şansımı daha
iyi kullanabilirim. Kadın en önemli öğe. O halde erkeğin
biyolojik yapısını her an sekse hazır ve istekli olacak şekilde
dizayn edersem bir kadın birleşmeye hazır hale gelince erkek
bulma gibi bir sorunu olmasın ki böylece türün devamı
garantiye alınsın. Tamam, böyle yaparak erkekleri dam budalası
yapıyorum ama önemli değil. Bu kadar emek vermişim sabretmişim,
hiçbir şekilde
biyolojik mirasımı riske atamam. Amacım erkeklerin yada
kadınların mutlu olması falan değil; maksimum sayıda bebek.
Doğada bu dediklerim geçerli. Dişi kedi birleşmeye hazır
olunca erkek bulmak gibi bir sorunu olmaz. Dişi kedinin yaydığı
koku erkek kedinin sanki düğmesine basmış gibi onun cinsel
mekanizmasını (psikolojik ve biyolojik) harekete geçirir. Güzel.
Plan harika. Her erkek birleşmeye hazır olduğu için ister
istemez kadınının seçme şansı olacaktır çünkü birden
fazla taliplisi olacağı
kesin.
Bu da güzel çünkü kadın en güçlüsünü seçeceğini kabul
edersek en iyi
embriyoyu garantilemiş olurum. Evrim bunları düşündükten
sonra ellerini sevinçle birbirine sürtüp işine koyuldu...
Kadınların
sık, sık yakındıkları, erkeklerin sürekli seks düşünmeleri
ve seks düşkünü olmaları gibi yakınmalar biraz haksız
bence. Çünkü erkeklerin bu şekilde hazır ve aşırı istekli
olma durumu tamamen kadınların merkezde olduğu bir mekanizmanın
ürünü. Aslında burada mağdur olanlar bence biz erkekler. Sürekli
olarak aç durumda olacak bir biyolojik
yapıya sahip olmakla huzursuzluğu davet ediyoruz. Her gün 200
kere seksi aklından geçirecek bir biyolojik yapıya sahip olmak
bir açıdan düşünülünce bir azap. Her şey üreme ve dolayısıyla
kadın için planlanmış. Erkekler
sadece
yan figür. Erkeklerin toplumdaki iktidar konumları falan hikaye.
Cinselliği belirleyen ve kontrol edense tamamen kadın. Kadınların
hepsi bunu biliyor ve çoğu da bunu biz erkeklere karşı sonuna
kadar kullanıyorlar.
Birde
çelişkiler var. Evrim, testosteron hormonuyla sürekli sizi
çoğalmak için kamçılıyor. Her dişiyle ol diye günde 200
kere sizi dürtüklüyor. Diğer taraftan toplum ve kadınlar sadık
olacaksın diye karşınıza dikiliyor, yaptırımlarda bulunuyor.
Bir taraftan size sorulmadan yapılan bir mekanizmadaki rolünüzün
baskısı diğer taraftan ahlak, toplum vs. kendinize uysanız
toplumla çatışıyorsunuz, topluma uysanız kendinizle. Sürekli
kamçılanan bir ruhunuz var. Cinselliğin tüm kontrolü kadının
elinde. O hayır deyince olmuyor. Kendinizi beğendireceksiniz,
rakiplerinizi geçmeniz lazım falan. İki temel iç güdünüz
var; yaşama iç güdüsü ve üreme iç güdüsü. Karşı
koyamazsınız bunlara, 4 milyar yıllık evrimin elinde bir şekilde
oyuncaksınız. Bütün bunlar tabi sizde huzur bırakmaz.
Yani sanıldığı gibi cinsellikte zor durumda ve mağdur olan
kadınlar değil bence biz erkekler.
İlacın
etkisiyle susan kuşun sonucunda yaşlı erkeklere özgü bir
dinginlik ve sakinlik beni kapladı. Huzur. Bir cafe de otururken
gelen geçen kadınlara değil de tüm olarak insanlara bakıyordum.
Garip ama yaşamdan daha çok haz alıyordum çünkü zihnim boştu
ve alıcı bir konumdaydı. Bu durum hoşuma gitse de sağlıklı
olmadığının farkındaydım ama yapabileceğim
bir şeyde yoktu.
Bireysel
durumumun anlatmak istediğim konuyla ilgisi yok ama bir çok
okurun peki sonra ne oldu? siye sorduğundan eminim. Sonra her şey
düzeldi, görüntü tekrar geldi. Tabi benim başımda hare dolaştırdığım
huzurumda kayboldu. Bende artık günde 200 kere seksi düşünen
normal bir erkek olmuştum (bir gün üşenmeyip sayacağım ya).
İki
aylık bu ilginç deneyimden kendimce çıkardığım sonuç şu.
Bilgeliğe
giden yolda en büyük ve en son engel kadınlar. Yanlış anlamayın
bir kadın düşmanı falan değilim. Bilgelik nedir? Bence kendi
doğasını belirleyebilmektir. Gerçek anlamda bir kadını
sevmek için cinselliği aşmamın gerektiğini düşünüyorum
çünkü cinselliğin aynasında kadın görüntüsünü biz
erkekler her zaman doğal olarak çarpıtıyoruz ki evrimsel sürecin
bir sonucu olarak çarpıtmak zorundayız.
Mehmet Emin Arı