En
eski ve çok sevdiğim okurum Emine Şahin'den sıkı bir fırça
geldi. "Ne bu mezarlık ziyaretleri, kuantum falan? Son yazıları
okuduktan sonra, yarım şişe pasiflora içmeden kendime
gelemiyorum. Yaz neşeli bir şey, yoksa başka yazar okuyacağım"
dedi. Bu nedenle, hazırda bir bilimkurgu olmasına rağmen, onun
isteğini yerine getirdim. Bu hafta da böyle.
Bir erkek yazar için en zor şey bir kadının ağzından konuşmaktır.
Bir kadının duygularını ve düşüncelerini kağıda aktarmak bir erkek için neredeyse
imkansızdır. Edebiyat dünyasında bunu başarabilmiş tek tük erkek yazar var,
örneğin Tolstoy. Anne Karenina romanında bir kadının ağzından bir kadın gibi
konuşur Tolstoy. Bunun dışında bu konuda başarılı olabilmiş benim bildiğim
başka erkek yazar yok. Geri kalan tüm erkek yazarlar bir kadının ağzından
konuşmaya çalıştıklarında eksik kalırlar. Bir erkek olarak, erkek kahramanın
ağzından konuşmak oldukça kolaydır çünkü o zaten sizin dünyanızdır, özel
bir çaba harcamanıza gerek yoktur ama bir kadın kahraman yaratmak istediğinizde
işin rengi değişir. En basit ifadesiyle kelimeler, cümleler ve tüm bir metin
sırıtır. Yazarı bilmeseniz bile kadın kahramanı yazanın bir erkek olduğunu
anlarsınız. Metni hafifçe kazırsanız altındaki erkeği hemen görebilirsiniz.
Aynı durum kadın yazarlar için de geçerlidir. Tabi bunlar benim görüşüm.
Bir erkek yazar olarak ben de aynı zorluğu yaşadım. "Bir trende",
"Dünyanın en pahalı domatesleri", "Son melek", "Serçe yağmuru" öykülerimdeki
kahramanlar kadındır. Aslında öykünün ana temasını oluşturan kişinin "kahraman"
olarak adlandırılması bana biraz saçma geliyor ama kullanımı kolay olduğu
ve genel kabul gördüğü için kahraman diyelim. Bana kalsa öykü baş kişisi
demeyi tercih ederim. Ortada yapılan bir kahramanlık olmadığına göre, doğal
olarak bir kahraman da yoktur. Her neyse...
Öykünün
kahramanı kadın olunca, ister istemez kadın diliyle ve kadın kafa sesiyle
öyküyü yazmanız gerekli. Kadın dili, sandığınız gibi içinde fazlasıyla "ayol",
"şekerim" vs. gibi kadınlara özgü ünlemler ve sıfatlar içeren bir dil değildir.
Kadın dili, kadının düşünme ve dünyayı algılama biçiminden kaynaklanan özel
bir dildir. Bu dil biz erkeklere tuhaf gelebilir. Dilin temel fonksiyonu
olan bilgi iletiminde, ana bilgiye eşlik eden yan bilgilerin kullanımda kadın
dili neredeyse alabildiğine müsrif davranır. Bilgiyi ritüele boğar. Örneğin
aynı bilgiyi, sırasıyla erkek dilini ve kadın dilini kullanarak aktarmaya
çalışalım. Bir tür dilbilimsel hayali deney yaptığınızı varsayın. İletilmek
istenen bilgi, A'nın berbere/kuaföre gitmesidir. Önce erkek diliyle başlayalım;
- Dün mahalledeki berbere gittim
- Abi saatler olsun, iyi olmuş
- Sağol
- Kaç kestirdin
- 7 milyon
- iyi
Bu noktada dilsel iletişim iki erkek arasında kesilir. Bu
erkek dilinin edebi olduğunu iddia edemeyiz ama fazlasıyla işlevsel, kompakt
ve ekonomiktir (en az sayıda dilsel ifade ile en fazla sayıda bilginin, en
az zamanda iletimi). Bu dilin en büyük dezavantajı, işlevsellik ve ekonomiklik
adına, bilginin bir kısmının budanmasıdır ama sonuçta iletilen bilgi özünü
korur.
Şimdi kadın diliyle, iki kadın arasındaki aynı bilgi iletimine bakalım;
- Şekerim saçlarını yaptırmışsın
- Ah evet, yeni bir şey deneyeyim dedim, nasıl olmuş bu model?
- Çok yakışmış sana, aslında ben de böyle balyaj attırmak istiyorum
- Muhakkak sen de yaptır, hem senin gözlerine de iyi gider
- Ay bilmiyorum ki, gider mi?
- Vallahi genç kız gibi olursun, ama biraz kısa kestir bence, küt olsun boynun gözüksün
- Boynumda ne var?
- Uzun işte daha ne istiyorsun?
- Sağ ol şekerim, bir deneyeyim, nerede yaptırdın saçını?
- .... kuaföründe, orada Ali var, iyi çocuktur. Pek becerikli.
- Yani bilmem ki, oksijenle mi açtırsam.
- Oksijen dedin de aklıma geldi, Ayşe'nin babası hastanede oksijene bağlı yaşıyormuş
...
Bu hayali konuşma normal atmosferik basınç ve sıcaklık koşullarında,
Newton'un eylemsizlik ilkesine gizlice uyarak, dışarıdan bir etki olmadığı
sürece (mücbir sebepler: yapılacak yemek veya termonükleer bir savaş) teorik
olarak sonsuza kadar devam edebilir.
Kadın dilinde en göze çarpıcı öğe, iletilmek istenen bilginin
yanı sıra onunla ikinci dereceden ilgili veya ilgisiz başka bir çok yan bilginin
iletişime dahil olmasıdır. Yani dilde ritüel. Bir diğer dikkate değer nokta
ise, bilgi iletiminin kesin sınırlarla sonlandırılmayıp, yeni bilgi iletimlerine
yol açacak şekilde yumuşak bir açık sonlandırmaya sahip olmasıdır. Bu bilgi
iletiminin çok işlevsel ve ekonomik olmasa da, en azından çok eğlenceli olduğu
aşikardır. Hatta kadın dilinin asıl amacının, bilginin iletilmesi değil de,
bilgi üretim sürecinin kendisi olduğu sonucunu bile öne sürebiliriz. Okurlarının
büyük bir yüzdesi kadın olan bir yazar olarak bu noktada dursam sanırım iyi
olacak. Şansımı fazla zorlamayayım.
Her neyse. Benim amacım, uzmanı olmadığım dilbilimsel çözümlemelere
girmek değildi. Ben sadece öykülerimde, bir kadının ağzından konuşmak istiyordum.
İlke olarak bunun imkansız olduğunu kabul ettiğim için, ancak
en fazla kendi yazım dilimi kadın diline benzetebilirdim. Bu yüzden öykülerimde,
ritüele abanarak, dünyayı biraz daha yumuşatarak ve bilgi- yan bilgi ilkesini
kullanarak bir şeyler yaptım. Elde ettiğim sonuç, bir erkek yazar için hiç
de fena sayılmazdı. Hiçbir okur da kalkıp, kadınlar böyle düşünmez ve konuşmaz
demedi. Bilemiyorum, belki nezaketlerinden bu tür bir katı eleştiri getirmediler.
Yine de yazarlığın şahikası olarak gördüğüm, kadın dili, kadın
kahraman yaratmak vs. bende bir takıntı haline geldi. Evren nasıl oluştu?,
fiziğin ve felsefenin sonu var mı? Kara delikler evreni ne kadar büküyor?
Annemin garip defterini bulan uzaylılar onu nasıl deşifre ederlerdi? vs.
gibi çözümsüz sorular kümesine "nasıl bir kadın gibi konuşulur?" sorusunu
da eklemiştim.
"Yeterince iyi bir yazar mıyım? sorunu, "yeterince kadın gibi
konuşabilir miyim?" sorununa dönüşmüştü. Kendimi sınamak istedim. Internette
bir kadın kimliğine bürünebilirdim. Hayali bir kadın olarak, bir hemcinsimi
kandırmak çok kolay olurdu. "Üstümde ince askılı kırmızı saten gecelik var"
dediğimde, değil kadın olduğuma, Hillary Clinton olduğuma bile inandırabilirdim.
O halde bir kadınla konuşmalıydım. Ama bildiğiniz gibi, Internette kadın-kadın,
erkek-erkek diyaloğu çok azdır ve genelde bu türden asimetrik sohbetler bir
noktadan sonra kesilir. Bir kadın olduğumu sanıp, benimle uzun süre konuşabilecek
bir kadın bulmalıydım. Eğer o, bir şeyi sezinlemezse, az çok başarılı olduğumu
iddia edebilirdim.
Bilgisayarın başında, "böyle bir kadını nasıl bulabilirim?"
diye kukumav kuşu gibi düşünürken, birden harika bir fikir geldi. Lezbiyenler!
Evet, bir lezbiyen, bir kadınla saatlerce konuşabilir.
Hemen bir chat programını açıp, lady_rosemary diye bir uyduruk
nick alıp lezbiyen kanalına girdim. Nickimi İngilizce seçerek daha rafine
lezbiyenlerin gelmesini sağlayabileceğimi düşündüm. Özel konuşmak için epey
bir erkek geldi ama ben hiç konuşmadan aklı başında bir lezbiyenin gelmesini
bekledim. Lezbiyen kanalında erkeklerin işi ne ya? Şurada kız kıza konuşacağız.
Nitekim, bir dakika sonra ist_lez nickli bir lezbiyen özelime geldi.
Merhaba, asl, iş, eğitim ve evlilik gibi ahret sorularından
sonra havadan sudan konuşmaya başladık. 36 yaşında, bekar yaşayan bir bankacı
bayandım, adım da Elif'di. Karşımdaki kadın, "kırılma ama senin kadın olup
olmadığından emin olmak istiyorum, bu yüzden sana bazı sorular soracağım,
burada bir sürü kadın taklidi yapan erkek var" dedi. "Evet, kaba yaratıklar,
iki yüzlülüklerini burada da sergiliyorlar, sor canım" dedim ama soruların
ne olabileceği beni kaygılandırdı. İlk soru hemen geldi.
"Sesu nedir?". Hmmm, sesu ne olabilir ki? Sadece kadınların
bildiği bir şey ya da bir kuaför işlemi olabilir ama ne? Hemen cep telefonundan
bir kadın arkadaşımı aradım.
"Mine, güzelim sesu nedir?"
"Ne yapacaksın sesu'nun ne olduğunu?"
"Ya sana ne, söyle işte"
"Bir ağda markası"
"Tamam teşekkürler"
Hemen chat odasına dönüp, "Pardon tel geldi, sesu bir ağda
markasıdır ama ben pek kullanmadım. Zamanında epilasyon yaptırdım" dedim.
Epilasyonu daha önceden biliyordum. Biraz ukalalık inandırıcı olabilirdi.
Bu telefon olayından biraz şüpheye düşen kadın, peşi sıra birkaç soru daha sordu.
"Siyah kadın çorabı kaç numaradır?" Hadi bir telefon daha.
Cevap, 500.
"Balen nedir?" Sıkılmaya başladım ama. Bir tel daha. Sutyen parçasıymış.
Bu minik sınavdan başarıyla geçtim. Sonunda beşli orkidin
olmadığını da (ekonomik 24 paket var, migrosun sayfasından öğrendim, trik
soru), öğrenerek kadın olduğumu ispatladım.
Aramızda oluşan güven ortamıyla sohbet biraz daha açıldı.
"lezbiyen misin, sadece kadınlara mı ilgi duyuyorsun?" diye doğrudan bir
soru geldi.
"Evet" dedim. "kendimi bildim bileli hep kadınlardan hoşlandım,
erkeklere hiç ilgi duymadım". Doğruya, doğru durum böyle zaten. Fakat kadının
bu dolaysız tavrı, kadın dilini kullanmaması beni işkillendirdi. Daha sonra
gelen daha direkt sorulardan sonra (üstünde ne var? Atmosferik hava basıncı,
seksten hoşlanır mısın? Ne salak bir soru) şüphem iyice arttı. Bir kadın
böyle konuşmaz ama belki hayat şartları, cinsel tercihinden dolayı yaşadığı
dışlanmışlık ve içindeki erkeksi öğe belki de onu bu şekilde bir dilsel kodlamayı
kullanmaya itmiştir gibisinden bir bilimsel açıklamayla gönlümü rahat tutmaya
çalıştım. Son tahlilde kadın veya erkek olsun eşcinsellere hiçbir önyargım
yok. Kara Delikten astronotu geçirip solucan deliğinden evrenin öbür tarafına
burnu kanamadan gönderiyorum. Böyle aptalca ayrımlarla mı uğraşacağım?
Fakat işin aslı öyle değilmiş. "sana bir şey itiraf edeceğim
ama bana kızma, sen çok hanımefendi bir kadına benziyorsun, bu belli, ben
aslında bir erkeğim. Evlenmek istiyorum. Niyetim ciddi, seninle tanışmak
istiyorum" dedi.
Haydaaa! Az daha gülerken sandalyeden düşecektim. Gülmem kesilince,
kesin bir dille, "daha önce dediğim gibi, sadece kadınlardan hoşlanıyorum.
Ayrıca bir kadın gibi görünmen de erkek kabalığının ve içtensizliğinin tipik
bir göstergesi. Bye" dedim ve çıktım.
Daha sonra birkaç kez daha girdiğimde sonuç değişmedi. Lezbiyen
kanalında, ilaç niyetine bir tane lezbiyen yoktu. Hemen, hemen hepsi, kadın
kılığına girmiş erkekler. Hadi benim "kadın dilinin çözümlenmesi ve edebiyata
öznel yansıması" doktora tezi olabilecek yüce bir amacım var ama bu salakların
hepsi abaza. Şurada kız kıza konuşacağız, ne işiniz var hödükler? Kadın kılığına
girmiş erkekler, kadın kılığına girmiş diğer erkeklerle, birbirlerine kadın
rolü yapıp, kız kıza pijama partisi havasında, mutlu mesut konuşuyorlar (!).
Yurdum erkeğinin bitmeyen abazalık sorunu ile hiç ilgilenmedim.
Daha Nobel alacağım, böyle şeylerle vakit yitiremem. Sonuçta lezbiyen hayatım
başlamadan bitti.
Kadın dilinin temel mekanizmaları, sosyo-kültürel bağlamda
çözümlenmesi ve iletişim kodlarının ayrıştırılması ve bunun edebiyatta (bir
erkek yazar olarak) kullanılması çalışmalarım ise, deneysel çalışmaların
yokluğunda, a priori (deney öncesi) bir tarzda, felsefi ve linguistik düzlemde
devam ediyor (esaslı cümle).
Ha bu arada unutmadan söyleyeyim, ten rengi naylon çorabın numarası 57.
yorumda
bulunmak için tıklayın
Mehmet Emin Arı