...ına Koyim

 
               




Günlük yaşamda sıkça duyduğumuz ve çoğumuzca ayıp veya küfür olarak görülen bu iki kelime gerek yerli, gerekse yabancı bilimadamlarının yoğun ilgisine mazhar olmuştur. Bu iki kelimenin açık anlamı, hepinizin bildiği gibi cinsel ilişkinin kaba ve argo tanımıdır. Hal böyle iken, günlük yaşamda cinsellikle uzaktan yakında ilgisi olmayan pek çok durumda kullanılması sadece yazar Mehmet Emin Arı’nın değil, aynı zamanda bilim adamlarının da ilgisini çekmiştir. 

Yapılan gözlemlerde, herhangi bir arıza durumunda (örneğin araba bozuldu A.K), bir olay betimlemede (Ali maça gelmedi A.K) ve hatta abartılı durumlarda yaygın bir sıfat tamlaması ve pekiştiricisi olarak kullanıldığı bulunmuştur (ne güzel bir araba A.K).

Bu çelişik duruma ilk dikkati çeken Japon Türkolog Hayamishi Tanaka, yazdığı makalede (“Linguistic modifiers in Turkish Language”, Tanaka et al. Linguistik Monthly Vol. 34 page 34-36) bu kelimelerin gerçek sözlük anlamlarından farklı olarak (non-literal), ünlem kategorisinde kabul edilmeleri gerektiğini ileri sürmüştür. Kendi tezini savunmak için de, bir grup Türk dolmuş söförünün günlük konuşmalarının ses kaydını alıp, çözümlemiştir. Deneklerden üçü dolmuş hattında, yoğun trafikte çalışırken, diğer bir denek kahvehanede okey oynayarak bir diğeri ise kendi evinde çizgili pijamalarıyla kontrol grubu olarak tutulmuştur. Çalışan dolmuş söförlerinin, kontrol grubuna nazaran istatiksel olarak oldukça anlamlı kabul edilecek bir sıklıkta AK kelimelerini kullandığı ortaya çıkmıştır. Bu sonuçlardan yola çıkan Tanaka (ya da dolmuş söförlerinin arasındaki adıyla Teneke Japon) kendi “ünlem benzeri kelimeler” teorisini oluşturmuştur. 

Tanaka’nın öne sürdüğü “ünlem benzeri kelimeler” tezi oldukça rasyonel ve makul görülse de, bilimadamlarını tam anlamıyla tatmin etmemiştir. Bir başka ünlü dilbilimci Hans Jurgenmaier, New Aprroaches in Linguistic Science adlı kitabında (Wild West Publishing, 1998 ISBN 234567) Tanaka’nın teorisini kıyasıya eleştirmiştir. Tanaka’nın çalışmasında bahsettiği anlamlı istatiksel farklılığın, sadece ve sadece dolmuş söförlerinin stres katsayısı ile bağlantılı olduğunu, bunun dışında herhangi bir indikatör işlevi göremiyeceğini belirterek, teoriye büyük bir darbe indirmiştir. 

Jurgenmaier, “ünlem benzeri kelimeler” teorisine büyük bir darbe indirmesine rağmen maalesef tatmin edici karşıt bir teori ortaya koyamamıştır. Karşıt bir teori, sürpriz bir şekilde dilbilimcilerden değil de, enformatik uzmanlarından gelmiştir. Minimalize edilmiş bilgi aktarımında çarpraz bağlantı (Counter Connection In Minimized Information Eexchange) adlı buluşuyla haklı bir şöhrete kavuşan ünlü Fransız enformatikçi Jacque de Mountinier, olaya enformatik açısından yaklaşmış ve A.K kelimelerinin aslında bilgi aktarımın başlama ve bitiş noktalarını belirtmek gibi bir işleve sahip olan alt-bilgi parçacığı olduğunu öne sürmüştür. 

Mountinier, bilgi aktarım formasyonunun ; Bilgi-İşaretleme Bilgisi - Bilgi-... şeklinde gerçekleştiğini, bunun en yaygın kullanımın ise cümle sonlarını belirtmek için kullandığımız nokta işareti olduğunu, benzer bir şekilde de enformatikte kullanılan bilgi aktarımın kontrolünü ve sağlıklığını kontrol eden parite bitlerinin de bu kapsamda kabul edildiğini ekledikten sonra, A.K kelimelerinin dilsel iletişimde bilgi işaretleme rolü oynadığı sonucuna varmıştır. 
Enformatikçiler ile dilbilimciler arasında başlayan kıyasıya tartışmaya, psikologlarda katılmıştır. Deneysel psikolojinin ünlü simalarından Ronald Mc Namara, A.K kelimlerinin sıkça kullanıldığı durumları deneysel olarak belirlemek için Türkiye’de kapsamlı bir araştırma yürütmüş fakat Türk erkeklerinin yaş, meslek, coğrafi bölge gibi temel kriterlerden bağımsız bir şekilde ve sıklıkta A.K kelimelerini kullandığını bulmuştur. İstatiksel açıdan hiç bir anlamlı sonuç vermeyen alt kümelerden sonra hayal kırıklığına uğrayan Mc Namara, “Ben böyle işin A.K” gibi hiç de bilimsel olmayan bir ifadeyle makalesini bitirmiştir (“ Statistical Aprroach to mysterious linguistic phenemone in Turkis language: .mına koyim”, Mc Namara et al. World Physcology Reviw, January 1999, page. 38). 

Ortodoks Freudien okul ise soruna tamamen bastırılmış cinsellik açısından yaklaşmıştır. Nevrotik kedi davranışlarının mart ayıyla olan doğrudan bağlantısını ispat edip, Alman Psikiyatri Derneğinin 2001 yılı ödülünü alan Dr. Bettina Liebherr, sorunu günlük yaşamın psikopatojisi kapsamında değerlendirmiş ve bastırılmış cinselliğin ve cinsel açlığın günlük konuşma diline yansıması sonucuna varmıştır. Varoluşçu psikiyatristlerin yoğun eleştirisine maruz kalan bu açıklama, basit ve kabul edilebilir görünse de, cinsellikten bağımsız durumlarda A.K kullanımı konusunda maalesef başarısız olmuştur. Yine de Dr.Liebherr, RTL televizyonunda yayınlanan, Die Probleme des mannes adlı tartışma programında, klasik Freudien çizgisinden en ufak ödün vermeden şiddetle teorisini savunmuştur. Varoluşçu psikiyatristleri döneklikle suçlayacak kadar fanatikleşen Dr.Liebherr, “Ohne Freud, Keine Psikiyatr A.K” (Freud Yoksa Psikiyatri de yoktur) diyerek programı terk etmiştir. Liebherr’in katı tutumu karşısında ister istemez radikalleşen varoluşçu psikiyatristler ise, “Ohne Existanseliusmus, Keine Psikyatr” (var oluş yoksa psikiyatri de yoktur) diyerek karşıt bir cephe oluşturmuşlardır. Bilimsellikten uzaklaşan tartışma, Dr.Liebherr’in evde kalmış bir kız kurusu olduğundan asıl kendisinin cinsel saplantılı olduğu saptamasıyla maalesef kişisel boyutlara taşınmıştır. 


Yukarıda bir kaçının özetini verdiğimiz A.K konusunda bilimsel araştırmalar her ne kadar yoğun bir şekilde yürütülse de, Türk erkekleri neden sıklıkla ve içerikten bağımsız şekilde ve anlamsızca “A.K” diyor sorusu hala cevaplanmamış olarak durmaya devam etmektedir. Bilim adamları “A.K” konusunda gerçekten tatmin edici bir cevap bulduklarında, “hay .... mikeyim” ya da “miktiğimin ....“ gibi hala bilinmeyen dilbilimsel fenomenlerin de çözüleceği umudunu taşımaktadırlar. 

 

Mehmet Emin Arı