1001 gece masallarının baş kahramanı Şehrazat ‘ı benim için ilginç kılan, anlattığı öykülerden çok onun kendi öyküsüdür. Doğu edebiyatının şahikalarından biri olan öyküleri elbette çok güzeldir ama onun hikayesi, benim de ve diğer yazarların da hikayesidir.
Şehrazat, hayatta kalabilmek için zorba bir hükümdar olan kocasına sürekli masallar anlatır. Masalın gerisini merak eden kocası Şehriyar, Şehrazat ‘ı o gün öldürmez. Böylece Şehrazat, hepsi gün doğumunda yarım kalan ve dinleyeni merak içinde bırakan masallar silsilesi ile yaşamını kurtarır. Bu açıdan bakıldığında “Arkası yarın” tarzının yaratıcısıdır.
Eğer yazarlığı bir meslek olarak kabul ederseniz (ki ben kabul etmiyorum), erkeklerin yoğun olduğu bu mesleğin piri bir kadın olan Şehrazat ’dır. İlginç olan ise, her yazarın öyle ya da böyle Şehrazat türü bir yaşam sürmekte olmasıdır. Yazarın başında, hayatını tehdit eden bir şey vardır ve yazar bundan kurtulmak için sürekli hikayeler anlatmak zorundadır. Tehdit belki kıskanç ve zorba bir hükümdar koca gibi somut olmayabilir ama ondan daha tehlikeli ve sinsi başka bir şeydir. Varoluşa dair derin soruların getirdiği bunaltı ya da yaşamın hoyrat ellerinde un ufak olma durumu olabilir. Tehdit ne olursa olsun, yazar hikayeler anlatmadığı sürece tehlike altındadır. Belki kendi canına kıyabilir ya da ondan daha kötüsü kendi vücudunu isteksizce taşıyan balık bakışlı biri olup çıkabilir.
İşte bu bıçak sırtı durumda, ruhunun derinliklerinden gelen bir yaşama içgüdüsüyle, yazar can havliyle yazmaya başlar. Artık yazmak, tıpkı Şehrazat’ın durumundaki gibi bir ölüm kalım meselesi haline gelmiştir: ya yazacaktır ya da ölecektir. Başkalarının beğenisi, kendini ifade etmek vs. gibi diğer nedenlerin de ötesinde, alabildiğine somut ve temel bir gereksinim için, hayatta ya da anlamda kalabilmek adına yazan yazarın eseri ister istemez etkileyici olacaktır. Bunu basit bir örnekle açıklayabilirim, normal bir şekilde spor amacıyla koştuğunuzu düşünün. Ne kadar hızlı ve ne kadar uzağa gidebilirsiniz? Farklı bir şekilde sizi parçalamak için kovalayan vahşi köpeklerden kaçmak için koştuğunuzu düşünün. Aradaki fark açıkça bellidir. Can havliyle yapılan bir eylemde var olan potansiyelin en üst sınırına çıkılır.
Bu farklı bir tür yazarlıktır. Aklınıza hemen profesyonel yazarlık gelmesin. Yazarın yeteneği vardır ve hatta bu işten ekmeğini çıkartıyor da olabilir ama dediğim gibi “can havliyle” yazmıyorsa, bence iyi yazar değildir. Çok büyük bir özenle seçilmiş ve dikkatlice kullanılmış kelimeler, akıllıca kurgulanmış bir kurgu ve yaratıcılık yan yana geldiğinde güzel şeyler çıkabilir ama yazının ruhunu ve tadını veren o tarife gelmez tarz yoktur.
Hangi yazının hangi türe ait olduğu ayrımını yapmak oldukça kolaydır. Can havliyle yazılmış bir öykü sizi hemen tutsak alır. Gönüllü bir tutsaklıktır bu ve hatta siz bundan kurtulmak istemezsiniz bile. Öyküdeki kahramanla birlikte ağlar ve gülersiniz. Öykü bittiğinde ise, üstünüze tatlı bir hüzün çöker. Sanki anlatılanı yaşamış ve hissetmiş, tatlı bir anınızı hüzünle anarmış gibi. Oturduğunuz yerde öylece kalakalırsınız. Yaşam denilen mucizeyi sanki kısacık bir süreliğine de olsa anlamışsınızdır.
Şehrazat gibi yazan bir yazarın ödülü yoktur çünkü maddi ya da manevi bir ödül için değil, tehlikeden kurtulmak için yazar. Zaten yazarken herhangi bir ödülü düşünmeyecek kadar hayat memat meselesi içindedir. Ödüller yazma işleminden çok sonra gelir ve türlü türlüdür. Bazen bir jürinin verdiği plaket, bir övgü dolu cümle, bazen de oldukça çekici bir kadının ilgisi olabilir. Bütün bunlar onu mutlu etse de, ödülleri, sanki hak etmediği bir şeyi alıyormuş gibi, mahcubiyet içinde kabul eder çünkü yazıyı ödüllendirilmesi gereken bir şey değil de, nefes almak ya da su içmek kadar alabildiğine doğal ve sıradan bir şey olarak görür. Kendi mantığı içinde haklıdır, o düşmemek için bir dala tutunmuştur, hepsi bu.
Yazmak güzeldir. Kelimeler ellerinizden dökülürken, kelimeler her zaman kanatlanmaz ama siz hep kanatlanırsınız. Tekrar yazıncaya kadar anlamda kalırsınız, kendi yarattığınız anlamda. “Gündüz vakti masal anlatılmaz” deyip, tekrar yaşamınıza dönersiniz. Tehlike geçmiştir.
Mehmet Emin Arı