Serçe Bilgeliği

               

(Daha iyi, iyinin düşmanıdır )

Evimde oturup, kendi yarattığım kaosun içinde, yemek artığı tabak, çay fincanı, cep teli ve bir kitapla kaplanmış iç burkan sehpaya ayak uzatmış bir halde televizyon denen aptal kutusunu seyrederken bir reklamın son cümlesiyle şok oldum. Reklam “daha fazlasını iste” diye bitiyordu. Aslında yaratıcı ve dikkat çekici bir reklamdı. Böylece bizi oltasına alıyor daha sonra biz zokayı yutunca hızla ipi çekiyordu: “daha fazlasını iste”. Böylece biz, sefil modern insanlar “daha fazlasına” hakkımız olduğunu ve hatta “daha fazlasını istemenin” bir görev ve sorumluluk olduğuna dair bir inançla doluyorduk. Bu inanç eninde sonunda bizi “daha fazlasını” almak bize yaşamda mutluluk, sevinç ve neşe vs. gibi erişilmesi istenen duygular getireceği düşüncesinden kaynaklanıyor.

 

Bu düşünce biçimi ve inanç yanlıştır. Daha iyi, iyinin düşmanıdır. Şimdi bunu açıklayalım. Tabi açıklamadan önce reklamcılara biraz dokunduralım. Kötülüğün simgesi olan şeytan aslında düşmüş bir melektir. Aynı şekilde sefil reklamcılarda sanatçının düşmüş halidir. Sanatçı olamayan ruhunu satar reklamcı olur. Şeytan size bir şey dediğinde iki kere düşünün, bir reklamcı size bir şey dediğinde bunu en az üç kere düşünün.

 

Neyse bu bambaşka bir konu. Asıl konumuz “daha fazlasını iste!” sloganı ile ortaya atılan “daha iyi” kavramıdır.

 

Klasik batı düşüncesinde ruhani dünya kesin kalıplarıyla ikiye ayrılmıştır. İkici yada dualist dediğimiz düşünce tarzında birbirine düşman ve uzlaşmaz ikili kalıplar vardır, örneğin Tanrı – şeytan, iyi-kötü, ışık-karanlık, siyah-beyaz, kadın-erkek vs. Tanrı ve şeytan yada iyi ve kötü bitmek bilmeyen bir mücadele içindedir. Çocuklara okunan masallarda iyiliğin kötülüğe galip geleceği, şeytanın sonsuza kadar cehennemde kalacağı vs. gibi geleceğe yönelik ütopik idealler vardır. Bu ideallerde herkesin atladığı bir nokta vardır, her şey karşılığı ile belirlenir, yani şeytan yok edilirse Tanrı da yok olacaktır. Gölge olmazsa ışık da olmayacaktır. En basitinden elinize bir kara kalem alın (B cinsi yumuşak bir kalemle) bir resim yapmaya çalışın. Kalemin değdiği her yer aslında bir gölge yani karanlıktır. Karanlık olmasın derseniz, kalemi kağıdın üstüne mümkün değil dokunduramazsınız. Sadece ışığın olmayacağını görürsünüz. Karanlık olmayınca, aydınlık da olmayacaktır. Ama nedense bu basit gerçeği insanlar görmez. Sebebi de çok ama çok açıktır çünkü bu gerçek alabildiğine basittir ve bu yüzden gerçekten akıllı olmak lazım. Öyle üniversitelerde yada kitaplardan alınacak bir akıl da değil. Kitap okuyarak akıllı olursunuz ama bilge olamazsınız. Bilge olmak için önce kitapları yakmanız gerekli.

 

Tekrar konumuza dönelim. Bu tür bir dualist düşünce yapısı kültürümüzün temelinde yatan tartışılmaz bir varsayımdır. Bu ikili gruplar hayali bir geleceğe doğru dörtnala giderler. Bu mantıkta A ve A değil birbirini tamamı ile dıştalarlar. “daha fazlasını” iste düşüncesi temelini buradan alır.  “Daha fazla ışık”, daha iyidir. Daha iyi, arttıkça kötü azalacak ve sonunda iyi her yeri kaplayacaktır. Bu reklamcıların bizi yakalamak için oltanın ucuna taktıkları yemdir. Aslında istenen bu saçma üretim-tüketim döngüsünü sürdürmek için gerekli doğa dışı (akıl dışı demiyorum çünkü akıl doğal değildir) tüketim iç güdüsünü kamçılamaktır.

 

Daha iyi, iyinin düşmanıdır. İyinin düşmanı sanıldığı gibi kötülük değil daha iyidir. Klasik Zen metinlerinde denildiği gibi “leyleğin bacağı uzundur ama kısaltmaya kalkışırsanız canı çok yanacaktır, aynı şekilde serçenin bacakları kısadır ama uzatmaya kalkarsanız onun da canı yanacaktır ” (denemek için leylek yada serçe aramaya kalkmayın). Serçeler için yapılacak bir  “daha uzun bacak iste”  yada “daha fazla darı ye” reklamı serçeleri çok güldürecektir.

 

Çünkü serçelerde dualist düşünce değil, doğanın saf felsefesi olan tekil, bütünleyici düşünce vardır yani serçeler bizden daha bilgedir. Onlar da “daha fazla” yerine “uyum içinde” “kendi doğana uygun”  ve “yeteri kadar” düşüncesi vardır.

 

 

Demek istediğim “bir lokma bir hırka” fikri değildir. Hele hele, “dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” fikri hiç değildir.  Çok basit ve çok yalın bir fikir;

 

Her şey karşıtı ile var olur ve karşıtını kucaklar. Erkek kadından üstün değildir, karanlık aydınlıktan iyi değildir. Daha iyiye erişme umudu ile çok daha fazlasını istemek, yalnızca ve yalnızca yaşamınızdaki karşıtlık dengelerini bozar. Daha çok para, daha güzel kadın, daha iyi bir mevki vs. vs.  Kafamızın içindeki hayali iyi ve kötü kavgasında kendimizi iyilik güçlerinin komutanı olarak gördükçe ve bu savaşı sürdürdükçe asla ve asla yaşamınızda harmoniyi asla ve asla yakalayamazsınız. Tabi ki mutluluğu da...

 

Başta reklamcılar olmak üzere, modernleşme ve gelişme dininin fanatikleri tarafından cilalanıp cilananıp önümüze konulan “daha fazlasını iste” yani “daha fazlasını tüket” yani “daha fazla üret” yani “köle ol” düşüncesinin batı toplumunu nereye getirdiği malum.

 

Bir serçenin bilgeliği ile “allah şükür” demek artık gerilik, basitlik ve hatta ayıplanacak bir şey kabul ediliyor. Bir iktisat programında, askılı pantolon giymeyi marifet sayan köle ruhlu göbekli bir iktisatçı (daha fazla yağ iste!) Karadenizde bir lokanta işleten ve lokantasında özel fasulyeyi sadece öğlene kadar pişiren fakat öğleden sonra dükkanı kapatan adam ile aklınca  dalga geçiyordu. İşini büyütmediği, yeni yerlere lokanta açmadığı yada daha fazla çalışmadığı için. Kölenin gururu nedir ki? Topladığı pamuk miktarı.

 

 

Geçen Pazar günü mezun olduğum okulun ormanında, sırt üstü çimenlere uzanmış, köle ruhlu iktisat profersörlerini dehşete düşürecek şekilde bulutları seyrederken (nede olsa iktisadi olmayan bir eylem), yemiş olduğum pastanın kırıntıları için biraz öteme bir serçe kondu. Ürkek adımlarla yarım metre kadar yaklaştı, üç dört pasta artığından iki tanesini yedi ve geri kalanına dokunmadan uçup gitti. İstese “daha fazlası” alabilirdi ama almadı.

 

Gökyüzüne baktım. Bir bulut aşık olduğum kadınının silüetine benzedi. Gülümsedim. Buluta baktım, baktım ve baktım. Sonra içimden, tüm ruhumla dua ettim

 

 

“Ey Allahım,  bana serçe bilgeliği nasip et...”

 

Mehmet Emin Arı