SİGARA, RİSK ANALİZİ  DOĞU-BATI İKİLEMİ ve COGITO ERGO SUM

               

Dört yıl önce bir gece vakti sersefil bir şekilde sigara bulmak için sokaklara düştüğümde önce kendime sonra da beni bu lanet duruma düşüren sigara alışkanlığına filtresiz küfrettim.


Beni ısırmakla ısırmamak arasında kararsız kalmış gibi görünen sokak köpeklerinin bakışları altında eve geri döndüğümde sigarayı bırakmaya kesin karar vermiştim. İnanılmaz bir altı ay boyunca, gözümde filtreli sigaralar, gri dumanlar uçuşurken ben zavallı sigara bağımlısı sefil bir Rocky şeklinde "acı yok" "acı yok" diye ortalıkta dolanıyordum. Sigarasızlık, yoksunluk sendromu ve nikotinsizlik bende inanılmaz bir seçici algılama oluşturmuştu. Bir kafede karşımda oturan çok güzel bir kadının tek ilgi çekici yanı, o an için elinde usul usul yanan sigarasıydı. Yolda sigara içen insanları hemen fark ediyordum, kuruyemişçi dükkanlarında vitrine dizilmiş cicili bicili sigara paketlerine neredeyse burnunu vitrine dayayarak oyuncakçı vitrinine bakan çocuk hevesi ve özlemiyle bakıyordum. Bu "acı yok" "acı yok" süreci yaklaşık 6 ay kadar devam etti, makul seviyelere indi ve sonunda bitti. Sürekli olarak kendime "Ben sigarayı bırakmıyorum sadece sigarasızlık alışkanlığı kazanıyorum" diyordum ki ruhum kaybetme haline girmesin ve yoksunluk sendromuna girmeyeyim. Bu taktik işe yaradı ve sigarayı bıraktım. Şimdi ne sendrom var ne de arayış.

 

Aradan yaklaşık 4 sene kadar geçti. Zaman zaman sigara içenlerle konuştuğumda, makul ve akıllı olanları sigaranın gerçekten çok zararlı olduğunu ama bırakamadıklarını teslim ederler ve yine aynı sakinlikle bir sigara yakarlar. Diğer ezici çoğunluk, yani sigara fanatikleri nedense aptalca bir şekilde bu teslimiyeti ve sağduyuyu göstermezler. Hemen sizinle iddialaşırlar. Bu grubun hemen hemen hepsi uç örnekler verir; "Bizim büyük amca 80 yaşına kadar sigara içti ama hiç bir şey olmadı" ya da "Babam 70'inde ve günde iki paket sigara içiyor fakat ciğerlerinde hiç bir problem yok" vs. Bütün bu örneklemelerde tam olarak ifade edilmese de sigara içen kişinin de örnekteki kişi gibi başına bir şey gelmeyeceğine dair gizli, safdil bir inancı vardır.

 

Yaşam kalitesinde ciddi düşüşü bir kenara bırakalım. Olaya matematiksel açıdan baktığımızda sigara içmek bir çok hastalığa yakalanma riskini ciddi olarak artırmaktadır, örneğin akciğer kanseri olma riski yanlış hatırlamıyorsam 8 kat kadar artıyor. Sigara içmeyen bir insan da akciğer kanseri olabilir ama kanser olma olasılığı sigara içenlere nazaran çok daha düşüktür.
Bu noktada risk analizi kavramı karşımıza çıkıyor. Tabi aslında risk analizi dediğimiz şey olasılık hesaplarından başka bir şey değil. Yağmur yağma olasılığı ile İngilizlerin şemsiye taşıması arasında doğrudan bir bağlantı vardır. Yarın öğlen vakti yağmur yağma olasılığı yüzde seksen dersem ve eğer sağduyulu, mantıklı bir insansanız yanınıza şemsiye alırsınız. Yağmur yağma olasılığı yüzde bir dersem şemsiye almazsınız.

 

Sigara konusunda da aynı şey geçerlidir. Kanser olma riskiniz ya da erken ölme ihtimaliniz normalden fazladır ama meşhur çan eğrisi uçlarındaki şanslı noktalardan biri olabilirsiniz. Bu noktada istisnasız tüm sigara içenler ya da ezici bir çoğunluğu kendisinin bu çan eğrisinin uçlarında yer aldığına dair bir inancı taşır.

Ona bir şey olmayacaktır. O keyifle sigarasını 80 yaşında bile tüttürecektir fakat ciğerleri tık etmeyecektir. Bütün istatistiki veriler, rakamlar, olasılık hesapları sakin bir gülümsemeyle kabul edilir ve hemen  meşhur bir "amca örneği" verilir "Ahmet Amca 80 yaşına kadar içti ama hâlâ delikanlı gibi." Bu noktada çözemediğim insanların neden kendilerinin bu şanslı seçilmiş grup içinde yer alacaklarına böylesi inandıklarıdır. Bu bilimsel bir inanç olmaktan çok sebepsiz bir dogma gibidir sanki. Neden ve niyesini size açıklayamazlar. Bu noktada bir iki teorim oluştu; ilk ve belirgin olanı insanın kendi benlik bilincinin onu ister istemez böyle bir öznel değerlendirmeye tabi tuttuğudur. Herkes kendini "kendi" hisseder. Diğer faktör ise bir Doğu toplumu olarak bizde varolan çekirdek düşünce ile ilgili.

 

Kendini bariz bir şekilde "bize bir şey olmaz" cümlesiyle ifade eden doğu düşünce yapısında temel önerme, "düşünüyorum o halde varım" değil de (Cogito Ergo Sum) "inanıyorum o halde varım"dır. Kader vardır... Yaşamı yönlendiren katı ve soğuk doğa yasaları, örneğin istatistik değil de tanrının iradesidir. İstatistiki yasaların nesnesi olmaktansa bir külli iradenin öznesi olmak tabi ki daha iyi görünüyor. Sigara alışkanlığına yaklaşımımızda bu çekirdek düşüncenin yansıması çok net bir şekilde görünüyor.

 

İnsan olarak basit doğal yasalara tabi olduğumuzu nedense çocukça bir şekilde görmezden geliyoruz. Çünkü bizi koruyan bir baba tanrı inancına yanlış bir şekilde bağlıyız. Fosur fosur sigara içsek de kanser olmayan şanslı grup içinde yer alacağımıza hepimiz can-ı gönülden inanıyoruz. Çocukça hatta budalaca "Bize bir şey olmaz" söylemi (uranyumlu çayı içen Bakanda bile görülen bu inanç) sık sık Türk insanının elinde patlıyor. Sigaradan dolayı akciğer kanseri olduğunu öğrenen ya da trafik kazasından sonra sanki aldatılmış gibi kanlar içinde şaşkın şaşkın kameralara bakan kazazedelerde aynı soru işareti var, "bu nasıl olur da benim başıma gelir." Seçilmiş öznelerden değil de, bir taşla kendisinin farkı olmayan duyarsız doğa yasalarının bir nesnesi olduğunun farkına varılmasının acı kavrayışı yüzlerde yansır.

 

İnsan harikulade bir varlık ama basit doğa yasaları karşısında bir taş ile bir insanın farkı yok. Kendimizin çok özel ve farklı olduğumuzu, hep korunacağımızı, istatistik-i ve tıbbi gerçeklerin bize uygulanamayacağı inancını bir kenara bırakmamız gerekli. Ama bırakamayız. Bu yetişkin çocukluk hali, bu doğu düşünce tarzı kültürümüzün belki de önemli motiflerinden biri. İnanç tabi ki çocukça değildir; çocukça olan, inancın yaşama bu şekilde yansıtılmasıdır. Tanrının seçkin kulu olabilirsiniz ama Newton yasalarına göre siz ve taş aynı hızda yere düşersiniz.

 

O halde lütfen sigarayı bırakın. Bırakamıyorsanız da Ahmet amca hikayeleri anlatmayın bana...

 

 

 

 

Mehmet Emin Arı