.
Bu günlerin
moda deyimiyle herkes herkesten kireyatif olmasını bekliyor. Öğretmen
dönem ödevini yapan öğrencisinden, malını satmak isteyen müşteri
reklam ajansından, reklam ajansıda işe alacağı elemandan kıreyatif,
yani yaratıcı olmasını bekliyor.
Peki
nedir yaratıcı olmak? Yaratıcılığın doğası ve psikolojik
mekanizması nasıl işler? Kimler yaratıcıdır? Nasıl yaratıcı
olunur? Her ne kadar popüler olarak lanse “farklı ve yeni
olmak” olarak gösterilmeye çalışılsa da yaratıcılığı
ben farklı olarak tanımlıyorum. Yaratıcı bir süreç sonunda
ortaya çıkan ürün farklı ve yeni olabilir ama sürekli tüketim
peşinde koşan mutsuz ve doyumsuz kitleleri sürekli gaza getiren
reklamcıların tanımladığından çok daha farklı ve derin bir
konu.
Yaratıcılık
her ne kadar büyülü bir şey gibi gösterilmeye çalışılsa
da (ki özünde gerçekten büyülüdür) temelinde seçimden
ibaret bir eylemdir. Yaratıcılık gerektiren herhangi bir
eylemi alalım, mesela yazı yada resim. Elinizdeki fırçayı,
üç tane ana rengi ve tuvali düşünün. Yapılabilecek olası
kaç resim vardır? Matematiksel olarak ifade edersek olası
resimler kümesinin eleman sayısı nedir: sonsuz. Aynı şekilde
elinize kalemi ve kağıdı alın, ortalama kelime sayısı 40.000
bin olan herhangi bir dilde yazılacak şiir sayısı nedir? O da
sonsuz. Ama bu kadar şiir ve resim içinde gerçek yaratıcılı
ürünü olan şiir ve resim sayısı sonludur. Gelişkin bir
bilgisayar programı yada bir maymun oturup rasgele kelimeleri yan
yana dizse bu kakafonik yapıdan şiir çıkmaz. Peki Nazım
Hikmet ’in şiirlerini, sevgilisini etkilemek için bir şeyler
karalayan liseli delikanlının şiirinden farklı yapan ne? Biri
niteliklidir diğeri değildir. Bunu açık seçik görürüz. Nazım
Hikmet ’in şiirlerini oluşturan kelimelerle diğer sivilceli
şairin şiirini oluşturan kelimeler aynı dilin kelimeleredir,
yani malzeme aynıdır. Sivilceli şairimiz, büyük şairin bildiği
tüm kelimeleri tabi ki biliyordur ama sonsuz kelime
kombinasyonundan yaptığı seçim sonucunda ortaya çıkan şey
nitelikli değildir. Belki sevimli yada hoş gelebilir ama şiir
değildir. Niteliği biliriz ama açıklayamayız. Diyelim ki
uzaylı bir dostunuz geldi ve Türkçe’yi öğrendi. Piraye için
yazılmış şiirlerle, yeğeninizin ağzında sakız çiğneyen o
kız için yazdığı şiir arasındaki farkı nasıl anlatırsınız?
Bence anlatamazsınız. İyi bir şiir okuru olarak bana saplanan
şiir iyidir derim ve bu konuda kesin bir duygum vardır. İyi bir
şiiri kötü bir şiirden çok kolay ayırabilirim ama iyi şiirin
neden iyi şiir olduğunu açıklayamam. (Nitelik konusunda yazılmış
en iyi kitap “Zen ve motosiklet bakım sanatı”dır).
Her yaratıcı
eylemde olası kombinasyonlar daha önce dediğim gibi sonsuzdur
fakat bunların arasında çok azı anlamlı birliktelik oluşturur.
Bu sonsuz kombinasyon arasında anlamlı nadir çiftleri ortaya çıkarma
işlemine yaratıcılık diyorum ben. Matematiksel olarak düşünürsek
yaratıcı olmak neredeyse imkansızdır. Düşünün bir, sonsuz
olasılık kümesinden her bir elemanı nitelik duygunuza tabi
tutacaksınız ve sonra uymayınca atacaksınız. Bu sistematik işlem
sonsuz seçim kümesinden dolayı sonsuz zaman alacaktır. Rasgele
anlamlı çift yakalama olasılığınız neredeyse sıfırdır.
Evrim teorisine karşı çıkanların dediği gibi “daktilo başında
oturmuş ve rasgele tuşlara basan bir maymunun Sheakspere ‘den
bir soneyi yazma ihtimali nedir?” Bu ihtimal sıfır değildir
ama sıfıra çok yakındır.
Peki bu yaratıcı
nitelik duygusu nasıl gelişiyor? Bence Tanrı vergisi bir şey.
Yukarıdaki düşünce açılımını takip ederseniz çalışarak
yaratıcı olunamayacağını görürsünüz. Çalışma sadece
eserin kalitesini artırır ama sadece çalışarak bir Beethoven
olamazsınız. Her ne kadar insan isterse her şeyi yapabilir
dense de bu gerçek değildir. Yetenek olarak adlandırdığımız
anlamlı kombinasyonları yakalama hissi ya vardır yada yoktur.
Kişi bunu geliştirebilir ama oluşturamaz. Çocuğunun önüne
bir sürü boya ve legoyu döken yada zorla piyanist yapmaya çalışan
hırslı anne-babalar bu gerçeği uzun vadede fark ederler ama
olamayacağı bir şey için zorlanan çocukta kalıcı
hasarlar oluşur. Neyse bu konumuz dışında.
İnsanlardaki
patolojik yöne ağırlık vermiş olan Psikiyatri ve Psikoloji
yaratıcılığın psikolojik mekanizmasını ve yaratıcılığı
tanımlamak da oldukça başarısız olmuştur. Viyanalı
Freud’a göre eksiklik duygusunun bastırılmasıdır yaratıcılık
yani kısa boylu ve çirkin insanların hepsi yaratıcı olmalı
bu teoriye göre. Yaratıcılık konusunda bana en doyurucu gelen
açıklama varoluşcu Psikiyatristlerden Rollo May’in “Yaratma
cesareti” adlı kitabıdır ki hararetle tavsiye ederim.
Mekanizma olarak açıkladığı bilinçaltının olası seçim kümesinden
anlamlı çiftleri çıkarma işlemi ve bilincin baskısının yok
olması sonucunda bilinçaltındaki çözümün ortaya çıkmasıdır.
Bilinçaltında devam eden ve bize kapalı olan bu süreç büyülüdür.
Nasıl oluyor da bilinç altı sonsuz olasılıklar arasında
anlamlı kombinasyonları buluyor? Bu sanırım evrenin ruhu
ile alakalı bir şey. Cevabı da psikoloji ve matematikle değil
de felsefe ve şiirle alakalı.
Bilinç altının
özgür kalıp, su yüzeyine çıkan bir Jaws gibi bilince çıkması
için bilinçaltının baskısının kalkması gerekli.
Bilinç başka şeyle meşgulken bilinçaltına yaptığı
gardiyanlığı unutur ve bilinçaltındaki çözüm ortaya çıkar
yada diğer deyimle sonsuz seçim kümesi arasından nitelikli
olan çok az sayıdaki kombinasyon. Buna davranışçı
psikolojide “ahha” deneyimi deniyor. Hani kafama dank etti
yada birden anladım dersiniz ya, işte bu o. Bütün bu açıklamalardan
sonra neden çok sevdiğim ve kendimce nitelikli bulduğum şiirlerimin
çoğunun bulaşık yıkamak yada bisikletle kan ter içinde
giderken oluştuğunu anlayabiliyorum fakat bu olayın “Türkün
aklı ya kaçarken yada ... gelir” sözü ile uzaktan yakından
alakası yok.
Her
ne kadar yaratıcılık çok istenen bir şey olarak gösterilse
bile toplum yaratıcılığı pek sevmez. Bunun en basit örneği
hepimizin içinden geçtiği temel eğitimdir. Temel eğitimde öğrenci
yakılacak mum olarak değil de içine abur cubur doldurulacak küp
olarak görülür ve bu şekilde eğitilir. Çünkü bulunanlar
zaten bulunmuştur amaç batı uygarlığına erişmektir. Hele
bir erişelim sonra üstüne bir şey koyarız düşüncesi
hakimdir. Zaten öğretmenlerin çoğunda öğrenciyi ateşleyecek
formasyon, heves ve bilgi yoktur çünkü öğretmenlik üniversite
sınavlarında kötünün iyisi olarak görülür, iyinin iyisi hiç
olmamıştır. Eğer hala bir kaçımız yaratıcı kalabilmişsek
bu aldığımız eğitimden değil aldığımız eğitime rağmen
olmuştur. Kimse kızmasın durum ortada.
Ayrıca
toplum yaratıcılığa ve onun sonucu ortaya çıkan eserden çok
başarıya önem verir. Öldükten sonra meşhur olan ressam
hikayeleri meşhurdur. Toplum eğer yaratıcılığınızı başarıya
dönüştürdüyseniz yarattığınız eserlere önem verir. Onun
dışında her yaratıcı eylem bir heves hatta ukalalık olarak görünür.
Bu yazının sahibi bir amatör yazar olarak gördüğünüz ben
değil de diyelim ki meşhur bir yazar olsaydı her iki okumanız
nasıl farklı olurdu? Bir yazımı çok beğenen fakat tanınmış
biri olmadığım için yayınlamayan bir editörün e-maili kanımı
nasıl dondurmuştu. Bir şeyin lezzetli olduğuna diliyle değil
de paketin üstündeki bar kodla karar veren kentsoylunun budalalığı
mı bu? Bilemiyorum. Olaya bir yazarın hırçınlığı olarak da
bakabilirsiniz.
Toplum yada
istatistiği oluşturan sıradan insan has yaratıcı eylemin
sonucu olan eseri değerlendirecek nitelik duygusuna yada inceliğe
çoğu zaman sahip değildir. Bu yüzden kıstas başarı ile değerlendirilir.
Oysa başarı niteliği göstermez sadece popülerliği açıklar.
Orhan Pamuk ’u çok büyük bir yazar olarak görür (ki bence
de öyledir) çünkü başarısı vardır. Başarılı o halde büyük
yazar der çünkü büyük yazar olarak görecek kadar nitelik
duygusuna sahip değildir.
Her insanda
niteliği ayırt etme yetisi doğuştan vardır. Yalnız bunu
iyi-kötü kavramı ile karıştırmayın. Bu yüzden popülerlik
ayıp karşılanacak bir şey değil. Yani bir yazar çok
okunuyorsa kötü yazardır demek de yanlış. Bethoven’in yüzyıllardır
milyonlarca insan aynı zevkle dinliyor: Krallar ve beşinci
senfoniyi cep telefonu sesi yapan dolmuş şöförü de.
Herkesteki
genel kanı yaratıcılığın Tanrısal bir ödül olduğudur. Şüphesiz
yaratıcılık Tanrı vergisidir ama ödül mü yoksa ceza mı?
olduğu konusunda ciddi şüphelerim var. Sürekli kombinasyonları
deneyen ve sizde huzur bırakmayan bir bilinçaltınız, sonsuz seçimler
arasında kaybolma duygusu, toplumun sizi içine ittiği yalnızlık,
anlaşılamamanın verdiği hırçınlık vs. vs. Para mutluluk
getirir getirmez mi bilemem. Bazen getirir bazen getirmez ama has
yaratıcılık kesinlikle mutluluk getirmiyor. Gözünüzün önüne
Beethoven’in karmakarışık saçları ile dağınık halini
getirin. Sizce o mutlu bir adam mı?
Yaratıcılık
özgürlük değil cesaret ister çünkü her yaratıcı eylem
sonuçta var olan paradigmaya yönelik bir tehdittir. Toplum yaratıcı
olduğunuz için muhakkak ki sizi cezalandıracaktır. Tarihe baktığımızda
bunu sık görürüz. En belirgin örneğin Nietszche ’dir. Her
şeyiyle mükemmel bir düşünürün tek suçu bence dünyaya yüz
yıl erken gelmesidir.
Diğer
taraftan yaratıcı insanın eriştiği derinlik ve zenginlik,
Tanrının sofrasında bulunma hissi sıradan mutlulukların çok
ötesinde bir şeydir. Ve yaratıcılıkla gelen kendini yeniden
tanımlama hissi ve gücü tarif edilemez ancak yaşanır. Yaşam
yaratan güce sahip olma deneyimi bence varoluşun zirvesidir, yaşamla
dolu olma hissi...
Mehmet Emin Arı