Ebruli şiirler

               

 

Ebru'ya...

en huysuz cinlerin 
şapkasında duran 
dünya tadıdır gülümsemen

peri adıdır 
sevişmen
dokunduğunu 
bir kül kedisi mutluluğa çeviren

bir masaldır sarılman
ister prens olayım
ister keloğlan,
mutluyum 
yeter ki sen ol
her masalın sonunda 
gökten başıma düşen 

 

bakınca anlıyorum gözlerine
ancak
bir aşkla başlayabiliyor 
insan,
yeniden 
kendine
 

Bir ilkokul bahçesinin 
kenarında duruyorsun.
Sen!
Yeni başlangıçların,
Okumayı sökmemiş bir sevincin,
Ve kurdelesiz bir gülüşün 
Annesisin.

 

çok ama çok özledim seni
aşk değilse bu
maviler ne üstümden dökülen?
 

bak bu senin toprağındır
bir meyve bahçesinin başlangıcı gibi duran gülümsemen
ve
bir başak tarlasının rüzgarı olan elin.
zamansızlık düşü gibi duran saçların
ah! buğulu bir banyo sessizliğinde açan
saçların...

bak bu senin toprağındır
dolaştıkça elim yüzünde
elimin coğrafyası hep Akdeniz olur 
yunusların Akdenizi
senin Akdenizin
mavinin Akdenizi

bak bu senin toprağındır
bana çay getirirken ayaklarında açan
bir hamsi kadar neşeli
yeşil Karadeniz coğrafyası.
Ayaklarını öpünce
yüzünden geçen bir taka,
biliyorum
o zaman aşık olmuştum sana

bak bu senin toprağındır
öptüğüm alnında bir elma bahçesi
kabuğunu soymadan dinlediğim sesin
kırmızı zaman 
ah! En taze kırmızı zaman

bak bu senin toprağındır
bu şair bu şiir bu Akdeniz
sanki gülüşüne kafiye olmakmış kaderimiz.
yanağındaki gamzede bir sincap saklanır,
muzip sincabın telaşı
tüm serveti sadece bir fındık tanesi.
Benden başka kimse bilmez ki
fındığın içinde
dünyanın en güzel mavisi...

bak bu senin toprağındır
arı sesi, başak bilgeliği,
Karadeniz yeşili, çikolata görmüş çocuk sevinci
Ve ebruli zaman...
ah! tek dileğim var tanrımdan
geriye hep sen kal
aşktan ve zamandan

 

 

Bir ırmağın ters oluşu gibi bir şey
Seni beklemek
Denizlerden dağlara
Hep dağlara...
Sonra kapı açılır sen gelirsin
Ve sessizce yuvarlanır 
İçimde binlerce ufak misket.
Seninle bir mevsim başlar
hep yazbahar,
yazbahar...


bir çocuğun adını koymak gibi bir şey
seni sevmek,
binlerce kuş havalanır gülümsemenle,
dünya cebime girer
ve kulağına fısıldarım adını
"seni seviyorum 
kendimden öte
senden önce... "

 

Ebru 
Su üstünde renkler
Kalbin üstünde öpücük
Elimin üstünde sevinç
İkimizin üstünde güneş
Suyun rengi
Kalbin öpücüğü
Elimin sevinci
Güneşin ikimizi
Ebruli zaman

 

Güneş geliyordu arkandan
Isınmak için gölgende
Bal damlamış gözüne
Belki bundandır çiçekli gülümsemen
 

alnında bir elma bahçesi
elmanın rengi
elmanın sevinci
bakışında bir güneş tacı
güneşin beyazı
güneşin adı
elinde bir okyanus 
okyanusun kızı
okyanusun mavisi

bir elma güneş oldu
güneş okyanusa düştü

 

your face falls upon my dreams
a shinning hope
comes with eyes its own

I know now 
with my hands, eyes and heart

man can only start himself 
again
with love
which paints his dreams with marbling colors
a new time falls upon
an old world.

oh! marbling woman 
you the one 
in the world with two color; 
desperate black,
hopeful white.

you the one;
marbling time...

 

Nasıl anlatsam ki seni?
Bin kelimeye sığmazsın
Bir kelimede gülümsersin
"Aşkdır" adın
inan bin aşka sığmazsın

Bilmezsin,
Beyaz bir bulutun gençliğidir 
Gerdanının beyazlığı,
Öptükçe seni,
Delikanlı bir bulut geçer gerdanından, 
İşte o zaman,
Göğüslerinin anne adından anımsarım
Tüm aşkların sütdişi adını..

Şükürler olsun Tanrıma 
bahtiyarım!
Görebildim sonunda 
Tüm bir yaşamdan payıma düşeni,
kızarmış ekmek üstünde portakal reçeli
yanında demli gülümsemen az şekerli...


daha başka ne bekleyebilir ki 
bir 
beyaz
bulut
yaşamdan?

bazen soruyorum huysuz cinlere
Mutlu muyum? 
Seviyor muyum onu? 
Annem olur mu? diye 
Birden bir çizgi olur alnında 
bütün sorular,
Sonra dalgın bir sokak adı:
"Aşk çıkmazı"

Ah! Sen melek kadın
cennetin yeryüzündeki adı...
Elinle cevaplarsın bütün soruları.
Dalgın bir mutlulukla
Şekeri uzatırsın kahvaltıda...

 

 

(Ölüm Allah'ın emri hasret olmasaydı)
Adını koymayınca günlerin başına
İnan günler gülümsemiyor 
Elin dokunmayınca bebeklerin şapkasına
Her yer yetim oluyor ve hatta Kudüs bile...
Bütün periler masallardan istifa ediyor
Saat 12'den önce ve sonra.
Melekleri sorarsan
Küsmüşler Tanrıya.

Kapımı çalan ışık yok
Belki bu yüzden Güneşte uğramıyor eve
Isınmak için ebruli gölgende.

Seninle konuşmayınca
Bütün sokakların, caddelerin ve başkentlerin ismi aynı oluyor
ve hatta ülkelerin bile.
Çocuklar isim bulmaca oynamıyor haritalarda
Çünkü parmağını nereye koysan "yalnızlık".
Belki de bu yüzden,
Adını silince adımın yanından
Aynaların önü de bir arkası da.

Bir kış serçesi ürkekliğinde
Elin dokunmayınca yüzüme
İçimdeki kış inan hiç bitmiyor...

Bi tanem!
Yok, yok vallahi bu hasret değil
Sensizlik mevsiminde
hasret bile yeşermiyor.

 

Bir papatyalı yolun başında
Uğurluyorum seni
Yolun açık olsun bi tanem
Önünde bilge çocuk kahkahaları
Yanı başında sarhoş çiğdemler
Sarı şeker baharlar
Ah! Hep yazbaharlar...
Son bir kez el salla 
ve sonra yürü git. 
Sakın bakma ardına
eteğine şiirler takılsa da.

Tanrıyı ve seni en çok kim sevdi ?
Bir şeytan bir de gümüş işlemeli tespih.
Bilemezsin...
Hiç kimse bilemez
Ne huysuz cinler
ne de neşeli periler
Sen benim tek kıblemdin.
Kendime başlarken biten 
Ve kendime biterken başlayan 
Sevincimdin...
Sen! Benim her şeyimdin.

Ben! 
ipi kopmuş bir tespih 
Toplasan bile çölden
Artık tekrar dizemezsin ki...

Scherzo

bir deli bahar açıyor
bir ağacın en alt dalında
elini uzatıyorsun
çiçekler gülümsüyor
"işte çiçekler mucize" diyorsun 
ve yeniden aşık oluyorum sana
işte bir mucize daha...

bir deli bahar geldi şehre
çiçekler dallarda gülümsüyor
çıplaklığından mutlu bir şehvetle

senin ellerinde binlerce mucize
Musa'nın ikiye ayırdığı sadece bir nehir
ah! Bir bilsen O bile kıskanır seni
Oysa sen, sadece bir gülüşünle toparlarsın
Parçalanmış bir şairi

Hep aradım evde seni bugün

Belki gülüşün düşmüştür diye

Koltuğun minderlerini kaldırdım.

 

Çekmecede saçının Çin işi adını buldum.

Saçın,.

Akıllı bir ipek böceğinin

Telaşlı ilkokul ödevi.

 

Mutfakta ayakta duruşun kalmış

“Teflon tava tahta kaşıkla karıştırılır” diyen tembihin

Öylece duruyordu ocağın üstünde.

Görünce gülümsedim...

 

Yastığın üstünde yüzünün izini öptüm

Yüzün ki,

Hep bir mutluluk haritası gibi duran

Yumuşak anne sesi...

 

Banyo aynasında buğulu bir akis vardı

Baktım öylece sessiz “sensiz” kendime

Ve elimle silince kendi yüzümü

Gülümsemen dökülüverdi elime,

O zaman anladım,

Camı ayna yapan “SIR”rı

Duvarlardan usulca topladım sesini,

Ah! O sesin ki

Unuttuğum adımın başkenti...

Her şeyi toparladım sana dair

Bir ben,

            dağınık ev hali.

Biliyor musun?

En kötü tutsaklık “kendinde olmakmış”

Çünkü kendimin hangi haline gitsem

İçimde hep sen,

Ev bahane...

 

Öyle sevmiştik ki seni

Öyle çok sevmiştik ki

 

Pencerenin camı

yüzünün aksine aşıktı

şaşkın yağmurlara anlatır durur hala seni

 

Deliler gibi anımsıyor sırtının şehvetli kavisini

Otururken arkana koyduğun kırmızı minder.

 

Ah nasıl sarılırdı sana

O öksüz kahverengi battaniye

 

Öyle sevmiştik ki seni

Öyle çok sevmiştik ki

 

Buzdolabının kapağı

Ayakta duruşundan alırdı

Neşeli yeknesak sesini

 

En çok evin kapısı özledi

Çünkü ilk gören oydu elişi gülümsemeni

 

 

En iyi banyonun aynası anımsıyor seni

Ezberlemiş geçmişi

Bir parça ruj, biraz rimel ve sen

 

Şimdi aynanın önünde bir adam

kör oluyor kendi ışığında

 

Bir ışık gelirdi eve seninle

Artık ışık yok öksüzlüğünde

 

Öyle sevmiştik ki seni

Öyle çok sevmiştik ki...

 

Ben artık kafiyesiz bir evde yaşıyorum seni.

 

- SON -

Bir kadın vardı
İki kişilik bir sandalda
Sonsuz mavinin ortasında
Bir ceviz kabuğu.
Herkesi kendine inandıran
Ebruli masal sevinci.

İki adam vardı mavinin içinde
Kadın ikisini de sevmişti
Ama sandal iki kişilikti
Birini aldı sandala
Diğeri yunus gülümsemesi olup 
yitip gitti

Bir kadın vardı
İki kişilik bir sandalda
Hayat bu...
Bir adam vardı 
Bir adam yoktu...