Isittim
ki ey bahtigüzel sahim , bundan uzun yillar önce emir - ül mümin
Halife Harun Resit 'in kudretli ve adil yönetimi altinda bulunan
dünyalar güzeli Bagdat sehrinde adi El-Resit olan bir bahçivan
yasarmis.
Sehrin
kiyisinda , etrafa serinlikler saçan bir nehrin kenarinda olan
bahçesinde kirmizi , pembe , beyaz renkli , kafkas güzellerinin
yaydigi kokular gibi güzel kokular saçan güller yetistirirmis
El-Resit . Her birini sevgiyle , oksayarak büyüttügü güllerini
her bir yapragi için bir altin pahasina sarayin ileri gelenlerine
, emir - ül mümin'e satarak geçinir ve kese kese altinlarin
disinda pek çok iltifat ve saygiya mazhar olurmus .
El-Resit
gülleri , güllere onu çok severmis . Açan goncalarin görüntüsü
, asiklarin sevdasini kokularinda acilarini ise dikenlerinde gösteren
her bir gül El-Resit'in çocuklari , karisi ve tüm dostlari imis
. Üzülerek sattigi her bir gülden elde ettigi kese kese
altinlarin çok az bir kismini kendi geçimine harcar geri kalan
kismini ise hayir için yoksullara , kimsesizlere ve yolda
kalmislara gizlice dagitirmis .
Iste
sahim , bu sade ama güzel hayat içinde El-Resit mutlu ve huzurlu
imis . Bundan dolayida yüceler yücesi tanriya sik sik sükreder
ve kullugun gerektirdigi bütün ibadet ve hayirlari eksiksiz
olarak yerine getirirmis . Sadeligin verdigi huzuru baska ne
verebilir ki , tipki sairin dedigi gibi ;
Ne
hint illerinin incileri
Nede atlas dibalar
Hiç bir sey mutlulugu
Veremez ademogluna
Sadelikten baska.
Ama
sahim , kuslarin sakidigi , çiy tanelerinin billur su olup gül
yapraklarinda toplanip hayranlik verici görüntüler olusturdugu
bir sabah , El-Resit yüreginde tarif olunmaz bir sanciyla uyanmis
. Bu aci hint denizlerinin korkunç canavarlariyla dolu sulari
kadar derin , peygamberin gözdesi Hz. Ali'nin kilici zülfikar
kadar keskinmis . El-Resit bu aciyi her faninin basina er geç
gelecek ve kaçinilmaz son olan ölüm oldugunu sanmis ve tam bir
imanla bu dünyadan göçmek kelime-i sehadet getirmis . Aci belli
bir süre sonra biraz dinmis ve El-Resit umdugu gibi Azrail'e
ruhunu teslim etmemis .
Yinede
bu aciya dayanmakta zorluk çeken El-Resit , dogruca ünlü bir
hekim olan ve ayni zamanda Halife Harun Resit'e de bakan El-Kutubü'ye
gitmis . El-Resit'in her yanini inceleyen , ondan kazanlar dolusu
kan çekip adi duyulmamis ilaçlar veren ve her türlü cins sülügü
yapistiran El-Kutubü , hiç bir hastaligin izine rastlamamis ve
sonunda El-Resit'e " Muhakkak ki hikmetinden sual olunmaz yüce
allah sana bilinmedik bir musibet vererek seni denemek
istemektedir . Ey El-Resit benim bilgim ve tecrübem sana ilaç
olamaz . Bu belayi basina saran yüce rabbim , sana ilacini da
verecektir " demis .
Acisinin
üstüne bir de ümitsizlik eklenen El-Resit ruhunun atesten
yaratilma cinlerin istilasina ugradigini veya kendini çekemeyen kötü
kalbli birinin ona büyü yaptirdigini düsünerek fikih ve gizli
bilimlerde bir faninin gelebilecegi en son mertebelere ulasmis
olan Bagdat'in ünlü hocasi Ömer Bin Haniki'ye gitmis . Dünyanin
en büyük kütübhanelerinde bile bulunmayan kitaplarla dolu
odasinda , yeryüzünün bütün sirlarinin yazildigi sahifeleri
okuyan Ömer Bin Haniki , El-Resit'i görür görmez " Ey El
- Resit , muhakkak ki tarif olunmaz bir aciya garkolmussun ve deva
bulmak için kapimizi çalmissin . Ama bil ki hikmetinden sual
olunmaz yüce rabbim senin kaderinde bu musibetin ve acinin
ilacini bana vermemistir. Simdi git , ey El-Resit , git ve su an
Bagdat'ta bulunan ve gizli bilimlerde beni de asmis olan Mevlana
hazretlerinin etegine yüz sür . Ilacin belki ondadir "
demis . Ömer Bin Haniki'nin bu öngörüslülügü El-Resit'i
saskinligin en dipsiz kuyularina firlatmis .
Acisini
hala yüreginde hisseden El-Resit , Bagdat'da Emir ül -Mümin'in
sarayinda konaklamakta olan ve Türk illerinden gelme Mevlana
hazretlerini ziyarete gitmis . Çimenlerle kapli saray bahçesinde
yürüyen Mevlananin yanina yaklasan ama nasil konusacagini ve
derdini nasil anlatacagini bilememenin saskinligi içindeymis El-Resit
. Kendisin henüz görmemis olan Mevlana asktan yanmis billur
sesiyle " Hos geldin ey güllerin sultani" demis . El-Resit
saskinlik içinde " Hos bulduk ey gönüller sultani "
diye karsilik vermis . Arkasina dönen Mevlana'nin yüzündeki
dinginligi gören El-Resit'in acisi bir an için yokolmus . Sessiz
sedasiz yürümeye baslamislar .
El-Resit
, yüreginde hissettigi ve tarif edemedigi aciyi , onun bir
susuzlugu andiran tadini , gri rengini , içinde bir canli gibi büyümesini
, bütün ruhunu sarmasini sessiz ve konusmadan anlatmis . Bu
sessiz iç yakarisi mevlana dingin bir deniz gibi içine almis ,
bu aciyi sogurmus tipki kizgin bir demirin suda sogumasi gibi . Bu
sessiz konusmanin sonunda Mevlana El-Resit'in omuzunu tutmus ve
" Ey güllerin sultani , derdin kozasini ören tirtilin ,
rahminde can tasiyan annenin derdiyle aynidir . Bu acidan
kurtulmanin tek yolu mavi bir gül yetistirmendir . Ne zamanki bir
mavi gül tatli bir sabah esintisinde daha önce hiç bir faninin
duymadigi kokusunu daglara salarsa sen bu dertten kurtulursun
" demis .Bu sözleri duyan El-Resit haykirircasina " Ama
bu imkansiz " demis . Yine o dingin gülümsemesiyle bakan
Mevlana , " Imkansiz sadece bir kelimedir ey El-Resit ,
sadece bir kelime " ve El-Resit'in yanindan ayrilmis .
Acisinin
yaninda bir de ümitsizligi kapilan El-Resit acisiyla beraber bahçesine
ve evine geri dönmüs . Bir mavi gül yetistirmenin imkansizligi
ve Mevlana'nin yüzündeki dingin gülümseme arasinda gelmis
gitmis . Uykusunda bile onu terketmeyen acisi , rüyasinda bir
diken gülü olup " bir mavi gül yetistir ey El-Resit "
demis .
Hiç
bir mantiga dayanmadan sezgileriyle bunu dogru olduguna karar
veren ve yapacak hiç bir seyi kalmayan El-Resit bütün ümitsizligine
, hatta inançsizligina ragmen mavi gül yetistirme isine baslamis
ey sahim .
Ilk
önce kendisine çesit çesit gül soganlarini bizans , hint
diyarlarindan agzindan köpükler saçan develerin sirtinda
getiren tüccarlara , ona mavi gül goncasi getirene keseler
dolusu altin verecegini söylemis . Ama çogu onun delirdigini
sanmis , bazi hilekar ve kurnaz tüccarlarda mavi gül sogani diye
ona alelade gül soganlari satarak ümitsiz ve perisan El-Resit'i
aldatmislar . Böyle elde ettigi her gül soganin sonunda beyaz
veya pembe bir gül seklinde açilmasi bir zamanlar mutluluguna
mutluluk katan El-Resit'i ümitsizlikten aglatar olmus . Bütün
bu basarisiz geçen deneyimlerinden sonra br zamanlar çocuklarim
dedigi gülleri ellerinin dikenlerden kanamasina aldirmadan
topraktan söküp atmis .
Bahçesinde
, bildigi tüm gül türlerinin karisimini yapmis , mavi renge
boyanmis sular ile sulamis , baslarinda saatlerce mavi mavi
diyerek hem acisini hemde güllerini büyütmüs . Yetistirdigi güller
dünyanin en güzel gülleri imis ama bu güller karsiliginda ona
kese kese altinlar veren insanlar bahçesini terkederken onun
yilgin bakislarindan üzüntü duyarlarmis . Bütün bu güzel güller
ona acisini yok edecek ve eski dingin ve mutlu yasamini verecek
olan mavi gül olmadigi için El-Resit'in gözünde degersizlermis
.
Bu
yorucu ama sonu olmayan yolda amansizca didinen El-Resit bitkin ve
yorgunmus . Onu sokaklarda "Mavi gül " diye
mirildanirken gören insanlar , akil sagliklari yerinde oldugu için
allaha sükretmisler ve ona aciyarak bakmislar . Bir meczup olan
El-Resit'in gözü artik hiç bir seyi ne onun pesinden ' mavi gül
bende ' diye alay edenler nede onu kovalayan çocuklari görmez
olmus .
Uykusuz
geçen gecelerini geçirdigi bahçesinde , hiç görülmemis gül
soganlari , hiç duyulmamis kokular , rayihalar , imbikler , türlü
türlü mavi boyali sular , kutsal kitablardan alinmis dualarin
asili oldugu güllerin arasinda azrail El-Resit'i her fani gibi
bulmus ve ocaklar söndüren , imparatorluklari yok eden , en
zengin ve kudretli sahlarin ve hatta peygamberlerin bile kaçamadigi
ölümle tanismis .
Güllerinin
methini duyan ve uzak diyarlardan gelme bir arap bedevisi El-Resit'in
cansiz vücudunu güllerinin arasinda üzerine dökülmüs mavi
boyaya boyanmis halde bulmus . Kimi kimsesi olmamasina ragmen ,
yaptigi hayirlardan nasibini almis ve onu seven tüm insanlar
cenazesini kaldirmislar . Cenaze namazini kildiran hocanin "
nasil bilirdiniz ? " sorusuna hep birlikte can-i gönülden
"iyi bilirdik" demisler ve onu bu hale soktuguna
inandiklari Mevlana'ya beddualar ederek El-Resit'in acidan
kavrulmus ciliz bedenini kendi vasiyeti üzerine , Bagdat'i gören
ve üzerindeki yabani güller nedeniyle adina güller tepesi denen
yere bir agacin dibine gömmüsler .
Ertesi
sabah , günes daha yeni dogmusken , koyunlarini otlatmak için
Bagdat'in disina çikartan çoban telas içinde kosarak sabah
namazina gitmekte olan insanlara eliyle güller tepesini gösteriyormus
. Ama yasadigi korku ve heyacanda dili tutulan çoban hiç bir sey
söylemiyor , sadece garip sesler çikartarak telas içinde güller
tepesini gösteriyormus .
Merak
ve ayni zamanda korku içinde olan halk , baslarinda çoban olmak
üzere güller tepesine dogru yürümüsler . Tepeye vardiklarinda
bir agacin gölgesinde bulunan El-Resit'in mezarinda tatli bir
sabah esintisinde hafif hafif sallanan , üzerindeki çiylerle
parlayip , orada bulunanlarin hiç duymadigi bir kokuyu daglara
yayan bir mavi gül görmüsler ...
Mehmet Emin Arı