Bay Uyku

 
               

"           "Mutlu insanın en mutlu anı, uykuya daldığı andır ve mutsuz bir insanın                                                                                                 en mutsuz anı, uykudan uyandığı andır."
                                                                                       Arthur Schopenhauer




Marvin ya da nam-ı diğer Bay Uyku muhteşem servetini parmağını bile oynatmadan yatarak yapmıştır. Kelimenin tam anlamıyla bir miskin olan bay uyku, günde oniki saat uyuduğu yetmezmiş gibi öğle ve akşam yemeklerinden sonra hiç aksatmadan bir saat kestirir. Bu kadar uyumasının sebebi ne biyolojik ne de psikolojik bir sorundan kaynaklanmaktadır. Kendisinin de açıkca ifade ettiği gibi uykucu Marvin uykuyu çok sevmektedir. Çocukluğundan beri uykuya düşkün olan Marvin uyku konusunda kendisine yöneltilen tüm eleştirileri sakince dinler ve sonra sadece "uyku güzeldir" der. Uykunun boşa geçen ölü vakit olduğunu söyleyen her tür saçmalığa karşı kulakları tıkalıdır. Bu tür eleştirileri cevaplamak yerine, birazcık kestirmeyi tercih eden bay uykunun uyuyarak büyük servet sahibi olması ilginç tesadüfler sonucu olmuştur. 

Merkezi hükümete bağlı, İnsan Fizyolojisi Araştırma merkezinin parlak biliminsanları, Mega Hibernasyon projesini hayata geçirdiklerinde oldukça heyecanlıydılar. İlk başta büyük bir hayal, hatta göz boyama olarak görülen mega hibernasyon projesi, yıllar süren çok uzun uzay yolculuklarında bir zaruriyet olan uyutma sorununa kesin ve kalıcı bir cevap getiriyordu. 

Çok uzak mesafelere gönderilen uzay gemilerindeki astronotların hedeflerine vardıkları zaman en az iki yüzyıl yaşında olmaları kabul edilebilir bir durum değildi. Kabul edersiniz ki bu biyolojik açıdan imkansız bir şeydi. Astronotların emeklilik ikramiyelerini düşündüğünüzde durum daha da vahim hale geliyordu. Bilim henüz insanları 120 yıl yaşatmayı becerebiliyordu ama çok daha uzun yıllar şimdilik pek mümkün görünmüyordu. Ya uzay yolculuklarından vaz geçmek ya da buna bir çözüm bulmak gerekiyordu. Kısaca "uyut, gönder, uyandır " olarak formüle edilen hibernasyon projesinde en büyük problem ne bütçe azlığı ne de teknik sorunlardı. Hayvan deneylerinden sonra bu işte gönüllü olacak bir insan denek bulmak gerekiyordu. 

Eğer bir gönüllü denek bulunamazsa 16 yıllık çalışma ve neredeyse milyarlarca dolarlık araştırma çöpe gidecekti. Ama verilen para ne olursa olsun kimse sonucu ne olacağı belli olmayan bir maceraya atılmak istemiyordu. Uyumak iyiydi ama imzalanması istenen sözleşmede yazdığı gibi ters hibernasyon işlemindenki başarısızlık durumunda şikayetçi olmamanız isteniyordu. Yani uyanmama ihtimali vardı ve bu ihtimal hiç de düşük değildi. 

Araştırma merkezindeki bilim insanları çaresizlik içinde uyutacak birini ararlarken Marvin karşılarına çıkıverdi. Şimdiye kadar başvuran bir çok insana yaptıkları gibi bilim insanları projenin riskleri de dahil olmak üzere tümü hakkında detaylı bilgi verdiler. Diğer gönüllülerden farklı olarak, bay uyku uyanmama ihtimalinin ne olduğunu sormadı, hatta bu konuyla hiç ilgilenmedi bile. Onu cezbeden tek şey iki yıl süreyle sürekli uyumaktı. Daha önce hiç kesintisiz bir kaç gün uyumuştu ama bunların en uzunu sadece dört gündü. Bu yüzden iki yıllık kesintisiz bir uyku, bay uykunun iştahını kabartmıştı. Kendisini boşu boşuna ikna etmek için nefes tüketen biliminsanlarına dönüp, "ben uyurum" dedi. Böyle bir cevap beklemeyen bilim insanları şaşkınlıkla, "yani gönüllü oluyor musunuz?" diye sordular. Bay uyku aynı sakin sesle ve mahmur gözlerle, "evet, ben uyurum" dedi. Neredeyse sevinçten çığlık atacak olan bilim insanları bu habere elbette pek sevinmişlerdi. Sonunda proje kurtulmuştu. 

Sonraki günler bay uyku için oldukça sıkıcı geçmişti. İmzaladığı sözleşme gereği bir an önce uyumak isteyen bay uykuyu uzun saatler süren testler, sonu gelmeyen kan tahlilleri ve tabi ki hukuki formaliteler bekliyordu. İki yıl boyunca çişe bile kalkmadan sadece uyuyacağı için, hiç bir şeye ihtiyacı olmayacaktı. Doğal olarak tüm parasını bir bankaya yatırdı. Denek olarak kazanacağı para için de ayrıca maaş gibi bir şey de her ay bankadaki hesabına otomatik olarak yatacaktı. Bankadan gelen görevlinin dediğine göre, iki yıl sonra gıcır gıcır bir araba ve yeni bir ev alacak kadar birikmiş parası olacaktı. Olur da uyanamaz ise, kanuni varisleri alıncaya kadar para sürekli olarak faizli hesapta işletilerek duracaktı. Banka görevlisi gerekli kağıtları imzalattıktan sonra sırıtarak "size iyi uykular" dedi ve ayrıldı. Uyanık görevli banka adına iyi bir iş kotardığını sanıyordu ama bu yaptığının banka için hiç de iyi olmayacağını tabi ki o zaman bilemezdi. 

Bankalarında içinde olduğu ekonomi, ünlü ekonomist Keynesin belirttiği basit bir ilkeye göre çalışır: "Uzun vadede hepimiz ölüyüz". Bankalar müşterilerinin öleceğine güvenerek uzun vadeli hesaplar açarlar, aksi takdirde kimse ölmeseydi bankaların hali nice olurdu. Sadece bankalar değil, devasa emeklilik sistemi de insanların makul bir süre yaşadıktan sonra ölecekleri gerçeğini temel alarak çalışırlar. Eğer insanlar ölmeseydi, hiç bir ekonomi emeklilik fonlarının ağır yüküne dayanamaz, çökerdi. Yani sizin anlayacağınız ekonominin devamı için ölüm bir gerekliliktir. 

Devamı kitapda...
                                                                                                                                                                                                                                   Mehmet Emin ARI

www.eminari.com


 
setstats