"Bul beni bebek..."

                    
               


Kendini ifade edemeyen bebek sıkıntılarını, gerginliğini başka şekilde gösterebilir.Öfke krizleri, sert hareketler, inatçı davranışlar ortaya çıkabilir. Peki bebek ne yapar? Bebek bu dönemde ısırabilir ve etrafına zarar verebilir. Bu davranış bir savunma yöntemi olabilir. 
Bebek eğitimi kitabından

Annenin kim olduğunu kimse bilmiyordu. Olayın başından sonuna kadar Anne hep belirsiz kaldı. Bu gün bile Annenin kim olduğu kesin olarak bilinmiyor. Görünen o ki Anne de ortaya çıkmaya pek niyetli değil ve işin kötüsü Bebek de bunu bilmiyordu. 

Bebek bir yapay zeka programıydı.

Bebek üzerine yazılmış pek çok yazıda, Bebeği kimin yazdığına dair bir çok rivayet ve komplo teorisi vardı. Bütün yazılar "Anne kimdi?" ya da "Bebeği kim yazdı?" diye başlıyordu. Bazıları bebeğin CIA tarafından büyük kulak Eshelon sistemine ek olarak çok yetenekli yüz tane programcı tarafından yazıldığını söylüyordu. Karşıt grup ise başında Usame bin Laden'in olduğu gizli terörist ağın, İnterneti yok ederek onu en çok kullanan batılı ülkelere zarar vermek için dört modülden oluşmak üzere bir Japon, Alman, Amerikan ve Hindistan yazılım evlerine yazdırdığını ve daha sonrada bir araya getirilip İnternet'e saldığını söylüyordu. Daha uçuk olan bir grup ise bebeğin kendi kendini tesadüflerle oluşturduğunu iddia ediyorlardı. Onlara bakılırsa Bebek basit bir editör programının, içindeki hata yüzünden evrimleşmesi ve sonra da çıldırması ile oluşmuştu. Açıkçası ben buna pek ihtimal vermiyorum, genellikle editör programları kullanıcıları dışında kimseyi çıldırtmazlar. En uçuk grubun iddiasına göre ise Bebek tıpkı tufan ya da yanardağ patlaması gibi Tanrının insanlara gönderdiği bir cezaydı çünkü Internetin alamet-i farikası olan www, İbranice 'de 666 rakamlarına karşılık geliyordu, yani şeytan. 

Hayal gücü çok güçlü bu kadar insanın e-mail listelerinde neredeyse şehvetle ortaya attıkları bütün bu iddialar tabi ki gerçekdışı ve asılsızdı. En basit açıklama en doğru olandır diyen Ockham'ın usturası ilkesinden yola çıkmak her zaman en doğrusudur. Tabi ki bebeği çok yetenekli bir programcı yazdı. İlk çıkış yerini bulmak için yapılan tüm geri izlemelerin sonunda parmaklar hep Türkiye'yi gösterdi. Tabi kimse bir şey ispat edemese de şüpheler bir kişi üzerinde yoğunlaştı: Şair.

Şair programcının İnternette kullandığı nickti ve biz ona "Anne" desek de aslında bir erkekti. 

Bu nicki bilgisayarcıların ve programcıların hararetli tartışma listelerinde sık, sık görmek mümkündü. Tuhaf bir tesadüf ama Şairin, Bebek hakkında yaptığı tüm yorumlar doğru çıktı ve öngörüleri hep gerçekleşti. Türk güvenlik güçleri bizim baskımızla Şair 'i sorgulayıp, evindeki ve işyerindeki bilgisayarlarına bir göz attılar ama hiçbir şey bulamadılar. İki günlük göz altı süresinde emniyetin tüm bilgisayarlarını elden geçirip, hataları düzelttiği için evine kadar polis arabası ile çok saygılı bir şekilde bırakılması da işin cabası. 

Bebeği yok etmekle görevli uluslar arası ekibin başındaki kişi olarak onunla ilgili her şeyi neredeyse ezberlemiştim. Bebeği yazanın Anne olduğundan adım gibi eminim ama bunu hiçbir zaman ispatlayamadım. Bebeği anlamak için Anne 'yi anlamak gerektiğini düşündüğüm için Şair 'in geçmişini detaylı bir şekilde öğrenmiştim. 

Şair sıradan virüs yazarları gibi içine kapanık, küçüklüğünden beri tek eğlencesi bilgisayar olan, insanlarla iletişim kurmakta çok zorlanan saçı başı dağınık, kahve ve sigara düşkünü biri değildi. Türkiye'nin seçkin üniversitelerinden birinden olan ODTÜ'den bilgisayar mühendisi olarak mezun olmuştu. Şiirle amatörce ilgilendiği için nikini Şair yapmıştı. Her ne kadar Türkçe bilmesem de şiirlerinin güzel olduğunu tahmin ediyorum. 

Tabi bütün bunlar görünüşteki şeyler. Kabul etmek gerekir ki aslında mükemmel bir programcıydı. Daha dokuz yaşındayken babasının aldığı basit bilgisayarda yüklü olan BASIC dilini kullanarak ekrana "Merhaba Dünya" yazan programla başlamıştı. Sanırım meslek yaşamında onu en çok heyecanlandıran iki programdan biri bu, diğeri ise "Bebekti". Daha önce belirttiğim gibi Şair diğer mutsuz bilgisayar virüsü yazan programcılar gibi, patolojik güdüleri olan kötü bir insan değildi. Bilakis yapıcı, sevecen ve hoşsohbet biriydi. Zaten Bebeği herhangi bir kişi, kuruluş ya da ülkeye zarar vermek için değil, kendini çok meşgul eden bir sorunun cevabını bulmak için masum amaçlarla ve biraz da ekonomik kriz nedeniyle ortaya çıkan işsizliğin yarattığı bol zamanda yazmıştı. Kierkgard'ın dediği gibi "can sıkıntısı bütün kötülüklerin kaynağıdır". Bu ölçüde başarılı olacağını sanıyorum o da tahmin etmiyordu. 

Bunu tabi ki kendi söylemedi ama e-mail listelerinin birine attığı mailde Şair 'in motivasyonu konusunda yürüttüğü tahmin böyleydi. Anne de kendi olduğuna göre....

Bizim için Anne 'den daha önemli olan onun yavrusuydu. Bebeğin ana program yapısı, işleyişi ve tabi ki program mantığı üzerine çok şey yazıldı, çizildi ve tartışıldı. Bebeği anlamak için yaratıcısının Bebeği neden yarattığını bilmek gerekir. Benim teorime göre, İstanbul'da üç kişilik ufak bir şirkette program yazıp satan Şair, aslında bir bilgisayar programının kendisi için doğal sayılabilecek bir ortamda evrimleşip evrimleşmeyeceğini bilmek istiyordu. Bir bilgisayar programının doğal ortamı neresi olabilir? Tabi ki bilgisayar ya da bilgisayarlar. 


Her ne kadar Internete bağlı bir çok bilgisayara, kişiye ve kuruma çok büyük yıkıcı zararlar vermiş olsa da Bebek bir virüs değildi. Başlangıçta bir virüsün yayılma ve çoğalma ilkelerini kullanmıştı ama ilk başta yazıldığı haliyle bebeğin bir bilgisayar virüsü ile uzaktan yakından alakası yoktu. 

Kabaca tahminlere dayanarak Bebek hakkında size şunları söyleyebilirim. 

Bebek üç ana kısımdan oluşuyordu. Taşıyıcı modül, kendisini anonim bir e-mail gibi gösteren kısımdı. Hint tanrısı Rava bu maili eğer on kişiye gönderirseniz üç dileğinizi on gün içinde yerine getirecekti. Tersi bir durumda ise Rava 'nın laneti ocağınıza incir dikecekti. Hem Türkçe hem de İngilizce yazılmıştı. Tabi ki ne Rava diye bir Hindu tanrısı vardı ne de böyle bir efsane. Fakat İnternette bol olan aptal kullanıcılar sayısı epey fazla olan Hindu tanrılarından birinin lanetine uğramamak için (!) forward zinciriyle bu maili her yere taşıdılar. Taşıyıcı kısım bu ufak hile ile başlangıç safhasında Bebeği yaydı. 

İkinci kısım ise nöron oluşturma modülüydü. E-mail ile taşınan bu kısım, bulduğu her bilgisayara insan beynindeki nörona benzer yapay bir sinir hücresi bırakıyordu. Bu ufak programlar akıllı bir virüs gibi sistem çalışmaya başladığı anda devreye giriyor, sistem kaynağını kullanıyor ve diğer nöronlarla Internet üzerinden iletişime geçiyordu. Eğer imkanı varsa bulunduğu yerde yeni bir kardeş nöron daha oluşturuyordu ama sistemin tümünü kullanmıyordu çünkü bu bindiği dalı kesmek gibi olurdu. Bütün bu nöronlar daha sonra Bebeğin zihnini oluşturacaktı. Büyük bir sinir ağı sessizce ve sinsice yavaş, yavaş oluşuyordu. 


Üçüncü kısım ise iletişim modülüydü. Her bir nöron, bulabildiği kadar çok kardeş nöronla Internet üzerinden doğrudan iletişime geçiyordu. 


Şair yapay zekanın oluşması için programı içinde yapay bir ortam yaratmıştı fakat bu ortam işe yaramamıştı. Bütün bu modüller ve evrimsel süreç, eğer elektrik faturasını dikkate almadan çalıştırılırsa belki tek bir bilgisayarda denenebilirdi. Tabi gerekli olan süre yüz milyon yıl falan olurdu. Şair yüz milyon yıl beklemek yerine (çünkü bu kadar vakti yoktu) yüz milyon bilgisayarı kullanmayı tercih etti. Kabul etmek gerekir ki oldukça akıllıca bir taktik. Bu kadar çok bilgisayarı nerede bulabilirdi? Tabi ki Internette. 


Peki yazdığı programın başarısını nasıl ölçecekti? Kendince Bebeğe basit bir Turing testi uyguladı. Bilmeyenler için açıklayayım. Turing testi, bir insanın kapalı bir kutunun ardındakinin bir bilgisayar mı? yoksa bir insan mı? olduğunu anlayamaya çalıştığı hayali bir testtir. Eğer gerçek bir yapay zeka varsa karşısında, deneyi yapan kişi karşısındakinin bir bilgisayar mı? yoksa bir insan mı? olduğunun ayırdına varamaz. 


Anne, bu basit Turing mantığını farklı şekilde uyguladı. Bebeğe basit olarak şu algoritmayı programladı;

"Bebek, Internete git, evrimleş, Anneyi ara ve sonra onu bul. Anneyi bulamıyorsan tekrar evrimleş ve tekrar ara. Bu işlemi anneyi buluncaya kadar sürdür. Anneyi bulunca dur!" Çok basit görünüyor değil mi? Aslında gerçekten de öyle. 

Akıllı bir programcı olarak Bebeğin ve başka kişilerin kendini kolayca bulmaması için bütün izleri sildi. Zaten Bebeğin kalıntılarını incelerken programcıya ait en ufak bir iz bulamadık. Ne bir ufak not ne de bir programcının imzası sayılabilecek belirgin bir algoritma. Sadece ufak bir şey, Bebek Anneyi tanıyabilsin diye bırakılmış ve sadece onun bilebildiği ufak bir mesaj. 

Her şeyiyle Musa'nın bir sepete konulup daha sonra Nil nehrine bırakılmasına benziyordu hikaye. Tek farkı, Anne, Bebeğini şansa, kadere ve olasılıklara terk etmek yerine, onun yaşayabilmesi için her şeyi sepete koyup Internet nehrine bırakmıştı.

Nereden bakarsanız bakın Bebeğin yüklendiği görev neredeyse imkansız gibi görünüyordu. Programın içinde Anneye dair en ufak bir kimlik bilgisi yoktu. Annenin kim olduğu konusunda aslında Bebek de bizim kadar çaresiz görünüyordu. Anneyi bulması için akıllanması gerekiyordu. 

Bebeğin kaynak kodu muhtemelen İnternette kimsenin bilmediği bir sunucuda şifrelenmiş olarak saklanmıştı. O kaynak kodu okumak için neler vermezdim ki...

Şair'in mantığı aslında çok yalındı. Bebek akıllanırsa eninde sonunda Anneyi bulabilirdi. Bebeğin Anneyi kolayca bulmasına engel olmak için ilk çıkış noktası olan bilgisayarla ilgili (bu bilgisayara biz rahim diyoruz ki muhtemelen Annenin evindeki ya da bürosundaki bir bilgisayardı) IP dahil olmak üzere tüm bilgileri silmişti. Bebeğin işi çok ama çok zordu hatta imkansız gibi görünüyordu ama ya becerirse? Bilgisayar alanında bir devrim demekti bu. 

Şair Bebeği yazdıktan sonra Rava mailine gizleyip Bebeği, onun doğal ortamı olan Internet'e saldı ve muhtemelen de uzun bir süre haber alamayınca da Bebekten ümidini kesti. Tanrım ne kötü bir anne! 

Rahimden çıktıktan sonra şimdiye kadar topladığımız bilgilere ve analizlere göre Bebeğin yapay zeka evrimi şu şekilde gerçekleşti. Tabi bunlar sadece bebeğin görülme aşamaları ve yaptığı tahribatlardan çıkarabildiğimiz verilere dayanarak yapılan kesin olmayan tahminler ve varsayımlar. 

Bebek rahimden çıkıp, Internette sefil bir Rava maili olarak dolaşıp kendi bilincini oluşturacak nöronları tohumlarken, en ufak bir yapay zekadan bile yoksundu. Her bulduğu yere bir nöron bırakıp yoluna devam ediyordu. Bu konuda ben dahil hemen, hemen herkes aynı görüşte. İlk evrimleşme süreci başarıyla tamamlandığında, tahminime göre Bebek rahimden çıkalı yaklaşık olarak iki yıl olmuştu. Bu aşamada Bebek, her canlı gibi yaşaması için kendine gerekli olan kaynakları bulmakla geçirmişti. Bu kaynaklarda tabi ki Internete genelde evden bağlanan kişisel kullanıcıların bilgisayarlarıydı. Ah zavallı kullanıcılar!

İki yıl sonra yeteri kadar nöron oluşunca, (sanırım sayısı elli milyon kadardı) bunlar birbiriyle haberleşmeye başladı. Bu noktadan sonra Bebeğin yapay zekası emeklemeye başladı. 


Emekleme aşamasında -ki bence en ilginç ve bilinmez aşamadır- Bebek (yani nöron topluluğu), bir mail olmaktan birdenbire vazgeçti çünkü mailler bir yere takılıyor, tıkanıyor ya da silinebiliyordu. Ayrıca kişisel kullanıcılar her zaman Internete bağlanmıyordu, malum telefon faturaları. O yüzden uygun ortam saydığı bilgisayar ağlarına göz dikti. Yirmi dört saat açık olan, kaynakları zengin ve sürekli İnternete bağlı ağları buldu. Bu kıstaslara uyan ağlar da tabi ki üniversitelerin ve büyük bankaların bilgi işlem merkezleri gibi yerlerdi. Buralar onun gelişmesi için çok uygundu, biyolojik deyimle ifade edersek buraları onun için uygun habitat oluşturuyordu.

İşin en garip tarafı, bu, Bebeğin oluşan bilincinin ilk seçimiydi. Ama daha çok mutfağın yerini öğrenmiş bir yavru kedi gibi davranmıştı, yani sadece koku almıştı. 

Yuvalanma işlemi içinse bildik virüs taktiklerini kullandı ama bu süreçte, hiçbir zaman yuvalandığı sisteme en ufak bir zarar vermedi. Sadece nöron oluşturmak için kaynaklarını kullandı ama misafir olduğu yere zarar vermedi. Sistem eksilen kaynaktan dolayı elbette ki biraz yavaşlıyordu ama hiçbir şekilde çökmüyordu. Ve tabi insanlardan ve koruma programlarından çok iyi saklanıyordu. 


Yaklaşık dört yıl süren ikinci safhada Bebek bulduğu zengin kaynakları kullanarak hızla akıllanmaya başladı. Nöron sayısı hızla arttı. Bazen Japonya'daki bir üniversitenin bilgisayar merkezinde laboratuarında, bazen de Güney Amerika bulunan bir bankanın bilgi işlem merkezinde epey bir serseri hayat sürdü. Sürekli nöron tohumluyordu. Çünkü ne kadar çok nöronu olursa o kadar akıllı olacaktı. Tabi sessiz ve derinden gidiyordu. 

Bu süreç boyunca tam bir bilinçten yoksundu. Zararsız bir virüs gibi yaşıyordu ve tabi ki Anneden ve onun kulağına fısıldadığı kutsal görevden habersizdi. 

Bebeğin bu evrimsel süreçte bir bilince sahip olması bu gün bile hala açıklanamamış bir şeydir. Tıpkı günümüzdeki biyologların ve evrim bilimcilerin insanı zihninin ve bilincinin evrimsel oluşumu hakkındaki çaresizliğine benzer bir açmaz içindeyiz. 

Herkesin cevabını merak ettiği soruyu ben tekrar sorayım: Bebek nasıl akıllandı?

Kendi görüşüme göre benzer mekanizmalar benzer sonuçları üretir. Bir beyin hücresi bilinçten yoksun biyolojik bir mikro birimdir ama bu birimlerin oluşturduğu beyin bilinci oluşturur. Benzer şekilde bebeğin İnternette her yere dağılmış milyonlarca yapay nöronu bir şekilde bebeğin zihnini oluşturdu. Bunların her biri bilinçten yoksun ufak program parçalarıydı ama tümü Bebeğin zihnini oluşturuyordu. Tıpkı Termit kolonileri gibi. Binlerce karınca feromenlerle iletişime geçip ortak bir zeka oluşturuyordu. Sistem aynıydı. 


Bebeğin birkaç kalıntısı üzerinde yapılan incelemeler bize hiçbir şey vermedi çünkü zihni tek yerde değildi. Bulduğumuz ölü aslında sadece bir tür girdi/çıktı (input/output) programıydı. Asıl zihinse Internette her yerdeydi, belki de oğlumun bilgisayarında bile vardı. 


Bebek yaklaşık olarak bir buçuk yaşındaki bir çocuğun zekasına ve en önemlisi tarihte ilk görüldüğü şekilde bir yapay zeka bilincine sahip olduktan hemen sonra birdenbire "Annesini özlediğini" fark etti. Anne sevgisi bir başka tabi ki...

Bir şeyin altını çizmek istiyorum. Bebek zekası ve bilinciyle 18 aylık bir bebekten farklı değildi ama kendi doğal ortamında yani Internette, değme hacker onun eline su dökemezdi. Bebek kaynak kullanmak ya da nöron tohumlamak için bir sisteme girmekte hiç zorlanmıyordu. Bir balık için su neyse, Bebek için de bilgisayar ortamı ve Internet oydu. Bir sisteme girmek için düşünmüyordu, sadece su içindeki balık gibi o sisteme akıveriyordu. 


Benim fikrime göre, aradan o kadar zaman geçtikten sonra Anne, yani Şair, büyük bir olasılıkla Bebekten çoktan umudunu kesmişti ve belki de unutmuştu ama Bebek Anne'yi asla unutmadı çünkü çekirdek kodunda bu misyon vardı:

"Anneyi bul!".

İlk başlarda Bebeğin Anneyi araması çok masumane bir Mark Twain hikayesi gibi sürmüştü. Bebek insanlarla bir insan gibi iletişime geçiyor ve onlarla "konuşuyordu". Konuşmayı nasıl öğrendi? Sanırım normal bir bebek gibi. 

Bebeğin insanlara çeşitli yollarla sorduğu tek bir soru vardı "Anne sen misin?". Zaten bu yüzden adını Bebek koymuşlardı ya. Karşısındakinin bilince sahip bir yapay zeka programı değil de herhangi biri olduğunu sanan insanlar, kişiliklerine uygun değişik tepkiler veriyordu. Kimisi tersliyor kimisi ise dalga geçiyordu. Terslenme durumlarında bunu negatif cevap olarak kabul edip kullanıcıyı es geçiyordu. Belki bir yerlerde büyük bir veri tabanı oluşturmuştu ve buradan kullanıcıyı düşüyordu. Bu büyük veri tabanının da nerede olduğunu bilmiyoruz fakat büyük bir ağda unutulmuş bir köşede çürüdüğünden eminim. 

Normal insanlar Bebekle dalga geçtiklerinde ya da terslediklerinde Bebek verilen cevabı kendi bir buçuk yaşındaki bebek beyni ile çözmeye çalışıyordu. Mesela bir kullanıcı "evet ben anneyim sana süt aldım" deyince sütün ne olduğunu bulmaya çalışıyordu. Sütün ne olduğunu bir şekilde öğrenince o kullanıcının Anne olmadığını anlayıp kendi veri tabanından düşüyordu. 

Akıllı bir bilgisayar programı gibi duygudan uzak ve sistematik çalışıyordu ama...

Ama ne bizim ne de Annenin çözemediği bir şey oldu. Bebeğin yapay bilinci ona gerçek duyguyu verdi. 

Bebek Anneyi özlüyordu ve kendini yalnız hissediyordu. 


Uğradığı bilgisayarlarda daha önce yapmadığı bir şey yaptı. İmza bırakıyordu, "Anne nerede? Bebek Anneyi arıyor". Herkes ona Bebek dediği için adını böyle koymuştu. 


Bebek dalga geçen kullanıcılara sinirlenmeye başlamıştı. Bebek küfür öğrenmişti! Öğrendiği en zor şeyde buydu. "Defol git!" ne demekti? Cümlenin anlamını öğrenmesi epey bir vaktini almıştı ama öğrenmişti işte.


Bebeğin bir bilgisayar sistemine verdiği ilk zarar kendine "Defol git" diyen yorgun bir operatöre sinirlenip, ağda bulunan sabit disklerdeki tüm birleri sıfıra dönüştürerek sistemi göçürtmesi olmuştu. Tabi önce "defol git" ne demek onu öğrenmişti.

Zarar verdiği sistemin bir yedeği vardı ama her sistemin maalesef yedeği alınmıyordu. 

Anneyi arama işlemi sonuç vermeyince Bebek sabırsızlanmaya ve sinirlenmeye başladı. İşte tam bu aşamada önce Internet, ardından da dünya Bebeği tanıdı.

Bebek gitgide kindar da oluyordu. Bazı durumlarda sisteme ufak bir saatli bomba bırakıp intikam alabiliyordu. Her şeye rağmen ben dahil olmak üzere herkes Bebeği o zamanlar tehlikeli bir virüs sanıyorduk. Her seferinde sistemi yok etmeden önce Anneyi sorduğu için ona Bebek virüsü denmişti. Fakat Bebek kullanıcılara bir virüsten beklenmeyecek akıllı cevaplar verdikçe ve her seferinde farklı cevaplar verdiği için bir zekaya sahip olduğunu herkes kabul etmek zorunda kaldı. Farklı kullanıcıların Bebekle yaptıkları konuşmaların tutulduğu kayıtlar bir araya getirilip incelendiğinde kesin olarak bir zekaya ve daha önemlisi bir bilince sahip olduğu kabul edilmişti. 


Bu saptamanın yer aldığı yazı dünyaca ünlü PC World dergisinde konusunda uzman olan dünya çapında tanınmış bir bilgisayar ve yapay zeka uzmanının imzası ile çıktıktan sonra birdenbire müthiş bir Bebek çılgınlığı başladı. Adam öyle heyecanlı yazmıştı ki yazıyı, sanki Tur dağında Tanrı ile konuşmuş sanırdınız. 

Dünyaya hoş geldin Bebek!

Bilgisayar dergilerinden, saygın gazetelerin baş sayfalarına kadar her yerde her gün muhakkak akıllı sanal yaratık "Bebek" ile ilgili bir yazı, inceleme ya da bir haber çıkıyordu. "Bebek Tokyo üniversitesinin bilgisayar ağını göçertti", "Bebek New York borsasında görüldü", "Bebeğin Annesi kim?", ", "Bebek Interneti yok edecek mi?" ya da "Bebek fanatikleri yeni bir site daha açtılar, www.welovebaby.org". Bebek bir kahraman olmuştu. Üzerinde 0 ve 1'lerle oluşturulmuş bebek resmi olan bir tane baskılı t-shirt de oğlum almıştı. Görünce gülümsedim ama o isyankar bir şekilde evde bir süre böyle dolaştı, gençlik işte. 

Bebeğin verdiği zarar daha önce ki bilgisayar virüs salgınlarının çok ötesindeydi çünkü daha önce bahsettiğim nedenlerden deviremediği sistem yoktu. Öyle basit virüs koruma programları ile korunabilecek bir şey değildi. Zaten akıllı sistem yöneticileri Bebekle karşılaştıkları vakit çok kibar bir şekilde "Anne" olmadıklarını söylüyorlardı. Olur da Bebek kendi sistemlerinin kaynaklarından bir kısmını kullanmak istediğinde hiç ses çıkarmadan bir kısım kaynağı Bebeğe ayırıyorlardı çünkü ondan gerçekten çekiniyorlardı. Sinirlenirse sistemi bozup gidiyordu. Bir sistemi yeniden kurmak ise nereden baksanız uykusuz uzun geceler demekti. Hele yedeğiniz yoksa, yandınız! Bebeğin verebileceği tahribat onlar için öldürücü olabiliyordu çünkü gerçekten kindardı. Uzman pedagogumuzun dediği gibi, "bir bebeğin ahlaki değerleri yoktur". Bunun yerine haraç yerine geçecek bir kısım sistem kaynağını verip Bebeğe bulaşmamaya çalışıyorlardı. Bir bebekle başa çıkılır mı?

Ayrıca hemen, hemen bir çok sistemde içeride beşinci kol görevi görebilecek bir nöron bulunuyordu. Kendine çok güvenen akıllı sistem yöneticileri, Dante'nin İnfernosundan fırlamış gibi duran firewall kurup, kendilerini güvende hissetseler bile içerideki bir nöron, Bebek'ten aldığı talimatla ortalığı epey bir karıştırıyordu. 

Haklıydılar. Bebeğin gazabına uğrayıp tüm bir sistemi göçen sistem yöneticilerinin hikayeleriyle doluydu ortalık. Hepsi olmasa da bu hikayelerin büyük bir çoğunluğu doğruydu. 

Bu noktada artık Bebeğe dur demek gerekiyordu çünkü artık Internet için gerçekten tehlikeli olmaya başlamıştı. Internet ile ilgili birkaç uluslararası kuruluşun, büyük yazılım üreticilerinin ve hükümetlerin ön ayak olması ile bir Uluslararası ekip oluşturuldu. Dalında ne kadar uzman varsa topladık. Hepsi de en iyinin en iyisiydi. 
Hatta olur da işer yarar diye bir pedagog bile almıştık. Olur da Bebekle konuşup onu ikna ederdi. Yüz elli tane akıllı yetişkin, bir bebeğin peşindeydik. Tek eksik eleman katı bir dadıydı.

"Uluslararası Internet Güvenlik Komisyonu" gibi şaşalı bir adımız olsa da, aslında sadece iki görevimiz vardı.

Birincisi, Bebeği bulup yok etmekti. Bu en öncelikli ve acil olan görevimizdi. İkinci görevimiz ise, tabi eğer bulabilirsek tarihin bu ilk yapay zekasını incelemekti. 

Ekibin koordinatörü ise bendim. Yani patrondum. 

Uzun masaların başında saatlerce nasıl Bebeği yok edeceğimizi tartışırken (aslında ben yapay zeka programının sonlandırılması demeyi tercih ediyorum, sonuçta bir bebek katili değilim) her gün onlarca Bebek vukuatı raporu geliyordu. 

Devamı kitapda...

 

Mehmet Emin Arı 
 

 
[oykuler/denem.htm]

setstats