Reenkarnasyonun en tatsız tarafı, her yeniden doğuşta karma puanınızı hesaplatmak için Karma Değerlendirme ve Hesaplama
Merkezine (KDHM) uğramaktır. Merkezin ancak bir solucanla yarışabilecek ağır bürokrasisi ve kırtasiyeye olan şehvetli düşkünlüğü,
yaşayan her varlığı canından bezdirse de maalesef yüz bin yıldır hala aynı sistem devam edip gitmekte. Bütün bunlar yetmezmiş gibi
Karma merkezinin çalışanlarının işi ağırdan almaları, ukalalıkları ve beceriksizlikleri insanı her zaman çileden çıkarır. Bir kurbağa
olarak başladığım karma kariyerimde, her yeni reenkarnasyonda karma puanımı hesaplatmak ve yeni yaşamımı belirlemek için
merkeze gittiğimde muhakkak bir sorun yaşarım. Eh elbette bu seferde durum farklı değildi.
1964 yılında karma kariyerimin 23. yaşamını tamamlayıp öldüğümde yeni bir reenkarnasyon için beklememi söylemişlerdi. Bir ruh
olarak iki yıllık sıkıcı bir astral beklemeden sonra beni çağırdıklarında epey heyecanlanmıştım. Acaba karma puanımı bu yaşamımda
orta çaplı, ekonomik bir nirvanaya erebilecek kadar yükseltebilir miydim? 1903 yılında başladığım ve 1964 yılında biten son
yaşamımda Finlandiya’da yaşayan kendi halinde bir çiftçiydim. Hesaplarıma göre bu son yaşamımda 213 karma puanı elde etmiş
olmam gerekiyordu. Daha önceki birikmiş 1348 karma puanımı da buna eklersek toplam 1561 karma puanım oluyordu. Eh bu
yaşamımda da 250 puan daha toplarsam ekonomik model nirvanaya erebilir ve reenkarnasyonumu sonlandırabilirdim ya da kaçtır
hayalini kurduğum huzurlu bir ev kadını yaşamını elde edebilirdim. Ama nerde! Her zamanki gibi evdeki hesap karma merkezine
uymadı tabi ki.
Bana söylenen günde Karma merkezine gittiğimde ilk gözüme çarpan uzun kuyrukların kalkmış olduğuydu. Bankoların boş olduğunu
sanıp birine yöneldiğimde yanıldığımı hemen anladım. Meğer bu sefer dünyadaki bankalar gibi aptal bir makineden sıra numarası
almam gerekiyormuş. Yine de gelişme gelişmedir, en azından bu sefer uzun süre kuyrukta ayakta beklemem gerekmiyordu. Kurbağa
olarak öldükten sonra karma merkezine geldiğimde inanmayacaksınız ama tam tamına üç saat ayakta beklemiştim. Bu arada
belirtmeden geçemeyeceğim, kim ne derse desin yaşadığım varolma biçimleri arasında en keyifli olanı kurbağa olmaktır. Bütün gün
ılık suyun içinde tembel tembel oturmak ve milyonlarca çocuğa sahip olmak harika bir şey. Bu yüzden sanırım, ne zaman bir sinek
veya su birikintisi görsem hemen heyecanlanıyorum.
Oturduğum yerde sabırla sıranın bana gelmesini beklerken yanımdaki iki kişiyle kısa süre sohbet ettim. Siz benim kişi dediğime
bakmayın, sağımda oturan ruh en son dünyaya geldiğinde bir inekmiş. Zaten bunu söylemese de üstüne sinmiş ot ve tezek kokusu
onu fazlası ile ele veriyordu. Ondan önceki yaşamında ise azılı bir haydut olduğunu, negatif karmadan dolayı inek olarak geldiğini
yana yakıla anlattı. Dediklerine bakılırsa, kendisi bir önceki yaşamında aslında dedikleri gibi bir haydut değil zenginden alıp fakire
dağıtan bir tür Robin Hood imiş ama gel gör ki kalın kafalı karma memurları bunu bir türlü anlamamış. “Bu yüce” aktarma işleminde
elbete kendisi bir miktar komisyon alıyormuş ama nedense komisyon miktarını söylemekten kaçındı. Daha sonra da yeşil otlaklar ve
berrak su içtiği yalaklar hakkında uzun ve sıkıcı bir monologa başladı. Onu dinler gibi yapsam da aslında önümdeki not defterinde
karma puanımı yeniden hesaplıyordum. Eğer standart karma hesaplama cetvelindeki yazılanlar doğruysa benim hesaplarım da doğru
olmalıydı. Notlarımı tekrar gözden geçirdim;
Yapılan işlem
Karma puanı
Yaralı bir köpeğin kurtarılması
3
Komşu hasta iken işlerini görmek
4
Köyün okulunun boyasının yapılması
2
İşte liste böyle uzayıp gidiyordu. Elbette “Komşu uzakta iken karısıyla ilgilenmek” gibi negatif karma puanlarım da vardı ama
onlardan burada bahsetmek istemiyorum. Sevgili inek arkadaşım kaliteli otun hangi otlakta bulunacağından bahsederken karma
hesaplarımı kontrol etme işini bitirmiştim. Gülümseyerek bekleme arkadaşıma dönerek, “Ah! Evet kaliteli otlar. Aslına bakarsanız
benim ilgi alanım kaliteli sineklerdir, şöyle iri ve etli sinekler” dedim. Bir zamanlar inek olan arkadaşım yüzünü ekşitti ve tanrıya
şükürler olsun ki sustu.
Tam bir huzurlu sükunete kavuşacağımı umar iken, bu sefer de yanımdaki diğer ruh konuşmaya başladı. Anlaşılan o ki çaktırmadan
karma hesaplarıma göz atmış.
“Ne kadar ayrıntılı hesap ederseniz edin onlarınki ile tutmuyor, geçen gelişimde nereden bulmuşlar ise eksi 25 karma puanı çıkardılar.
Soyguncu bunlar” diye söylendi. Bir önceki yaşamında ne olduğunu sormaya çekindim çünkü bataklık kokuyordu. Sanki kafamın
içindekileri okumuş gibi “ben bir timsahtım” dedi. “Ondan önce neydin” diye sorma gafletinde bulundum. Sevgili ruhumuz azılı bir
katilmiş ve üzülerek belirttiği gibi Japonya’da idam edilmeden önce 12 leşi varmış. “Bir daha hiç sinirlenmeyeceğim” diye dediğine
bakılırsa bataklık hayatı epey öğretici olmuş. Timsah olarak da sadece dört pozitif karma puanı biriktirmiş, onu da ağzına giren
kuşları yemeyerek yapmış. O kuşların timsahların dişlerini temizleyerek asıl karma puanını aldıklarını söyleyip onu üzmek istemedim.
Gözümü tavana dikmiş, sevgili timsah ruhun anlattığı sıkıcı bataklık hikayelerini dinlerken birden benim numaram okundu. Tanrım
sonunda sıra bana gelmişti. Hemen koşarak boy hizasındaki panellerle birbirinden ayrılmış bir ufak büroya girdim. Ben ne kadar
heyecanlıysam, karşımda duran karma memuru bir o kadar soğuk ve bezgindi.
Kafasını kaldırıp bana bakma zahmetine girmeden, “kutsal ruh Torembe siz misiniz?” dedi.
“Evet” dedim heyecanla. O ise hiç umursamadan başıyla koltuğu göstererek “oturun” dedi. Kahrolası karma memurları demek
isterdim ama bu da karma puanıma eksi puan olarak yansıyacağı için sustum.
Devamı kitapda...
Mehmet Emin Arı