Kuantum sevgilim

 
               

“Kuantum mekaniğini kimsenin anlamadığını rahatlıkla söyleyebilirim”
Richard Feynman


Sevişme sonrasının mutluluğu ve rehaveti içinde sıcak yatağın içinde hayranlıkla ona bakıyorum. Bir kedi gibi usulca, zarif ama kararlı hareketlerle yataktan kalkmasını, ayakta biraz dikilip etrafa göz gezdirmesini, omuzlarına düşen dağınık saçlarını ve hafif kızarmış yüzünü izliyorum. Dar omuzlarını, mum ışığında parlayan tenini ve muhteşem vücudunu anlatmak için kendimce kelimeler bulmaya çalışıyorum, muhteşem, olağanüstü, tanrısal, şiirsel, seksi, baştan çıkarıcı, şeytani, melek gibi vs. ama nafile… Hiç biri onu anlatmak için yeterli değil, hatta bütün kelimeler bile. Vücudunun sanatsal hatlarında dolaşan bakışlarım huzursuzca bir kusur bulmaya çalışıyor. Yok… Hiçbir kusur yok. Pek başarılı olamasam da içimden “Muhakkak vardır, ben göremiyorumdur” deyip kendimi avutmaya çalışıyorum. Sonradan zihnimin perdesinde oynatmak için her hareketini kafamdaki hayali kamerayla kaydediyorum: işte adım atıyor, sırtında keskin bir çizgi beliriyor, eğiliyor göğüsleri biraz daha dikleşiyor vs. vs. 

O ise üstüne giyecek bir şeyler bulma telaşında, ne beni ne de üstüne kilitlenmiş bakışlarımın farkında değil. Aramaktan sıkılıp benim gömleğimi üstüne geçiriveriyor ve sonra bana bakıyor. Yüzünde sevecen bir gülümseme, tıpkı kırda papatya görmüş gibi. Öyle demişti ya, tanıştığımız zamanı anlattığında. Kendimi en fazla dikensiz kaktüs gibi gördüğümden papatya olmayı bir türlü kabullenememiştim ama işte beni ilk gördüğünde, kırda papatya görmüş gibi hissetmiş. 

“Papatya mı? Ben mi?”
“Hayır hayır, seni görünce kırda yürürken papatyaları gördüğüm zaman hissettiğim duygunun aynısını hissettim”
“O halde ben bir papatyayım” dedim elimle abartılı bir şekilde kendimi göstererek. 
Hemen itiraz ediyor, “Papatya değilsin, benim için papatya gibisin”. Daha dün bunları konuşmuştuk, ne garip. 

“Karnım acıktı, bir şeyler yapacağım, sen duş al istersen” diyor. Bu şefkatli uyarı ile kendime geliyorum. Onu öpmek için yataktan hafifçe doğruluyorum, o ise çoktan kapıya doğru yönelmiş. Arkasından bakarak koridorda kaybolmasını seyrediyorum, sonra tekrar yatağa uzanıp tavana bakmaya başlıyorum. 

Ancak kendimin duyabileceği bir sesle “Gerçek olamayacak kadar mükemmel” diyorum. Yan dönüp yastığa sinmiş kokusunu içime çekiyorum. Yastıkta kalmış tek bir tel saçını sanki kırılacakmış gibi alıp, ışığa tutup dikkatlice bakıyorum. Saç teli havada hafifçe kıvrılıyor, tek elimle düzeltip geriyorum ama bıraktığımda yine kıvrılıyor, hem de nezaketle. Evet, evet, nezaketle ve alabildiğince zarif. Tanrım, bir insanın saçının teli bile bu kadar mükemmel olabilir mi? Aşkın sarhoşluğu ile ben mi abartıyorum yoksa.

Kafamın içindeki şeytan sanki bu fırsatı bekliyormuş gibi konuşmaya başlıyor, “gerçek olamayacak kadar mükemmel, o bir insan değil, bir tanrıça ya da…”. Şeytanımı hemen susturuyorum ama çok sürmüyor. 

“O bir insan olamaz, hiçbir kadın bu kadar mükemmel olamaz”

Hoşnutsuzlukla yüzüm asılıyor. Sonra da gülümsüyorum. Adem ve Havva’dan bu yana sevgilisinden, eşinden şüphelenen milyonlarca erkek olmuştur ama ben sanırım tarihte bir ilkim. Keşke beni sevip sevmediğinden ya da başka bir erkek olup olmadığından şüphelenseydim. O zaman her şey ne kadar da kolay olurdu. 

İki ay önce bir partide tanıştığım ve tanıştıktan sonraki iki saat içinde hayatımın kadını olduğuna kesin karar verdiğim kadın mutfakta benim için yiyecek bir şeyler hazırlarken hain ve kötü ben, onun insan olup olmadığından şüpheleniyorum. Ne olduğunu bilemediğim bir şarkıyı mutfakta mırıldanmaya başlıyor, onun ninniye benzer sesini duyunca vicdan azabım daha da artıyor. “Artık bu saçmalığa bir son ver” diye kendime kızıyorum, yataktan doğrulup sersem adımlarla banyoya gidiyorum ama kafamda yine aynı soru;

“O bir insan mı?”

----0----

“İnsan değilse o halde bir protein lapasıdır” diyor arkadaşım umarsızca, sonra da arsızca gülüp önündeki tabaktan bir tane daha kiraz alıp ağzına atıyor. Soruma hiç düşünmeden cevap vermesi beni kızdırıyor. 

“Protein lapası mı? O nedir ki?” diyorum şaşkınlıkla. 

“Bir söylenti, muhtemelen bir şehir efsanesi. Ortalıkta dolaşan söylentilere göre Yeni Gelecek firmasının başkanının son marifeti, daha doğrusu onun kuğu şarkısı”

“Kuğu şarkısı mı? O da ne?” 

Arkadaşım cahilliğimden sıkılmış olacak ki her zamanki ukalalığı ile uzun bir açıklamaya başlıyor; “Kuğular ölmeden önce en güzel ve en uzun şarkılarını söylerler. Bir sanatçının ölmeden önce en son yaptığı muhteşem esere de kuğu şarkısı derler”

“Şu Başkanın kuğu şarkısı da neymiş?”

“Dediklerine bakılırsa Don Juan‘ı bile nikah masasına oturtabilecek mükemmellikte bir kadın, çok güzel çok çekici, çok akıllı ama aslında robot tabi, yine de gerçek bir kadından farkı yok, şey hariç... eeee”

“Ne hariç?”

“Başkan’ın sevgili kızının bilinci yokmuş, karnı acıkmıyor, karnı acıkmış gibi yapıyor, ağlamıyor, ağlıyormuş gibi yapıyor vesaire vesaire, bu yüzden protein lapası adını takmışlar. Eh bu kadar kusur kadı kızında da olur di mi?”

“Yani mükemmel bir robot”

“Eh… Öyle de diyebiliriz ama evdeki hizmetçi robotunla karıştırma, bunda mekanik aksam yok, mikrochip yok, yağlama ve bakım derdi yok, her şeyi ile tıpatıp bir insan, dediğim gibi sadece duyguları ve bilinci yok”

“Turing polisini atlatabilir mi?”

“Hadi dostum, bunlar sadece spekülasyon, şehir efsanesi, biri uyduruyor diğerleri inanıyor”

“Turing polisini atlatabilir mi?” diye sorumu tekrar ediyorum.

“Eğer böyle bir şey varsa atlatabilir. Turing polisi dedin de aklıma geldi, geçen hafta Turing polisi ormanda dolaşan üç insanı sahipsiz robot diye yakalamış, adamlar o kadar salaklarmış ki Turing polisi onları robot sanmış” 

“Yeni gelecek firması gerçekten böyle bir robot yaptı mı acaba?”

Arkadaşım hemen itiraz ediyor, “Elbette hayır, Robot Konseyi değil protein lapasını yapmayı, bu konuda araştırma yapmayı bile yasakladı, hem zaten en büyük tesisleri dört ay önce yandı, Başkan da iki ay sonra kahrından öldü”

“Belki Başkan ölmeden önce gizlice şarkısını söylemiştir, şu kuğu şarkısını” dedim şüpheyle.

“Çok düşük ihtimal olsa da olabilir”

“Peki diyelim ki Yeni Gelecek firması bayan mükemmeli yarattı, Turing Polisinin tüm testlerinden geçebilir o zaman, değil mi?”

“Eğer varsa evet, hatta Turing Polis şefi bile olabilir. Bak, geçen yanında gördüğüm o nefis şeyin robot olduğunu düşünüyorsan ben memnuniyetle onun sahibi olabilirim, Saba Melikesi ile Madame Curie karışımı bir şey o” diyor arkadaşım her zamanki arsızlığı ile ve kendi yaptığı espriye gülüyor. 

Ama ben gülemiyorum, sadece kaygıyla ona bakıp iç geçiriyorum. 
--------0---------

Sonraki günler benim için büyük bir mutluluk içinde geçti. Bayan mükemmel ile saatlerce konuşuyoruz, saatlerce sevişiyoruz ve dakikalarca gülüyoruz. Bir erkek başka ne isteyebilir ki? Rusların neden hep hüzünlü olduklarına dair hiç duymadığım teoriler hakkında uzun uzun konuşuyor ama geçmişiyle ilgili tüm soruları geçiştiriyor. Bu gizemli hali şüphelerimi, kafamda dolaşıp duran soruları daha da arttırıyor. Durduk yerde ona “Sen insan mısın yoksa bir protein lapası mı?” diye sormak istiyorum ama açıkçası cesaret edemiyorum. Biliyorum, böyle bir soru sorarsam kapıyı çekip gider ve bir daha da onu göremem.

Onunla çok mutlu olmama rağmen onun gerçekten bir insan olduğundan emin olmalıyım. Belki de arkadaşımın dediği gibi bunu umursamamalıyım ama o bir insan değilse çok kaliteli bir şişme bebekten başka ne olabilir ki… Sahte bir insan, sahte bir aşk!

Ne tuhaf, onun kusuru kusursuz olması. Beni rahatsız eden ama önemsemeyeceğim bir iki hatası olsa, ne bileyim yemekten sonra hafif geğirse, ya da olmadık yerde kapris yapsa, usturuplu bir küfür etse bu berbat şüphe hiç aklıma gelmeyecekti. Onun insan olup olmadığını öğrenmedikçe içim rahat etmeyecek.

Ama nasıl? Uyduruk bir metal detektöründen pek farkı olmayan Turing polisinin kullandığı robot detektörünün işe yaramayacağı kesin. Her şeyi bilene sormalıyım. 

-------------0---------------

Ana netteki araştırmalarımda arkadaşımın söylediklerinden farklı bir şey bulamadım. Anlaşılan o da buralardan öğrendiklerini bana satmış. Forumlarda dolaşan bir sürü iddia var. Dediklerine bakılırsa, Yeni Gelecek firması gerçekten de bayan mükemmeli yaratmış. DNA harmanlaması ile 4356 insan genomeninden alınan parçalarla (çok iddialı bir rakam) mükemmel genetik sekans elde edilmiş, daha sonra da RNA öykünücüsünde protein lapası olarak ortaya çıkmış. Sonrası için ise spekülasyon çok. Bayan mükemmel RNA öykünücüsünden çıktığında IQ’sü sıfırmış. Nöron yüklemesi işini anlayamadım, dediklerine göre nöron bağlantıları ve sinaps geçişleri için manyetik odaklı noktasal ayrıştırıcı kullanmışlar ve beynine insan olmayı yüklemişler (sanki insan olmak bir bilgisayar programı). Ama tabi bilinç yok. 

Robot Konseyi olaya el koymadan, Başkan büyük eserinin yabancı ellere geçmemesi için, laboratuarı kendi eliyle yakmış. Oldukça şüpheli bir kimyasal patlamadan kaynaklanan yangın sonucunda laboratuar ve tüm kayıtlar yok olmuş. Yangın dışında iddiaları kanıtlayacak hiçbir delil yok. Yine de spekülasyonlar bitmek bilmiyor. Başkan yangından önce Opus Magnum’unu kaçırmış, böylece Robot Konseyi’nin sevgili kızını parçalara ayırmasına engel olmuş. 

Bir zamanlar Yeni Gelecek firmasında çalıştığını iddia eden biri (işinin ne olduğunu söylememiş) böyle bir şey olmadığını, Başkan’ın şaka olsun diye söylediği “Bir gün mükemmel kadını yaratacağız, hatta çok zor olsa da az konuşmasını bile sağlayacağız” cümlesinin fazlasıyla ciddiye alındığını ve bütün söylentilerin buradan çıktığını söylemiş. 

Bir başka forumda ise kadının varlığı değil, böyle bir kadın olsaydı onun protein lapası olup olmadığının nasıl anlaşılacağı hararetle tartışılıyordu. Onlar da benim gibi bildik Turing Polisi numaralarının işe yaramayacağını baştan kabul etmişlerdi. İsmini ünlü bilim insanı Alan Turing’den alan Turing polisi standart robot taramasının ilk basamağında, bildik bir metal detektörü ile robot olduğundan kuşkulandığı insanlarda metal arıyor. Daha sonrada standart Turing testini uyguluyor. Testi o kadar karmaşık hale getirmişler ki, neredeyse bir bilgi yarışmasına dönmüş. Arkadaşımın dediği şaka değilmiş, bazı insanlar gerçekten Turing testinden geçemiyorlarmış, allahtan holografik DNA örnekli, onaylı doğum belgeleri varmış. 

Herkes kendince bir Turing testi uydurmuş. Protein lapasını ince dilimlere ayırıp mikroskop altında “yapım hatası” aramak gibi kanlı yollardan tutunda ona duygusal film izlettirip ağlayıp ağlamadığına bakmak gibi naif metodlara kadar bir çok ilginç öneri vardı. Bütün bu saçmalık arasında sadece biri dikkatimi çekti;

“Protein lapası herkesi kandırabilir ama fotonları kandıramaz” diye başlayan yazı, bilincin varlığını anlamak için kuantum mekaniğini, daha doğrusu kendince şaşmaz bir bilgelik taşıdığına yürekten inandığı fotonları yardıma çağırıyordu. Quantumlover adlı bir kullanıcı tarafından kaleme alınmış, diğerlerinden farklı ve özgün bu yeni Turing testi hemen ilgimi çekti, heyecanla okumaya başladım. 

“Gözleninceye kadar hiçbir şey gerçek değildir! Gözlemi olanaklı kılan ise bilinçtir. İşte bu yüzden Kuantum dünyasında gerçekliği sağlayan gözlemcinin varlığıdır. Gözlemciyi bu kadar önemli yapan ise onun bir bilince sahip olmasıdır. Gözleninceye kadar, yani bilinç devreye girinceye kadar her şey bir olasılıklar toplamıdır, gerçek değildir.”

Klasik bilimde deneyden bağımsız (ve tabi ki önemsiz) gözlemcinin birdenbire kral oluvermesi açıkçası hoşuma gitmişti. İtiraf etmekte zorlansam da bu sanırım egomu okşamıştı. Quantumlover yazısında gözlemcinin rolünü daha da ileri götürmüştü.

Devamı kitapda...

Mehmet Emin Arı

 
setstats