Öykü güzel olsun diye...

                    
               

 


Evimin kendi sakinliği içinde bir akşam vaktiydi. İşten gelmiştim, yemeğimi yemiş ve en önemlisi de iki günlük bulaşığımı yıkamıştım. Çay ocağın üstünde sakin bir şekilde demleniyordu ve ev sıcaktı. Mutfaktan tomurcuk kokusu yayılıyordu. İnsan hayattan başka ne isteyebilir ki?

Kanepeye uzanıp, elimde uzaktan kumanda televizyona bakmaya başladım. Mutsuz Ally McBeal yine bir adamdan hoşlanmıştı. Bunu hep yapıyor bu hatun, yine de sıkıcı. Acaba Discovery kanalında güzel bir şey var mı? Uzayla ilgili bir belgesel çayın yanına iyi gider değil mi? hızla kanalı değiştirdim. Kanepeye iyice yerleştim, ayaklarımı iyice uzattım. Televizyon izleme pozisyonu aldım. Nedense göz kapaklarım ağırlaşmaya başladı. Biraz uykum gelmişti. Çay oluncaya kadar şöyle azıcık kestirsem ne güzel olur..

Tam dalmak üzereyken birden kapı çalındı. Akşamın bu vaktinde kim ola ki? Kapıcı Müslüm servisi çoktan yaptı, komşum albayım telefon etmeden ziyarete gelmez. Telefon etmeden çat kapı gelecek arkadaş da yok. Kim ki bu saatte? Merak içinde kapıyı açtım. 

Karşımda yaşlıca bir kadın vardı. Aslında kırk yaşlarındaydı, çok hastaydı bundan belki yaşlı görünüyordu. Üstünde berbat pembe bir sabahlık ve esofmanlar vardı. Üstüne sinmiş hasta kokusunu rahatlıkla alabiliyordu. Yeni bir komşu mu? Apartmana da kimse taşınmadı ki bu aralar. Ne istiyordu?

"Buyurun" dedim merakla.

Ayakta zorlukla duran kadın "Mehmet Emin Arı siz misiniz?" dedi.

Şaşkınlıkla, "evet benim buyurun, siz kimsiniz?" dedim. 

Kadın biraz sallandı, ayakta zor duruyordu. "İçeri gelebilir miyim?" dedi. 

"Tabi buyurun" dedim. Kenara çekildim. 

Kadın zorlukla yürüyerek içeri geçti, ayağındaki terlikleri çıkarmadan oturdu. Demek evin pis olduğunu herkes biliyor. Karşısına geçip oturdum. Şaşkınlıkla bu davetsiz misafirime bakmaya başladı. Kimdi bu kadın? Beni nereden tanıyordu?

"İyi misiniz?" dedim.

Başını evet anlamında hafifçe salladı. Bir süre karşılıklı sustuk. İyice meraklanmıştım. 

"Siz kimsiniz, beni nereden tanıyorsunuz?"

Kadın önce derin bir nefes aldı ve hırıltıyla geri verdi. Gözlerini kapadı ve sonra tekrar açtı. 

"Su rica edebilir miyim?" dedi. 

"Tabi" dedim ve hemen koştururak mutfaktan su getirdim, kadına uzattım. Allahtan temiz bardak vardı.

Bardağı iki eliyle tuttu ve zorlanarak yudum yudum içti. Onu daha önce hiç görmemiştim. Bundan emindim. İsim konusunda kötü olan hafızam yüzler konusunda yanılmazdı. Kendimi o kadar zorlamama rağmen kim olduğuna dair aklıma en ufak bir fikir gelmiyordu. Suyu bitirdi ve bardağı bana uzattı. 

"iyi misiniz?" dedim tekrar kaygıyla. 

"evet, şimdi daha iyiyim" dedi. Bardağı elinden aldım, sehpaya koydum. Meçhul misafirim dikkatle odaya bakmaya başladı. Uzun zamandır merak ediyor gibiydi sanki. O odaya bakarken ben de ona bakıyordum. Birden gözü bilgisayara takıldı. 

"Bütün öykülerinizi bunda mı yazıyorsunuz?" dedi çocuksu bir merakla.

"Evet, hepsini burada yazıyorum" dedim.

"Kalem kağıt kullanmaz mısınız?"

"Nadiren, pek tarzım değil. Neden soruyorsunuz bunları"

Kadın sorumla ilgilenmeden ipte asılı duran kağıtlara baktı. 

"Yeni öyküler sanırım" dedi gülümseyerek. Anlaşılan ipte asılı duran kağıt fikri onun da hoşuna gitmişti. 

"Evet" dedim gülümseyerek. Aklım tekrar aynı soruya döndü, "kimdi bu kadın? Yazılarımı niye merak ediyordu? Hasta yatağından benimle tanışmak için gelen fanatik bir okur mu?"

"Beni de bu oda da mı yazdınız? Diğerleri gibi benim öykümü de ipe astınız mı?"

"Anlayamadım?" dedim şaşkınlıkla. 

Kadın sorusunu sakince tekrarladı. Bu sefer hesap sorar gibi yüzüme bakıyordu. 

"Beni de bu odada ve bu dağınık masanın üstünde duran bilgisayarda mı yazdınız?"

"Sizinle ilgili bir şey yazdığımı hatırlamıyorum" dedim. 

Kadın öksürmeye başladı. Sanki ciğerleri sökülüyor gibiydi. Telaşlandım ama Allahtan hemen kendine geldi. 

"Emin bey, ben sizin "İtalyan Usulü boşanma" adlı öykünüzdeki ölen kadınım. Kocam sekreteri ile olmak ve mirasıma konmak için beni öldürmek istiyordu. Hatırladınız mı?"

Yüzümde aptalca bir gülümseme yayıldı. Bu kötü bir şaka olmalıydı. Okurların öyküleri ciddiye aldığını hatta onları gerçek sandıklarını biliyordum ama kahramanların yerlerine geçmek isteyeceklerini daha önce hiç düşünmemiştim. 

"Öyküyü tabi ki hatırlıyorum. Ben yazdım. Ama o sadece bir öykü, benim hayal ettiğim, kurguladığım ve sonra yazdığım. Oysa siz gerçek bir insansınız, o kadına benziyor olabilirsiniz ama o kadın değilsiniz? Herhalde kendinizi onun yerine koydunuz. Onunla ortak noktalarınız mı var?" dedim alaycı bir ifadeyle. 

Kadın yüzünü buruştururak bir süre bana baktı. Anlayışsızlığım onu hayal kırıklığına uğratmış gibiydi. Sonra bakışlarını tavana çevirdi. Söyleyeceklerini aklından geçiriyordu sanırım. Derin bir nefes aldı. 

"Bakın Emin bey, bütün yazarlar yarattıkları kahramanların sadece kafalarında olduklarını sanırlar" dedi ders verir bir tavırla.

Çok basit bir gerçeği tekrarladığımı göstermek için ellerimi iki yana açarak, "Başka türlü nasıl olabilir ki? Karamozof kardeşler nüfusa kayıtlı değil, biliyorsunuz" dedim. 

Hiç oralı olmadı. "Hayır, hayal ettiğiniz, düşündüğünüz, kurguladığınız ve yazdığınız her şey başka bir evrende gerçek oluyor. Bütün diğer kahramanlar gibi ben de o evrende yaşıyorum. Siz düşününce biz oluyoruz"

Başka bir evrenin Tanrısı olduğum fikri ilk başta hoşuma gitti. Gülümsedim. Yine de tüm faturalarını her zaman gecikmeli ödeyen biri olarak bu benim için fazlasıyla büyük bir sorumluluktu. Hem Tanrı olamayacak kadar da tembelim. 

Esrarlı misafirim kendinden o kadar emin görünüyordu ki. Hiç kıpırdamadan bana bakıyordu. Tamam, tabi ki ya, şimdi buldum! Bu bir rüya, evet bir rüya. Tıpkı filimlerde olduğu gibi. Gözlerim kapandı ve uykuya daldım. Şimdi bir rüya görüyorum. Yazdığım öykülerdeki kahramanlardan biri gerçeğe dönüşüyor. Birazdan uyanacağım ve her şeyi gülümseyerek hatırlayacağım. 

"Bunun bir rüya olduğunu düşünüyorsunuz ama yanılıyorsunuz" dedi kadın. Sonra tekrar öksürdü.

"Aklımdan geçenleri nereden biliyorsunuz?" dedim şaşkınlıkla. 

"Bilmeme ya da okumama gerek yok, ben zaten sizin aklınızdan geçen bir şeyim" dedi yine kendinden emin bir tavırla. 

"Peki nasıl gerçeğe dönüştünüz? O hayali evrenden bu odaya nasıl geldiniz? Sakın yürüyerek demeyin"

Kadın yarım bir şekilde gülümsedi. Üşüyormuş gibi sabahlığına sıkıca sarıldı ve tekrar tavana baktı. 

"Nasıl geldiğimi boşverin. Bunu size açıklayamam. Açıkcası ben de bilmiyorum. Sizden bir şey istemek için geldim."

"Ne istiyorsunuz?" 

"Lütfen o öyküyü tekrar yazın, bana sağlığımı ve kocamı geri verin. Beni öldürmeyin bu sefer. Yaşayayım ve mutlu olayım" dedi yalvarır bir ifadeyle. 

"Ama öykü çoktan yazıldı ve internette yayınlandı. Hem yeniden yazsam bile ne değişecek?" dedim. 

"Benim için her şey değişir Emin bey, siz yazarsanız diğer evren tekrar yeni bir biçim alır. Kocamı affedebilirim, beni öldürmek istemesine rağmen". Sesi yükselmişti. 

Şaşkınlıkla bakakaldım. Yazdığım öyküleri fazlasıyla ciddiye alıp, "bu öykü gerçek mi?" diyen garip okurlara alışmıştım ama kendi yarattığım öykü kahramanlarının canlanıp benden bir şeyler yapmamı istemeleri biraz fazla olmuyor muydu? Bu bir rüya, kesinlikle bir rüya. Kahramanlar canlanmazlar. Onlar hayali kişilikler. Sadece benim kafamın içinde onlar. Yazarlığı bıraksam mı? En iyisi mandıra işine girmek. Okurlardan ve öyküleri tekrar yazmamı isteyen kahramanlardan uzakta bir yerlerde, şöyle yeşillikler içinde. Evet, mandıra işi. Aklıma gelen bu fikir beni gülümsetmişti. 

"Beni neden öldürdünüz Emin bey?" diye sordu birden. Sanki onu cami avlusuna bırakmış kötü bir baba gibi baktı bana. 

"Öykü güzel olsun diye" dedim sıkıntıyla.

Büyük bir hayal kırıklığına uğramıştı. "Ah evet, tabi tek derdiniz bu, öykünün güzel olması ve sonunda okurlardan alkış almak değil mi? Kahramanların acıları ya da çektikleri hiç umurunuzda değil. Öykü güzel olsun diye her şeyi yaparsınız değil mi Emin bey?"

"Tabi ki, bundan daha doğal ne olabilir ki? sonuçta ben bir yazarım amacım da güzel şeyler yazmak. Kahramanlar gerçek değil, hepsi hayal ürünü. Acıları da mutlulukları da gerçek değil. Sanki acımasız bir Tanrıymışım gibi bana nasıl hesap soruyorsunuz anlayamadım" dedim sakin bir sesle. Şimdi de hesap soruyor, bu kadarı da fazla ama. . 

"Bizler sizin hayalinizin birer ürünüyüz, doğru ama gerçeğiz, başka bir boyutta, başka bir zamanda" dedi. Sonra birden bağırdı, "hala niye anlamıyorsunuz? Yazdığınız her şey gerçek!".

Sonra yeni bir öksürük krizine girdi. Elindeki bardağı bana uzattı. Mutfaktan su getirmek için fırladım. Alelacele musluktan su doldurup odaya geri döndüm. Sinirlerim gerilmişti. 

Kadın yoktu. Elimde su bardağı şaşkınlıkla ayakta dikiliyordum. Nereye gitmişti? Buharlaşmış olamazdı herhalde. Olabilirdi de, sonuçta her şey benim gördüğüm bir rüyaydı.

"Gitti, boşuna aramayın" dedi bir erkek sesi arkamdan. 

Hızla geri döndüm. Elinde ufak bir puro olan adam şüpheyle bana bakıyordu.

"Siz de kimsiniz?" dedim.

"Onun kocasıyım. Öykünüzün baş kahramanı. Hani ölme ihtimali yüzde beş olan adam"

"Bir sen eksiktin" diye geçirdim içimden.

"Böyle söylemeyin. Ben olmasam öykü olmazdı. Ayrıca size teşekkür ederim."

"Ne için?" dedim. 

"tabi ki yüzde beş ölme ihtimali için. Öyküyü okuyan herkes ilahi adalet gereği öldüğümü sandılar, oysa siz öykünün sonunda buna dair kesin hiçbir şey demediniz. Sonuçta diğer evrende, şu anda güzel ve seksi sekreterimle gayet mutluyum. İsteseydiniz beni öldürebilirdiniz. Öyküye sadece ufak bir cümle ekleyerek."

"Öldüğünüzü söylemedim ama ölmediğinizi de söylemedim. Öykünün sonu açıktı" dedim. Bu adamdan hoşlanmamıştım, çok hesapcı ve sinsiydi. 

"Hadi Emin bey, hesapçı ve sinsi olmamı siz istediniz. Hem beni bu karakterle yaratıyorsunuz hem de yargılamaya kalkıyorsunuz. Haksızlık bu ama"

Haksızlık konusunda haklıydı. Sonuçta onu ben yaratmıştım. Sakinleşmeliyim, sakinleşmeliyim... 

"Sakinleşmenize sevindim. Neyse sizden bir şey rica edeceğim" dedi ve elindeki ufak purosunu kültablasında söndürdü. 

Kullarının isteklerine karşı anlayışlı bir amatör tanrı olarak sıkıntıyla sordum.

"Ne istiyorsunuz?"

"Aslında bir şey istemiyorum. Öyküyü olduğu gibi bırakmanızı istiyorum. Tek bir bile cümlesini değiştirmeyin. Bu haliyle ben diğer tarafta oldukça mutluyum. Sekreteri gerçekten güzel yaratmışsınız, böyle harika bir dişi olamaz, hele o vücudu..." dedi gözlerini kısarak. 

"Peki karınız?" dedim ondan hesap sorar gibi. 

"Öyküdeki gibi ölsün her seferinde. Üç kişi mutsuz olacapına iki kişi mutlu olsun" dedi soğukkanlılıkla. 

Bu adamı öyküde öldürmeliydim diye içimden geçirdim. Tavrı çok küstahtı. 

"Öyle yapsaydınız öykü kötü olurdu Emin bey" dedi sırıtarak. 

"Beni kızdırma, oturur tekrar yazarım" dedim bağırarak. 

"tamam, tamam sakin olun ama unutmayın öyküyü değiştirirseniz kötü olur. Hem bizim öykümüzü değiştirirseniz sizin öykünüz de değişebilir?"

"Anlamadım?" dedim şaşkınlıkla. Bu ne demekti?

Adam keyifle gülümsedi. Üstünlüğü eline aldığı için neşesi yerine gelmişti.

"Hadi Emin bey! Siz oldukça akıllı bir insansınız. Nasıl olur da bu kadar basit bir gerçeği göremezsiniz?" 

"Neymiş o benim kaçırdığım basit bir gerçek"

Adam gülümseyerek bilgisayarın kasasına elini koydu ve yavaşça üzerinde elini gezdirdi. 

"Karısını öldürmek isteyen bir adamın hikayesini yazdığınız ve ben, karım, sekreterim ve hatta kayıbiraderim ortaya çıktı. Yani diğer evrende"

"Varsayılım öyle. Diğer evren saçmalığının doğru olduğunu kabul edelim. Peki basit gerçek ne?"

"Çok basit! Bir başka evrende, bisiklete binmeyi ve yemek yapmayı seven kısa boylu, seyrek saçlı ve göbekli bir yazarı yazan bir başka yazar vardır. Sizi de yazan biri var. O yazarın kafasında sizin öykünüz oluşmuştur ve tabi ki siz de, hatta bu oda ve bilgisayar bile"

"Saçma, tamamıyla saçma. Bu metafiziksel saçmalıklar beni ilgilendirmiyor" dedim. 

"Eh siz öyle diyorsanız benim diyecek bir şeyim yok. Neyse ben gidiyorum, öyküyü lütfen değiştirmeyin."

Yavaşça kapıya doğru yöneldi, ben de peşinden gittim. Dışarı çıktı ve dönüp bana gülümsedi. 

"İyi bir yazarsınız, her zaman öykünün iyi olması için yazın, kahramanları düşünmeyin" dedi. Öykü kendi aleyhine olacak şekilde bitseydi de aynı yazar etiğini savunur muydu acaba?

Kapıyı tutuyordum. Adam bir adım attı ve sonra birden tekrar geri döndü. 

"İnanın sizin öykünüz ne bilmiyorum. Ama sizde başka bir öykünün kahramanısınız bunu biliyorum" dedi.

Sonra merdivenlerden yavaşça indi. Doğru ya aklımdan geçenleri biliyordu. Karısının dediği gibi, o zaten benim aklımın ta kendisiydi. 

Merdivenden kaybolunca kapıyı kapadım. Açıkcası odaya gitmeye çekiniyordum. Kahramanlarımdan bir başkasını içerde miydi acaba? Bu sefer kimdi? Diğer Emin ve karısı Suna benden ev mi isteyeceklerdi? Umarım ileride topluca bayram ziyaretine gelmezler. 

İçeri geçtim. Allahtan kimse yoktu. rüya ya da gerçeklik atlaması, her neyse bu iş beni iyice tedirgin etmeye başlamıştı. Oturdum bir sigara yaktım. Olanları düşünmeye başladım. Bu sefer mandıra fikrini kafamdan hemen attım.

Öyküleri yazarken kahramanları hiç düşünmemiştim, bu doğruydu. Tek amacım öykünün iyi olmasıydı, bu da doğruydu. Ama kahramanların bir başka yerde gerçek olabilecekleri ve her okunduklarında öyküde anlatılanları tekrar tekrar yaşayacaklarını hiç düşünmemiştim. Böyle bir şey olabilir miydi? Çok saçma. 

Peki o dediği son şey. Benim öykümü yazan diğer yazar? Gözümü kapadım.Önünde kalem kağıda bir şeyler yazan birini hayal ettim. "Bir gün canı çok sıkılan Emin öykü yazmaya karar verir" diye bir şeyler yazdığını düşledim. Peki o benim mutluluğumu düşünüyor muydu? Tabi ki bir yazar olarak onun da tek derdi öykünün iyi olmasıydı. Belki öykü güzel olsun diye beni şöhret yapardı ya da intihar etmemi sağlardı. Kimdi benim yazarım?

Üffff, çok saçma. Okurlarım gibi paranoya yapıyorum. Yok böyle bir şey. 

Telefon çaldı. Gözümü açtım. Evet sonunda rüya bitmişti. Arayan Annemdi, "yarın Babanla bir şeyler göndereceğim" dedi. Taze fasulye yapmış, ister miyim? Tabi Anne dedim. Kafam hala karışıktı. Sesimdeki garipliği hisseden Annem, "iyi misin?" dedi. "İyiyim, iyiyim, bir sorun yok".

Telefonu kapadıktan sonra mutfaktan tıkırtılar geldiği duydum. Çay! Zıplayarak mutfağa gittim. Çaydanlığın altındaki su neredeyse bitmek üzereydi. Hemen su ekledim ve odaya döndüm. Kül tablası tıka basa dolmuştu. Oldukça pis görünüyordu. Boşaltmak için tekrar mutfağa döndüm. Çöp tenekesini ayağımla açtım ve içindekileri döktüm. Birden izmaritlerin arasında ufak puroyu gördüm. Ufak kahverengi ucu hala ıslaktı. Gülümsedim. 

Yazarlık gerçekten tuhaf bir iş...

"İtalyan usulü boşanma" öyküsünü okumak istiyorsanız tıklayın

 

 

Mehmet Emin Arı