|
Bilimkurgu öyküler için lütfen
tıklayın>>> |
|
Kuyu
Kabile uzun göç yolundan
sonra coşkulu nehrin kenarına geldiğinde kuyu zaten
oradaydı. Onlar için en önemli olan kıvrıla, kıvrıla
akan berrak nehir ve etrafındaki bereketli topraklardı.
Zaten kuyuyu yerleştikten epey sonra fark etmişlerdi çünkü
kuyu hep yaptığı gibi kendini gizlemişti.
|
|
Acem Özrü
Gecenin kör karanlığında,
bin bir güzelin ve bir şahın yaşadığı muhteşem sarayın
önündeki yalın kılıçlı nöbetçiler, ateşten yaratılma
cinler ve halıcı Nesiri dışında, Acem tahtının sahibi
şah, tüm bir ordu, beşikteki bebek, eşikteki köpek, kadınlar,
erkekler ve Allah'ın kullarını yoldan çıkarmakla görevli
Şeytan olmak üzere, Rabbin tüm mahlukatı Tahran'da derin
bir sessizlikte uyuyordu. |
|
Ben
yine gelirim, senin çok sevdiğin papatyalarla
"Ben arada otları sökerim.
Haftada bir sularım" diyor adam. Gözü, cebimden çıkardığım
cüzdanımda.
"Ben arada uğrarım, sen ilgileniver" diyorum.
Bir onluk çıkartıp adama uzatıyorum. Adam
"Tabi beyim" deyip parayı kapıyor. Bir şeyler
daha söylüyor ama ben duymuyorum. "Hoca ister
misiniz? Yasin okur". |
|
O
gelen Yasemin değildi...
Yağmurlu bir Ankara öğleden
sonrasında buluştuğum o kadın Yasemin değildi. Kestane
saçları tıpkı Yasemin’inki gibiydi ama o kadın
Yasemin değildi. Onun saçlarına ikinci buluşmamızda
dokunmuştum. |
|
|
|
Gülistan
Yüzüstü çırılçıplak
uzanmış yatıyorsun yanımda. Tavşan uykusu seninki
biliyorum. Ağustos sıcağında zaman bile buharlaşıyor.
Buhurlar çıkıyor yirmi dört yaşındaki teninden.
Buhurlar doluyor odaya, birazdan yağmur olup yağacaksın.
|
|
|
|
An
Hafiflik diyordum kendi
kendime. Bak kaç zamandır konmamıştı üstüne. Hafiflik
diyorum kendi kendime. Nasılda uçurdu beni havalara . Ne
bir düşüncenin oku , ne de iç burucu bir kız güzelliği
beni vurabilir. |
|
|
|
Ah!
Alyosha..
Öylesine
alışıyorum ki yalnızlığıma. Alışmaya da alıştım
Alyosha! Bazen sonsuzluğa sessiz çığlıklar atsam da alışıyorum
yalnızlığıma. Evin kapısını hep anahtarla açarken,
bakkala bir ekmek derken, karanlıkta bir odadan tıkırtı
geldiğinde |
|
|
|
Evlenmek
isteyen kadın
Hep
kadınlar mı tacize uğrar, hayır bazen erkeklerde tacize
uğrar. Size başıma gelmiş bir taciz olayını anlatmak
istiyorum. Anlattıklarımın hepsinin doğru olduğuna... |
|
|
|
Tutkulu
aşk
Onu
ilk defa şehirdeki büyük mağazalardan birinin spor
reyonunda görmüştüm ve görür görmez deyim yerindeyse
tam anlamıyla çarpılmıştım. |
|
|
|
Erik
Ben
eriği çok severim. Özellikle yeşil can eriğini. Evli
bir arkadaşım var, o da yeşil can eriğini çok sever ama
karısı şapırdatarak erik yemesine sinir oluyormuş. Sanırım
evlilerin ortak kaderi bu, bir süre sonra bir çok şey
batmaya başlıyor. |
|
Bir
Trende
Aslında
hiç ama hiç bir sebep yoktu . Trenin o tıkırtılı kucağında
, o keyifli yolculuğun ortasında, durduk yerde bir şehirde
inivermek için hiç ama hiç bir sebep yoktu. Makul ve
olgun bir kadındı. Peki bu şehrin istasyonunda ne arıyordu? |
|
|
|
Zeytinyağı,
beyaz peynir, kekik ve ekmek
Seni seviyorum..
Bahçeyi
yola bağlayan tel kapıyı yine çocuksu bir telaşla, her
seferinde olduğu gibi yanlış yöne doğru açmaya çalışmanı
gülümseyerek izlerken bunu bir kez daha anladım.
Pencerenin kenarından sana bakıyorum. |
|
|
|
Kimler
geldi kimler geçti
en
güzeli
senin kadar sevilmedi
kimler geldi
kimler geçti
Var
mıydı senden güzeli? “Köftenin yanına soğan ister
misiniz abla?” diye soran kebapçı garsonunun gözlerindeki
hayranlık neyin şahidiydi? Senin güzelliğinin mi?
“Ayna
ayna, güzel ayna, söyle bana! Şu ağlayan adamın sevdiği
en güzel kadın kimdi bu dünyada? |
|
|
|
Bahçıvan
(masal)
İşittim
ki ey bahtı güzel şahım, bundan uzun yıllar önce emir-
ül mümin Halife Harun Resit'in kudretli ve adil yönetimi
altında bulunan dünyalar güzeli Bağdat şehrinde adı
El-Reşit olan bir bahçıvan yaşarmış. |
|
İtalyan
usulü boşanma
Karısını
öldürmek istiyordu.
Bu fikrin nasıl oldu da birdenbire aklına geldiğini
tam hatırlamıyordu. Arkadaşlarıyla birlikte erkek
erkeğe rakı içerken birinin şaka yollu İtalyan usulü
boşanmadan bahsettiği zaman mı aklına gelmişti? Saf
saf İtalyan usulü boşanmanın ne olduğunu sormuştu.
Üniversiteden beri pek kitap okumazdı. Kitap okumayı
pek sevmeyen mühendislerdendi işte. |
|
| Kırmızıyı
gören adam
Çalar saatin huzursuz
sesi ile gözünü açtı ve bir şey göremedi.
Bir ışık göremeyince erken uyandığını sandı.
Hala gece olsa bile, dışardan sızan ufak bir ay
ışığı ya da sokak lambası odayı çok az olsa da
hafif aydınlatırdı. Başını bilinçsizce pencerenin
olduğu yere doğru çevirdi. Daha nişanlıyken kumaşını
birlikte aldıkları ve karısının diktiği kırmızı
perdeleri gördü. Fakat onun dışında hiçbir şey
yoktu, sadece kırmızı perdeler, ne pencerenin
kenarları ne de başka bir şey vardı. |
|
Büyüklere
Masallar
Birinci masal: Çalışkan eşek
Kutsal
Mermor dağının zirvesinde bulunan altı köşeli bilgelik
taşını bulmak için yola çıkan aylak şair günlerden bir
gün yolda yürürken bir çalışkan eşekle karşılaşmış.
Eşek
epey uzunca bir kütüğün ucuna bağlanmış. Kütük de kütükmüş
ha!
|
|
Dünyanın
en pahalı domatesleri
Bahçe hortumunun bağlı
olduğu çeşmeyi yavaşça kapadı. Bir ara doğruldu,
bel ağrısının geçmesini bekledi ve sonra tekrar eğilip
çeşmeyi iyice kapadı. Bahçenin en uzak köşesine
kadar cılız bir yılan gibi uzanan hortumun ucundan
biraz daha su aktı ve sonra o da kesildi.
Yakındaki köyden gelen bahçıvanın ona tembihlediği
gibi aralıklardan yürüyerek domates fidelerinin yanına
geldi. Yeşil yaprakların arasından birden çıkan kırmızı
gülücükler gibiydiler. Yavaşça eğildi, bir dizini
yere koydu ve bir elinde tabak öylece durdu.
|
|
| Daire
Tutkulu her insan gibi
tutkusunun geçmişini tüm ayrıntısıyla biliyordu. Aşkının
ne zaman ve nasıl başladığını kesin olarak hatırlıyordu.
Kendini bildi bileli en büyük isteği eliyle mükemmel
bir daireyi çizmekti. Hem de pergel ya da benzeri bir
alet kullanmadan, sanki bir pergelle çizilmiş gibi
duran mükemmel daireyi sadece çıplak elleriyle ve bir
kalemle çizmek istiyordu. |
|
| Öykü
güzel olsun diye...
Evimin kendi sakinliği
içinde bir akşam vaktiydi. İşten gelmiştim, yemeğimi
yemiş ve en önemlisi de iki günlük bulaşığımı yıkamıştım.
Çay ocağın üstünde sakin bir şekilde demleniyordu
ve ev sıcaktı. Mutfaktan tomurcuk kokusu yayılıyordu.
İnsan hayattan başka ne isteyebilir ki? |
|
|
A
harfinin istifası
Bütün gazetelere,
televizyonlara, haber ajanslarına ve belli başlı devlet
dairelerine aynı anda gelen ve nereden geldiği belli olmayan
bir mesajı kimse ciddiye almamıştı. Mesajda aynen şunlar
yazıyordu;
“Türkçe dilinde yürütmekte olduğum görevimden yarın
itibariyle (8.9.2005) ayrılıyorum (istifa ediyorum).
İmza
Alfabenin birinci harfi A
|
|
Bilinmez
gelecek
Geleceği bilmek istiyordu.
Bol pastalı ve bol dedikodulu günlerdeki kadınların kahve
fallarına olan düşkünlüğü yada gazeteyi açar açmaz günlük
yıldız falını okuyan şaşkın sekreter kızın merakı
gibi değildi bu. O kendi geleceğini tutkuyla bilmek
istiyordu. Bu tutku ne zaman ve nasıl başlamıştı hatırlamıyordu.
|
|
|
|
Elma
Kanunu
Kadim Mermon imparatorluğunun
16. Kralı büyük Kudesus tahta daha on iki yaşında geçmişti.
Henüz akıl baliğ olmadığı için, imparatorluğun
idaresini öğreninceye kadar ona küçük bir kral gibi
davranıldı ama idareden uzak tutuldu. Vezirler, danışmanlar,
akıl hocaları ve her daim geleceği bilen falcılardan oluşma
ufak bir ordu kadim Mermon imparatorluğunu eski kitaplarda
yazan kanunlar, hikayeler ve şiirlerden esinlenerek idare
ettiler.
|
|
|
|
Diğer
adam olmak
Siz hiç "diğer
adam" oldunuz mu? Bir kadının yaşamındaki iki
erkekten biri? Hani bir yerden sonra gözyaşlarına boğulan
itiraf konuşmalarında "O" diye adlandırılan o
adam oldunuz mu?
Zordur diğer adam olmak. Kanunların, toplumun ve hatta sizin
bile "başkasının kadını" dediğiniz bir kadını
sevmek zordur.
|
|
|
|
Işığı
Dinlemek
Eskimoların yazılmamış
geleneklerine uygun olarak bütün kabile yaşlı adamın çevresinde
bir çember olacak şekilde birleşmişti. Herkes gelmişti.
Zamanında kendisi de bir çok kere bu vedalaşmaya gelmişti
ya. Bu sefer uğurlanan olacaktı, uğurlayan değil. Yüzünde
sakin bir gülümsemeyle herkese tek, tek baktı. Kimilerinin
sadece elini tuttu, kimisini kucakladı.
|
|
|
|
Serçe
yağmuru
Gizli
bir istihbarat teşkilatının bina kompleksinden çok
sakin bir üniversite kampüsünü andıran yerin kapısından
içeri girdiğinde nedense kendini güvende hissederdi.
Servis arabası dışarıda bırakırdı herkesi. Bürosuna
kadar giden yolda yalnız yürürdü. Burası onun
kalesiydi. Kapıdaki askerler ve iki sivil görevli hiç
usanmadan
|
|
|
|
Nasıl
büyük satranç ustası oldum?
Üniversite yıllarında
satrançla ilgilenmiş olmama rağmen uzun yıllardır satranç
oynamıyorum ve oyunla neredeyse hiçbir alakam kalmadı.
Temel taş hareketleri ve birkaç standart oyun açılışı dışında
satranca dair hatırladığım pek bir şey yok. Buna rağmen
geçenlerde başımdan geçenlerden sonra satrançta
“Master” (Usta) unvanına sahip oldum. Doğrusu Makine Yüksek
Mühendisi, şair, yazar ve angut bilimkurgu yazarı sıfatlarından
sonra satrançta “Usta” olmak oldukça gurur verici.
|
|
|
|
S.Y.Ç.S
(Seri yaş çimento sapığı)
Gecenin köründe
çalan telefon uykumu bıçak gibi kesmişti. Böyle anlarda
eski Politbüro üyeleri kadar sevimli ve Elm sokağının
kabusu Freddy kadar insan sevgisiyle dolu olduğumu belirtmek
isterim. Telefonu açmadan önce saatime baktım. Çıkardığım
garip homurtu seslerini duyan biri, rahatlıkla evde bir ayı
beslediğimi düşünebilirdi. Gecenin üçünde arayıp beni
uykumdan uyandıran her kimse, umarım geçerli bir sebebi
vardı, yoksa uykumu böldüğü için onu sonsuz bir uykuya göndereceğimden
emindim.
|
|
O bir
melekti
Onu ilk defa bir yaz sabahı
güneşin yer yüzünü ilk öpüşüyle görmüştüm ve görür
görmez ağlamıştım.
|
|
Tesadüfi
nirvana
Ahmet beyin Nirvanaya ermesi
ilginç bir tesadüfle gerçekleşti. Geçmişine dönüp baktığımızda,
aslında onun hiç bir zaman nirvanaya ermek istemediği şaşırtıcı
gerçeği ile karşılaşırız. İşin garibi nirvana
kelimesini daha önce hiç duymamıştı ve doğal olarak da
ne anlama geldiğini bilmiyordu.
|
|
Boş bir
sayfa
Gün görmüş bir tanıdığımın
dediği gibi, “insanların egosunu, midesini ve ....’nı
şişiren her şey, bu memlekette çok iyi satar”. Bu basit
ilkeden yola çıkarak, insanların egosunu şişirecek bir iş
icat etmiştim: onların hayatlarını yazmak. Aslında bu işi
tesadüfen girmiştim.
|
|
Karma
puanım
Reenkarnasyonun en tatsız
tarafı, her yeniden doğuşta karma puanınızı hesaplatmak
için Karma Değerlendirme ve Hesaplama Merkezine (KDHM) uğramaktır.
Merkezin ancak bir solucanla yarışabilecek ağır bürokrasisi
ve kırtasiyeye olan şehvetli düşkünlüğü, yaşayan her
varlığı canından bezdirse de maalesef yüz bin yıldır
hala aynı sistem devam edip gitmekte.
|
|
Sevgili
dostlarım Marx, Einstein ve Nietzsche
Zayıflama rejimlerinden ve
futbol muhabbetlerinden öteye geçmeyen günlük sohbetlerden
ölesiye sıkılmıştım. Sohbet konularının çok basit
olması bir yana, insanların söyledikleri de neredeyse
birbirinin aynı sığ fikirlerdi. En farklı görünen yorum
bile ya gazetelerin köşe yazarlarından çalınmış, ya da
klişe fikirlerin biraz parlatılmış haliydi.
|
|
Otuz
ikiler
"Otuz ikiler diye bir
sey duydunuz mu Emin Bey?" dedi birdenbire.
"Otuz ikiler mi?" dedim saskinlikla. "Hayir hiç
duymadim. Nedir bu? Diş macunu markasi gibi"
|
|
|
|
Fotoğrafçı
(bitmemiş öykü)
Fotoğrafçının sıcak bir
ağustos öğle sonrasında elinde bir sürü bavul ve çantayla
kasabaya gelmesi büyüğünden küçüğüne kadar bütün
kasabalıları sevindirmişti. Geleceğini önceden
bildirmesine rağmen, otobüsten inince karşılaştığı
kalabalık karşılama komitesi fotoğrafçıyı önce şaşırtmış,
ardından güldürmüştü. Karşılama komitesi “merkezin gözüne
girmek” için her şeyi yapan işgüzar kaymakamın
marifetiydi. Kaymakam vali olmak istiyordu çünkü karısı
vali karısı olma hırsı içindeydi. Bir komite “teçhiz
etmiş” olmasına rağmen taşralı memurlara özgü
kompleksiyle fotoğrafçıyı karşılamaya bizzat kendi
gitmemişti. Meşhur bir fotoğrafçı olsa bile, kaymakamın
gözünde o bir sivildi ve bütün siviller gibi makam odasında
kabul edilmeliydi.
|