Bir çok Tersinoloji tarihçisi, termodinamiğin ikinci yasasını değiştiren termo-tersinatörün icat edilmesini Tersinoloji’nin başlangıcı olarak kabul ederler. İlk termo-tersinatör sonlu bir hacimde, ısı alışverişini sıcak kütleden soğuk kütleye değil de, soğuk cisimden sıcak kütleye olacak şekilde değiştirmişti. İlk bakışta bir mikrodalga fırından pek farkı olmayan, termo-tersinatörün içine bir bardak su konulup alet çalıştırıldığında, mucizevi sonuçlar ortaya çıkmıştı. Üst kısmı biraz daha sıcak olan suyun içinde, ısı akışı soğuk kısımdan sıcak kısma doğru gerçekleştiği için, çok kısa bir zaman içinde bardağın alt tarafı neredeyse mutlak sıfır sıcaklığa yaklaşırken, üst tarafta bulunan su buharlaştı. Eskiden kullanılan mikrodalga fırınların yerini alan termo-tersinatör, daha önce sadece bir uçuk bir hayal olarak görülen çalışan bir tersinatörün yapılabileceğini ispat etti.
Bilim insanlarının kafasını karıştırmaktan başka bir işleve sahip değilmiş gibi görünen termo-tersinator, akıllı bir girişimcinin çabalarıyla günlük yaşamda pratik bir kullanım alanı buldu. Termo-tersinatör çok kısa zamanda mikrodalga fırının yerini aldı. Her ne kadar mikro dalga fırından biraz daha fazla elektrik yaksa da, kişisel deneyimlerimden de bildiğim gibi tavuğu harika pişirdiği su götürmez bir gerçektir, özellikle de körili sosla.
Yine de tarihçiler arasında kabul görmüş genel kanı, tersinolojinin İva Mander ile başladığıdır. Mander’in Opus magnumu olarak kabul edilen “Tutsaklığımızın zincirleri: evren yasaları” adlı kitabı tersinolojinin amentüsü kabul edilen temel ilkeleri ortaya koyan devrimci bir manifestodur. “Emmanuel’in ıslak düşleri” adlı kitaptan sonra dünya dillerine en çok çevrilen bu kitap, daha sonra gelişecek olan tersinolojinin düşünsel alt yapısını oluşturmuştur.
Önce bilim eleştirisi olarak başlayan kitap, enfes bir kreşendo ile evrenin ve sonra da evren kanunların eleştirisine yükselir. Mander’in kendi cümleleriyle ifade edersek, tersinoloji basit olarak “en radikal antitezdir”. Mander kitabında şöyle der;
“Bu güne kadar bilim, var olan doğal olgulardan yola çıkarak bunları açıklamaya çalışan hipotezler, teoriler ve kanunlar oluşturmaya çalışmıştır. Sürekli deneyler yaparak ve gözlemle doğanın nasılını bulmaya uğraş vermiştir. Bu konuda epey başarılı olduğu şüphe götürmez bir gerçektir ama bilimin doğa karşısındaki konumu hep takip eden olarak kalmıştır. Doğa olguları yaratır ve biz de onu açıklamaya çalışırız. Bilim kadar insanın, doğa karşısındaki acziyetini bu kadar açıkça belli eden bir başka alan yoktur.
Artık biz insanlar doğayı gözlemeden, sıkıcı ve yorucu deneyleri yapmadan, sadece sonsuz hayal gücümüz ve bitmeyen isteklerimizle kanunları, hipotezleri ve teorileri oluşturacağız ve doğa da buna uygun olguları oluşturacak.
Takip eden ve takip edilen sıralaması değişecek, doğa gerçek anlamda bize boyun eğecektir.” (ibid. Sayfa 164).
Aynı kitapta, bu gün Mander Kanunları olarak geçen temel tersinoloji kanunlarını tanımlamıştır. Bir çok Mander kanunu olsa da temel olarak üç tanesi bilinir ve kullanılır.
1. Mander kanunu: Herhangi bir doğa kanunu sonlu bir hacimde farklı bir şekilde işleyecek şekilde değiştirilebilir.
2. Mander kanunu: Doğanın sonlu bir hacimde alışık olduğu tarzdan farklı bir şekilde işlemesi için onu ikna edin.
3. Mander kanunu: Doğayı ikna edemezseniz onu buna zorlayın.
Tersinolojiyi muhalifleri, Mander’in bunları ot kafasıyla yazdığını ileri sürmüşlerdir. Neşelenmek için ara sıra bazı kimyasalları kullandığı yönünde kuvvetli şüpheler vardır ama yine de böylesi bir dehaya yapılan bu haksız suçlamayı tarihe havale ediyorum. Elbette bunda Mander’in bilime karşı takındığı radikal tavrın da şüphesiz etkisi olmuştur. Kitabında bütün büyük bilim adamları, Mander’in keskin kaleminden nasiplerini almışlardır. Örneğin, Mander’e göre, başına elma düşen Newton’un “elma neden düşüyor, onu çeken bir şey mi var? yerine, “elma düşüyor ama düşmesi şart mı?” diye sorması gerekti. Mander’e göre fazlasıyla pasif olan bu yaklaşım yüzünden Newton’u ve de tabi ki belli başlı bir çok ünlü bilim insanını hainlikle suçlamıştır.
Mander’in bu radikal tavrını anlamak için onun içinde bulunduğu ruh halini kavramak gereklidir.Muhteşem eserini bile kendi imkanlarıyla yayınlatmak zorunda kalan ve bilim çevrelerinde bir sürü haksız ve alaycı eleştiriye maruz kalan Mander, 55 yaşında çıldırmış ve yaşamının geri kalan yıllarını evinde münzevi bir hayat sürerek geçirmiştir. Bu yüzden, ölmeden önce üzerinde çalıştığı “şişmanlatmayan makarna” ve klonlama ile “az konuşan kadın” yaratma projelerine sanırım anlayışla yaklaşmak gerekir. Tersinoloji sınırları içinde bile imkansız olan bu iki projeyi, onun içinde bulunduğu patolojik ruh haline bağlamak gereklidir.
Ne yazık ki her deha gibi yaşadığı sürece anlaşılamayan Mander, fikir babası olduğu tersinolojinin geliştiğini göremeden ve bir termo-tersinatörde pişen tavuğu yiyemeden yoksulluk ve yalnızlık içinde ölmüştür.
Mander’in ölümünden, ilk tersinatörün yapılmasına kadar geçen yaklaşık yüz yıllık periyot, tersinolojinin karanlık çağı olarak bilinir. Tersinoloji fikri bu süreçte yayılmış ve insanlar arasında kabul görmeye başlamıştı. Yine de, “tersine çevirin de görelim” diyen muhaliflerin neredeyse sapkın bir zevkle çıkan seslerini kesecek bir tersinatör ortalarda yoktu.
İşte bu ümitsizlik ve karanlık içinde, yazının başında bahsettiğimiz termo-tersinatör icat edildi. Şu anda kullandıklarımızdan daha ufak ve güçsüz olan evren kanunu değiştiricisi dalga bobiniyle çalışıyordu. Yine de ilk yapılan tersinatör, günümüzde kullanılan modern tersinatörlerle karşılaştırıldığında oldukça hantal ve verimsiz olsa da, insanlık ve bilim üzerinde, devrim kelimesinin bile yetersiz kaldığı bir etki yarattı. Değişmez olarak kabul edilen termodinamiğin ikinci yasası sonunda değişmişti. Her ne kadar bu değişim, sonlu bir hacimde olsa da (tersinoloji jargonunda buna kurtarılmış hacim denir), bilimin en temel paradigması olan fiziksel kanunların evrenin her yerinde geçerli olması ilkesini yıkmıştır.
Dikkatinizi sürekli olarak yanlış anlaşılan bir konuya çekmek istiyorum. Ters bilim adının çağrıştırdığı gibi hiç de bilim karşıtı bir akım değildir. Bir açıdan bakıldığında bilimin tersi gibi görünür ama kesinlikle bilim karşıtı değildir. Hatta bir çok tersiologcu, tersiolojinin bilimin tamamlayıcısı ve devamı olarak kabul ederler, tıpkı kimyanın simyanın devamı olmasına benzetirler. İçinde bulunduğunuz evreni açıklamak için insanoğlu dine, bilime ve felsefeye başvurmuştur. Bütün bu akımlar içinde elbette en gerçek ve spekülasyondan uzak olanı bilimdir. Ama bilim de, baştan kabul ettiği evreni açıklama misyonu ile ilelebet evren karşısında pasif bir konumda kalmıştır ve kalmaya devam edecektir. Evreni anlamaya çalışmak elbette soylu bir davranıştır ama daha da soylu olanı, evreni kendimize göre tekrar oluşturmaktır.
Termo tersinatörün yarattığı şaşkınlık (ve hatta panik) henüz geçmeden, Newton’un birinci hareket yasasını tersine eden terso-motor icat edildi. Bildiğiniz gibi Newton’un birinci hareket yasası duran cisimlerin durmaya devam etmek istediklerini, hareket edenlerin de aynı şekilde harekete devam etme eğiliminde olduğunu söyler. Terso–motor ise, ivmelendirici ve frenleyici kanun olarak iki tersleme işlemini yapmıştı. Gözden geçirilmiş ivmelendirici Newton hareket yasasında, duran cisim hareket etmek ister, ve hareket eden cisim de hareketine devam etme eğilimindedir. Bu ilkeyle hareket eden roketlerin en büyük dezavantajı kısa sürede ışık hızına çıkmaları olmuştur. Elbette terso-motor kapatıldığında, klasik hareket kanunları harekete geçmekte ve yavaşlamaktadır ama bu da yeterli olmamaktadır. Bu sorunu aşmak için de, revize edilmiş frenleyici hareket yasası icat edilmiştir; yani duran cisimler durmaya devam eder, hareket edenler de durmak isterler. Terso-motor bu haliyle çalıştırıldığında, fren etkisi göstermektedir. Ani duruş bazı yolcularda mide bulantısına yol açsa da, terso-motorun çok işe yaradığı kesindir. Einstein’ın görecelik teorisi ışık hızından yüksek hızları yasakladığı için, terso-motorun icat edilmesinden sonra “kabul edilebilir görecelik teorisi” tersinatörü icat edilmiştir. Bu tersinatör sayesinde artık E=mc2 olmaktan çıkıp E= m / c2 olmuştur. Bu yeni evren kanununun en iyi tarafı patlamayan atom bombaları olmuştur. Bu konuda daha detaylı bilgi için evrensel barış girişimcileri, anti-einstein grubunun web sitesini ziyaret edebilirsiniz.
Bunlar elbette ki tersinolojinin teknik açılımlarıydı. Ateş, buharlı makine, bilgisayar ve tabi ki fotokopi makinesi gibi büyük icatlar sadece var olan teknolojiyi ve insan yaşamını değil fakat aynı zamanda sosyal yapıyı da değiştirmişlerdir. Tersinolojinin de benzer şekilde toplum üzerinde radikal etkileri olmuştur.
Tersinolojiye en büyük muhalefet beklendiği gibi temeline dinamit koyduğu bilim dünyasından değil, din aleminden gelmiştir. Din adamlarına göre, Tanrının yarattığı evrende, onun koyduğu ve değişmez evren yasalarını değiştirmek düpedüz bir şirkti. Roma katolik kilisesi apar topar hemen tüm tersiologları aforozladı. Bununla yetinmeyip, tersinoloji ile ilgilenmenin, bu konuda araştırmalar yapmanın ve hatta tersinoloji ile çalışan herhangi bir cihazı kullanmanın tanrı katında affedilemez bir günah olacağını ilan etti. Fakat elbette bu büyük gelişim selinin önüne set çekmek mümkün olmadı. Geçmişte bilim ile din arasında yaşanan kıyasıya mücadele, bu sefer tersinoloji ile din arasında tekrar başladı. Yine de, tersinatorlerin ana bileşenlerinden biri olan “evren kanunu değiştirici dalga bobini” üreten firmanın en büyük hissedarının Roma Katolik kilisesi olması, bu konuda kilisenin iki yüzlü tutumunu gözler önüne seren kesin bir kanıttır.
Bazı radikal din yorumcuları, Tanrının koyduğu kuralların değiştirilmesini şirk olarak görmemişlerdir. Eğer evren yasaları bazı yerlerde geçerli değilse ve değiştirilebiliyorsa, değiştirilen hacim içinde Tanrının hükmü yoktur, hatta orada Tanrı bile yoktur sonucuna varmışlardır. Tanrının neden evrenin belirli yerlerinde olmadığı –ya da olamadığı- sorusuna ise, “Tanrının anlaşılmaz bilgeliği” gibisinden belirsiz ve oldukça yuvarlak bir cevap vermişlerdir. Kendilerince oluşturdukları bu mantık zincirini fütursuzca uzatarak, günahtan arındırılmış hacimler teorisini ortaya atmışlardır. Bu sapkın inanca göre, eğer tanrı belirli hacimler içinde yoksa, doğal olarak bu hacimler içinde günah da yoktur demişlerdir. Bu görüşü savunan bir din de ortaya çıktı. Teist, ateist, agnostik gibi farklı inanç biçimlerine parteistler de katılmışlardır. Parteistler, belirli yerlerde tanrıya inanırken, evren kanunlarının geçerli olmadığı hacimlerde tanrıya inanmıyorlar. Zaten parteist kelimesi de kısmi inanç kelimesinin karşılığıdır.
Parteistlerin ibadetlerini (daha doğrusu günahlarını) yapabilmelerini sağlayan ve her türlü günahın keyifle işlenebileceği günah odaları kısa zamanda piyasaya çıktı. 2 x 3 x3 metre boyutlarında olan günah odaları, herhangi bir evren kanununu bu hacim içinde değiştirerek, günahtan arındırılmış hacimler yaratmışlardır. Bu odaların içinde keyfince içki içen din adamlarını gören bazı sofu insanlar da benzer odalardan birer tane alarak evlerine koydular.
Uzak doğu kökenli dinler, tersinolojinin karma yasasını da değiştirebileceği korkusuna kapılarak tersinolojiye karşı çok radikal bir tavır almışlardır. Henüz karma yasasını değiştirebilen bir tersinatör yapılmamış olsa da, bir gün yapılabileceği gerçeği budist rahiplerin uykularını kaçırmaktadır.
Tersinolojinin ortaya çıkmasıyla dünyanın ve evrenin daha iyi bir yer haline gelip gelmediği epey tartışma götürür ama kesinlikle daha renkli hale geldiği su götürmez bir gerçektir. Örneğin, eskiden bilim insanlarının en büyük düşü her şeyin kanunu bulmaktı. Fakat tersinolojinin ortaya çıkmasıyla her şeyin kanunu yerine, her şey için bir kanun fikri gelişti. Ortaya o kadar çok evren kanunu çıktı ki, neredeyse bir evrensel kanun enflasyonu olduğunu söyleyebiliriz. Sürekli olarak ortaya çıkan yeni evren yasaları elbette bir karışıklık yaratıyordu. Ayrıca bazı yasaları kimin ilk önce bulduğu da bir sorun oluyordu. Bu karışıklığı gidermek için eski patent büroları gibi, doğa kanunları tescil büroları kuruldu. Yeni bulunan evren kanunları buralarda tescil edilebiliyordu. Elimizdeki kayıtlara göre, şu an itibariyle tescil edilmiş evrensel kanun sayısı 893 446’dır.
Bu kanunlar arasında yukarıda bahsettiğimiz anti-einstein kanunu gibi çok kullanışlı ve işe yarar kanunlar olduğu gibi abuk subuk ve sadece can sıkıntısından üretilmiş kanunlar da vardır. Termodinamiğin pembe kanunu buna güzel bir örnektir. Pembe termodinamik kanuna göre ısı, her zaman başka renkli cisimlerden pembe cisme doğru aktarılır. Bunun ne işe yaradığı, icat eden kişi dahil olmak üzere kimsenin bilmediği bir şeydir fakat yine de tersinolojinin neler yapabileceğini göstermesi açısından ilginç bir örnek teşkil etmektedir.
Gelmiş olduğu noktada, tersinolojinin başarıları tersiologlara yeterli gelmemektedir. Tersinolojinin kızıl elması sayılan, anti determinizm makine hala yapılabilmiş değildir. Her yıl verilen Iva Mander ödülünün bir gün anti determinizm makinasını bulan birine verileceğini bütün kalbimizle ümit ediyoruz.
Mehmet Emin Arı