|
bir
simyacı düşüdür bakışların
bir
papatya serinliği veren
dokundugu
her öksüz gölgeye
tül
perdelerin bile uyuduğu
o
yaz öğle sonlarında
bakışların
akar
gizemli
dağ göllerinin bağrından
okyanusların
sessizliğine
ah
o gözlerin,
pası
altına çeviren
o
ışıltılı gözlerin
|
|
|
|
Eksik
değilsin
Ekmekten,
tuzdan ve
sudan
Ekmek
kadar kutsal
Tuz
kadar hakkı olan
Su
gibi bereketli
Gülüşündür
imler
Ekmeksin,
tuzsun ve su
Eksiktir
her doğan gün
Eksiktir
ekmeksiz, tuzsuz ve susuz
Eksiktir
kapıyı açmadığın her gün
Kapı
aralığında yarım gövden
Ve
tastamam bir gülümsemen
Ekmek,
tuz ve su kadar kutsal
Ben
ki tur dağında Musa
Sen
ki
öpüp
alnıma koyduğum...
|
|
Ayakta
duruşun
Kapının
hemen yanında
Göğe
yükselen fıskiyeler tadında
Yok
inan kıskanmıyorum kapı kolunu
Ama
bilirim mutludur ellerinin sıcaklığında
Ve
şu oturduğum koltuk
Sincaplı
sırtından almış neşesini
Karar
tanrısı gelip okşar saçını
Zayıflamaya
karar verirsin
Ya
da bir dil öğrenmeye
Ve
sonra aylak bir omuz silkme
Ve
sanki
Uyuya
kalmış bir çocuğun terlemesi gibi,
“bir
şey sorabilir miyim?” derken
Yüzüne
yerleşen o utangaç soru işareti
|
|
|
|
tenin
ki
beyazın
içinde beyaz
o
gölgesiz dokunuş
hiç
bir zaman
eksik
degil ışığından
sen
ki
ilkbaharın
tersinden açan papatya
düz
kıvrımlı bir ovada
dağ
özlemi
yaz
başı şehveti
kış
serinliği |
|
gerdanında
başlardı
teninin
unutkanlığı
omuz
başında hatırlardın
o
ilk öpüşün utangaç tadını
sırtından
akardı tüm arzular
sincaplar
tavşanlar saklı
o
sonsuz öpüş
iki
kürek kemiğin ortası
|
|
|
|
Kahverengi
açardı gögüslerin
Beyaz
bir şahitliğin içinde
Bir
bardaktan dökülen şarap gibi
Kırmızılaşıyor
içtikçe
|
|
Sevmezsin
kenarı tırtıklı zamanları
Ve
eğik duran tabloları
Az
eksiksin kendinden
Belki
de bu yüzden
çokça
gülümsemen
yolda
yürürken dağılan ellerin
çocuksu
halinin dalgın hali
dokunur
yabancılara
ve
usulca dokunur hayata
saçların
ki
sanki
Kemeraltında bir dükkanın saçağı
güneş
kısalır
gölgeler
uzar
annenin
sesi gelir mutfaktan
bir
kedi miyavlar
ve
kahve sohbetinde
babanın
bitmeyen askerlik anıları
bir
vakitler
sevişirken
kapadığın gözlerin
ruhunun
en aydınlık kapısı
ah
meleğim!
işte
kutsal hayattır bu
beyaz
etegin gibi
sonsuza
uzanan
|
Sen
ki
Eski
zamanın yeni düşü
Patiskaların
rengi mi?
Yoksa
çeyizlik düşler mi?
Hangisi
denk düşer gülüşüne
sonsuza
uzanan bir etegin
ve
halhalı eksik bir ayak bileğin
bilir
misin?
Koltuğa
yayılıp gidişini
Sevecenlikle
elini koyduğun göbeğini
ve
o tenin,
sanki
bir mermerin terlemesi
|
|
|
Tarifi
en kolay cennetsin sen
Sokağın
başı kadar yakın
Postacıların
ezberinde bir gülüş
Beyaz
zarfların üstünde bir adres,
En
yakın cennet
Kocaman
göğüslü bir kadın
İçinde
bir kız çocuğu |
|
Tek
dileğim budur
Inanmadığım
tanrımdan
Bir
su verenin olsun susuz zamanlarında
Bir
başına dalıp gitme kendine
Bir
çokluğun olsun kendinden öte
“anne”
desinler
sana
Ben
ki hep
sana
gebe
Bir
gün bir düğün davetiyesi ile geliver
Ve
bir kırmızı kuşak
Senin
o sonsuz beyaz hayalinde
Beni
düşünme, merak etme
Ben
ki
inanmadığı
tanrının en çok sevdiği adam
bundandır
azabım
bundan
|
|
|
|
Bir
bulut duruyor üstünde hep
Kimseler
görmüyor
İnan
sen bile.
Sevdalıdır
sana
bilirim
Ama
kıskanmam
Çünkü
sevdalı bulutun gölgesi
gülüşünün
yaz akşamı serinliği
|
|
Çicek
mi?
Yoksa
gögüslerin mi bağrında açan
Ya
şu gülümsemenin çocukluğuna ne demeli
Yeni
kesilmiş çimenler gibi kokan
|
|
|
|
Ak
akça kara gün için gülüşün
Kırk
haramilerin aşkıydın
Kırkı
da üzgün aşktan
Binbir
gece anlatmıştım ben seni
Ve
o unutulmaz öpüşün
Bin
ikinci gecede
Hep
sakındım gögüslerinden
Kanatmasın
diye tenimi
O
Gül dikeni
O
sonsuz yapraklı gülün dikeni
|
|
Muhakkak
bir balık adı öğrenelim
Ege
denizinde ikamet edelim
Ve
çocuk ismi bulalım Çincede
Milyarların
içinde bir tane
Ve
muhakkak çiceklerin isimlerini ezberleyelim
en
az dört renkli bir bilmece
ve
unutma
usulca
gözünü kapa
omzunu
öptüğümde
|
|
|
|
ben
dümdüz bir yoldan geldim
sana
eğrisiz
bir şarkı vardı dudaklarımda
ve
dümdüz bakıyorum gözlerine
çünkü
eksik değilsin kendinden
eksik
değilim kendimden
ve
hep şimdiki zamanda konuşuyoruz
çünkü
kutsadık tüm bir geçmişi
eğreltisiz
bir gelecekten
|
|
kısa
kalmış dün gibi duruyor bakışların
gün
ışığının ikindisinde,
gerdanından
başlıyor buhurlar
ve
omuz başında bitiyor zaman
sonra
hepsini topluyor gülümsemen
adı
şefkatli anne olan
|
|
|
|
Beyaz
kolsuz elbisenin
40
yıl borcu vardır
sana
bir
acı kahve içmiş gibi
kardeşlik
etmiş saçlarına
|
|
Dalgın
bir yaz akşamıydı
Bilmiyorum
papatyalar
isimlerini biliyorlar mıydı?
Inan
belirsizdi
Denizin
bir çocukluğu olduğu
Üç
adımda geçiverilir gibiydi okyanus
Ama
üçüncü adımı atacak kimseler yoktu
Okul
duvarları kadar neşeliydi akşam
Ve
beklerdi zil sesini
Sanki
çığlıklar gibi çocuk adımları
Mutluydum
elbette
Adımı
unutacak kadar
Sonra
da bir rüzgar esti
Çocukluğum
geldi dizimin dibine
Okyanusu
anlat dedi o sarı saçlı çocuk
Ve
sol avucunda bir saklı okyanus
|
|
|
|
Ah
bitanem
Sevdiğin
kediler gibi ol
dokuz
canlı ol
dokuz
kat arşın üstünde
günlerce
gelinlik ara
bir
yorgunluğun bu olsun
tüm
bir hayatın içinde
tek
bir leke kalsın üstünde
gelip
geçen zamanın içinde
bir
tek babanın gözyaşı
bir
gümüş makasla kesilmiş
kırmızı
kurdela üstünde
bir
yerde tesadüfen karşılaşalım
bir
elin elimde
bir
elin çocuğunun elinde
hanımlı
beyli konuşalım
sanki
hayatı anlatır gibi
ve
eksik olmasın o gülümsemen
o
ki
hiç
dinmeyen martı fırtınası
geceleri
gördüğüm en uzak yıldızdın sen
kol
mesafesinde erişelemeyen
|